

The Good Place — Season 2 Episode 12
Words & meanings
560 words
CEFR level
itici tip
In scenekaba veya sevimsiz kişi
Stop being such a skank
Bu kadar itici olmayı bırak
iğrenç kişi
hoş olmayan veya saldırgan kişi
He is such a skank
O tam bir iğrenç kişi
sürtük
çok sayıda cinsel partneri olan kadın
Nobody likes that skank
Kimse o sürtüğü sevmez
ahlaksız kadın
hoş olmayan veya ahlaksız kadınlar için kullanılan hakaret
She called her a skank
Ona ahlaksız kadın dedi
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
Viktorya dönemi
In sceneKraliçe Viktorya zamanına ait veya o dönemin özelliklerini taşıyan
She lives in a Victorian house
Viktorya dönemine ait bir evde yaşıyor
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
kandırmak
In scenebirini gerçek olmayan bir şeye inandırmak
He is tricking his friend
Arkadaşını kandırıyor
hayranlık
In scenebirine veya bir şeye duyulan beğeni ve saygı hissi
I have great admiration for her work
Onun çalışmalarına büyük bir hayranlık duyuyorum
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
video
In scenehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
kalsiyum
In scenekemik ve dişlerde bulunan sert bir madde
Milk is rich in calcium
Süt kalsiyum bakımından zengindir
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
mutlu
In scenemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
el arabası
In sceneeşyaları taşımak için kullanılan tekerlekli küçük araç
He pushed the cart
El arabasını itti
seyyar araba
In scenemal satmak için kullanılan küçük araç
He bought some snacks from the cart
Atıştırmalıklarını o seyyar arabadan aldı
araba ile taşımak
bir şeyi tekerlekli bir araç kullanarak bir yerden başka bir yere götürmek
He carted the boxes to the warehouse
Kutuları depoya arabayla taşıdı
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
kazanmak
In sceneçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
sistem
In scenebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
gökkuşağı
In scenegökyüzünde oluşan renkli yay
Look at the beautiful rainbow
Güzel gökkuşağına bak
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
Looney Tunes
Warner Bros tarafından üretilen bir çizgi film serisi
I grew up watching Looney Tunes
Looney Tunes izleyerek büyüdüm
kaçık
zihinsel dengesi yerinde olmayan veya çok tuhaf
They are acting like absolute looney tunes
Onlar tam bir kaçık gibi davranıyorlar
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
orta
In sceneiki uç nokta arasında olan
I want a medium coffee
Orta boy bir kahve istiyorum
araç
In scenebir şeyi yapma yolu
Television is a powerful medium of communication
Televizyon güçlü bir iletişim aracıdır
medyum
ölülerin ruhlarıyla iletişim kurduğunu iddia eden kişi
The medium claimed to speak to ghosts
Medyum hayaletlerle konuştuğunu iddia etti
inek
In sceneakademik veya teknik konulara aşırı ilgi duyan
My friend is quite nerdy about astronomy
Arkadaşım astronomi konusunda oldukça inek
ev yapımı
In scenefabrikada değil evde yapılmış
I love homemade cookies
Ev yapımı kurabiyeleri severim
sahte
In scenegerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
bencil
In scenesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
davranmak
In scenebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
fark
In sceneşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
park etmek
In scenebir aracı bir yere bırakmak
Park the car here
Arabayı buraya park et
park
ağaçların ve çimlerin olduğu kamusal alan
I go to the park
Parka giderim
kurulmak
bir yere rahatça yerleşip oturmak
You can park yourself on the couch
Koltuğa kurulabilirsin
korku
In sceneani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ölüme yakın
ölmeye çok yakın olan
He was near death
Ölüme yakındı
gururlu
In scenebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
kuşak
In scenebel çevresine veya omuzdan aşağıya takılan uzun kumaş şerit
She wore a red sash
Kırmızı bir kuşak takmıştı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
ahlaki
In scenedoğru ve yanlış davranışlarla ilgili
It is a moral issue
Bu ahlaki bir mesele
ahlak dersi
bir olaydan çıkarılan ders veya öğüt
The moral of the story is to be honest
Hikayeden çıkarılacak ders dürüst olmaktır
herkes
In scenebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
