

The Good Place — Season 3 Episode 5
Words & meanings
550 words
CEFR level
hesap
In scenekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
esneklik payı
bir şeyi değiştirme özgürlüğü
We have some wiggle room in our schedule
Programımızda biraz esneklik payımız var
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
teknik olarak
In scenekesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
kural gereği
tam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
yedi
In sceneyiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
zahmetle taşımak
In scenebir şeyi büyük bir çabayla veya ağırlıkla taşımak
I had to schlep all my heavy bags home
Tüm ağır çantalarımı eve zorla taşımak zorunda kaldım
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
durum
belirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
ahiret
In sceneölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Do you believe in the afterlife?
Ahirete inanıyor musun?
ahiret
In sceneölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Many religions teach about the afterlife
Birçok din ahiret hakkında öğretiler sunar
öbür dünya
ölümün ardından devam ettiğine inanılan varlık
He wondered what the afterlife would be like
Ölümden sonraki yaşamın nasıl olacağını merak ediyordu
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kötü yer
hoş olmayan veya kötü bir mekan
This neighborhood is a bad place to live
Bu mahalle yaşamak için kötü bir yer
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
ses
In scenekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göz kulak olmak
birini korumak veya güvenliğini sağlamak
He looks out for his sister
Kız kardeşine göz kulak olur
dikkat etmek
bir şeyin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için çevreye bakmak
Look out for cars when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
yazmak
In sceneklavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
tür
kategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
kaba
In scenenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
filozof
In scenebilgi ve gerçekliğin doğasını inceleyen kişi
Socrates was a famous philosopher
Sokrates ünlü bir filozoftu
emekli olmak
In sceneiş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
cesaret
In scenetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
çocuklar için
In sceneçocuklar için yapılmış veya uygun olan
They have a kiddie pool in the garden
Bahçede çocuklar için bir havuz var
çocuk
küçük yaşta olan kimse
Look at those happy kiddies
Şu mutlu çocuklara bak
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
parçalara ayırmak
bir şeyi daha küçük parçalara bölmek
Let's break down the project into steps
Projeyi adımlara ayıralım
bozulmak
çalışmayı durdurmak
My car broke down yesterday
Arabam dün bozuldu
kendini tutamayıp ağlamak
duygusal bir şekilde ağlamaya başlamak
She broke down in tears
Gözyaşlarına boğuldu
basitleştirerek açıklamak
bir şeyi daha kolay anlaşılması için küçük parçalara ayırıp anlatmak
She broke down the plan for the team
Planı ekip için basitleştirerek açıkladı
yıkmak
birinin direncini veya özgüvenini kırmak
The constant criticism broke him down
Sürekli eleştiri onu yıktı
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
yapışkan madde
In sceneyoğun, ıslak ve yapışkan madde
There is some green goo on the floor
Yerde biraz yeşil yapışkan madde var
olmadan idare etmek
genellikle sahip olunan bir şey olmadan idare etmek
I can't go without my coffee in the morning
Sabahları kahvem olmadan idare edemem
görevi görmek
birinin veya bir şeyin işlevini yerine getirmek
The sofa can act as a bed
Kanepe yatak görevi görebilir
kutsal
In sceneTanrı ile ilgili veya dini açıdan saygıdeğer olan
The cow is a sacred animal in India
İnek, Hindistan'da kutsal bir hayvandır
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
sır olarak sakla
bir şeyi başkalarına anlatmamak
Please take it to the grave
Lütfen bunu mezara kadar götür
başlamak
bir işe girişmek
You take it from here
Buradan devamını sen getir
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
geliştirmek
In scenebir şeye sahip olmaya başlamak
He developed a bad habit
Kötü bir alışkanlık edindi
gelişmek
daha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
tab etmek
fotoğrafları çıkarmak için filmi işlemek
I need to develop this film
Bu filmi tab ettirmem gerekiyor
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
ziyaret etmek
In scenebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
kazanmak
In sceneçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
çöp
In scenedüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
ruhsat
In scenebir şey yapma izni veren resmi belge
He has a valid fishing licence
Geçerli bir balıkçılık ruhsatı var
şekil
In scenebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
biçim
In scenebir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
belirleme
In scenebir şeyin ne olduğunu anlama veya ismini söyleme
She is identifying the birds
O kuşları belirliyor
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
silmek
In scenebir yüzeyi sürterek temizlemek
Wipe the table
Masayı sil
bitkin
çok yorgun
I am completely wiped
Tamamen bitkinim
silmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak veya temizlemek
He decided to wipe the hard drive clean
Sabit diski silmeye karar verdi
heyecanlandırmak
In sceneçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
arkasında
In scenebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