buhar çıkarmak
In scenedışarıya buhar vermek
The pot is steaming
Tencere buhar çıkarıyor
öfke veya gerginlik
yoğun baskı veya öfke duygusu
He needed to blow off some steam
Biraz stres atmaya ihtiyacı vardı
güç
bir işi yapabilme kuvveti
The project lost steam halfway through
Proje yarı yolda gücünü kaybetti
hızla ilerlemek
bir araçla çok hızlı hareket etmek
The train steamed into the station
Tren istasyona hızla girdi
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
kafes
In scenehayvanları tutmak için kullanılan parmaklıklı alan
The bird is in the cage
Kuş kafesin içinde
kafese kapatmak
bir şeyi kapalı bir alanda tutmak
They had to cage the animal
Hayvanı kafese kapatmak zorunda kaldılar
kafese koymak
bir hayvanı kapalı bir alanda tutmak
Do not cage the bird
Kuşu kafese koyma
penis
In sceneerkek cinsel organı
Dong is a slang word
Dong argo bir kelimedir
pratik
In scenekullanım için uygun ve kolay
This is a practical solution
Bu pratik bir çözüm
şans
In scenetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
tavsiye
In scenekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
teknik olarak
In scenekesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
kural gereği
tam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
başka türlü
In scenebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
neyse
In sceneönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
geçen yıl
içinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
çeşit
In scenefarklı şeylerden oluşan grup
They offered a sortment of services
Çeşitli hizmetler sundular
asla
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Like hell I will help him
Ona yardım etmek mi asla
deliler gibi
çok hızlı veya büyük bir enerjiyle
He ran like hell to catch the bus
Otobüsü yakalamak için deliler gibi koştu
garanti etmek
In scenebir şeyin gerçekleşeceğine dair söz vermek
I guarantee you will love this movie
Bu filmi seveceğinizi garanti ederim
dobra
In scenenezaket gözetmeden doğrudan söyleyen
He is very blunt
O çok dobradır
köreltmek
bir şeyin etkisini veya keskinliğini azaltmak
The drug blunted the pain
İlaç ağrıyı hafifletti
esrarlı puro
içi boşaltılıp esrarla doldurulmuş puro
He smoked a blunt
Esrarlı bir puro içti
kör
keskin olmayan
This knife is blunt
Bu bıçak kör
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişeli
huzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
söz
In scenebirinin söylediği şey
Her saying was very surprising
Onun söylediği şey çok şaşırtıcıydı
atasözü
yaygın olarak bilinen kısa ifade
It is an old saying
Bu eski bir atasözüdür
söyleme
bir şeyi kelimelerle ifade etme eylemi
Saying the truth is always important
Doğruyu söylemek her zaman önemlidir
ödül
In sceneiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
kaka
In scenevücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
çöp
In scenedüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kız
In scenegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
She is a cool chick
O havalı bir kız
kız
In scenegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
Look at that chick over there
Şuradaki kıza bak
civciv
özellikle tavuk yavrusu olan küçük kuş
The chick is yellow
Civciv sarıdır
harika
In sceneçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
olay örgüsü
In scenebir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
gizli plan yapmak
gizlice bir plan hazırlamak
They plotted to overthrow the king
Kralı devirmek için gizli plan yaptılar
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
budala
In scenecan sıkıcı veya aptal kimse
Stop acting like a twerp
Budala gibi davranmayı bırak
emsal
In scenegelecek için rehber olarak kullanılan önceki bir olay
This court case set a legal precedent
Bu dava hukuki bir emsal oluşturdu
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
öpmek
In scenesevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
taç
In sceneözel günlerde takılan dekoratif taç
The princess wore a diamond tiara
Prenses elmas bir taç taktı
taç
kadınların taktığı mücevherli başlık
The princess wore a sparkling tiara
Prenses parlayan bir taç taktı
konu
In scenebir konuşmanın veya yazının temel meselesi
What is the topic of the lesson
Dersin konusu ne