anlam
In scenebir sözcüğün ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
önem taşımak
önemli veya değerli olmak
You mean a lot to me
Benim için çok önem taşıyorsun
yani
bir durumu açıklığa kavuşturmak için kullanılan ifade
It is hot I mean boiling
Hava sıcak yani kavurucu
kastetmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
çoğunlukla
In scenebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
dahil etmek
In scenebir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
kapsamak
bir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
müşteri
In scenemal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
müşteri
mal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
zaman çizelgesi
In sceneolayların ne zaman gerçekleşeceğini gösteren plan
The project timeline is very strict
Proje zaman çizelgesi çok katı
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre düzenlendiği bir liste
I added the events to the timeline
Olayları zaman çizelgesine ekledim
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre listesi
We created a timeline of historical events
Tarihi olayların bir zaman çizelgesini oluşturduk
yüzme havuzu
In sceneyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
doğaüstü
In scenebilimle açıklanamayan olaylar veya durumlar
He likes paranormal stories
Doğaüstü hikayeleri seviyor
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
boyut
In scenebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
beden
bir nesnenin standart ölçüsü
I need a smaller size
Daha küçük bir bedene ihtiyacım var
boyut
nesnelerin fiziksel büyüklüğü
The size of the box is small
Kutunun boyutu küçük
beden
giysiler için kullanılan ölçü
Do you have this shirt in my size
Bu gömleğin benim bedenim var mı
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
halka
In scenebaşlangıcı veya sonu olmayan yuvarlak şekil
The string forms a loop
İp bir halka oluşturuyor
bilgi ağı
bilgi paylaşan kişilerin oluşturduğu grup
Please keep me in the loop
Lütfen beni gelişmelerden haberdar et
dahil etmek
birini bir gruba veya konuşmaya eklemek
Please loop me in on the project
Lütfen beni projeye dahil et
döngü
sürekli olarak tekrarlanan bir dizi
The song is playing on a loop
Şarkı sürekli döngüde çalıyor
eylem
In sceneyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
hoşça kal
In sceneayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
stres
In sceneendişeli veya baskı altında hissetme durumu
Work causes me a lot of stress
İş bana çok stres yaşatıyor
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
endişe veya baskı duygusu
I feel a lot of stress at work
İşte çok stres hissediyorum
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
uğruna
In scenebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sonuççuluk
In scenebir eylemin doğruluğunun sonuçlarına bağlı olduğunu savunan ahlak kuramı
Consequentialism is an important ethical theory
Sonuççuluk önemli bir ahlak kuramıdır
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
yıkmak
In scenebirini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
beş parasız
hiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
bozuk
çalışmayan veya iyi durumda olmayan
This chair is broke
Bu sandalye bozuk
yaşam tarzı
In scenebir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
meydana gelmek
In scenegerçekleşmek veya olmak
The accident occurred at midnight
Kaza gece yarısı meydana geldi
dövmek
birini defalarca vurmak
They beat up the thief
Hırsızı dövdüler
eski püskü
eski ve kötü durumda olan
I have a beat up car
Eski püskü bir arabam var
hırpalamak
bir şeye defalarca vurmak
He beat up the old door
Eski kapıyı hırpaladı
ağır eleştirmek
birini çok sert bir şekilde eleştirmek
The reporter beat up the politician over his policies
Muhabir politikaları yüzünden siyasetçiyi çok ağır eleştirdi
dövmek
birine vurarak veya kavgada ona zarar vermek
The bully tried to beat him up
Zorba onu dövmeye çalıştı
cömertlik
In scenenazik ve verici olma özelliği
I appreciate your generosity
Cömertliğin için minnettarım
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
hoşça kal
birinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
sonsuza kadar
In scenetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
suyunu sıkmak
In scenemeyve veya sebzelerden sıvı çıkarmak
I will juice the apples
Elmaları sıkacağım
özsu
In scenemeyve veya sebzelerin içindeki doğal sıvı
The leaf has a sticky juice
Yaprağın yapışkan bir özsuyu var
canlandırmak
bir şeyi daha güçlü veya canlı hale getirmek
They need to juice up the plan
Planı canlandırmaları gerekiyor
nüfuz
kararları etkileme gücü veya yeteneği
He has the juice to get the project approved
Projenin onaylanmasını sağlayacak nüfuzu var
kapı
In scenebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
In scenegirişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
In scenebir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
elbette
In sceneevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
yemek bölümü
bir yemeğin parçası
The main course was fish
Ana yemek balıktı
rota
gidilecek yön veya yol
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
yemek bölümü
bir öğünün sunulan kısımlarından her biri
The soup was the first course
Çorba ilk yemek bölümüydü
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
bağış
In scenebir kişiye veya gruba yardım etmek için verilen şey
She made a donation to the hospital
Hastaneye bir bağış yaptı
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı