

The Good Place — Season 3 Episode 9
Words & meanings
502 words
CEFR level
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
tebrikler
In scenebirinin başarısından dolayı duyulan mutluluğu belirten sözler
Congrats on your new job
Yeni işin için tebrikler
anladım
In scenekarşıdakinin ne dediğini anladığını belirtmek
Gotcha, I will do it
Anladım, yapacağım
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
gezegen
In scenebir yıldızın etrafında dönen büyük ve yuvarlak gök cismi
The Earth is known as the blue marble
Dünya mavi bir gezegen olarak bilinir
mermer
inşaatlarda kullanılan sert ve pürüzsüz bir taş
The floor is made of marble
Yerler mermerden yapılmış
misket
oyunlarda kullanılan küçük cam veya taştan top
He played with a glass marble
Cam bir misket ile oynadı
sınır
In sceneizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
kanayan yer
In scenekanayan bölge veya parça
The nurse found the bleeder
Hemşire kanayan yeri buldu
kolay kanayan kişi
kolayca kanayan kimse
He is a bleeder
O kolay kanayan biridir
vay be
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
detaylı plan
In scenebir şey için hazırlanmış ayrıntılı plan
This is the blueprint for the new building
Bu, yeni binanın detaylı planı
uyarı
dikkat çekmek için yapılan bildirim
Give me a heads up
Bana bir ön uyarı yap
yukarı çıkmak
daha yüksek bir yere doğru gitmek
We will head up the mountain
Dağa doğru çıkacağız
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
She will head up the new project
Yeni projeyi o yönetecek
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
dondurma
sütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
yedi
In sceneyiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
normal
In scenealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
sıradan
In sceneher zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
başarısız kişi
In scenebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kaybeden
kazanamayan kişi
He is the loser of the game
Oyunun kaybedeni o
kaybeden
sürekli başarısız olan veya yenilen kimse
He felt like a loser after the game
Maçtan sonra kendini bir kaybeden gibi hissetti
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
imkansız
In sceneyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
onurlandırmak
In scenebirine büyük saygı ve hayranlık göstermek
We honour the brave soldiers
Cesur askerleri onurlandırıyoruz
onur
bir kişinin iyi ahlakı veya toplumsal saygınlığı
He defended his honour in the argument
Tartışmada onurunu savundu
sayın yargıç
bir hakime hitap ederken kullanılan saygılı ifade
I have a question Your Honour
Sayın yargıç bir sorum var
yerel
In scenebelirli bir bölgeye veya yere ait olan
I like local food
Yerel yemekleri severim
yerli
In scenebelirli bir bölgede yaşayan kimse
Ask a local for directions
Yön tarifi için bir yerliye sorun
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
unutma
In scenebir şeyi hatırlayamama hali
I am forgetting the password
Şifreyi unutuyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I am forgetting his name
Onun adını unutuyorum
yalnız
In scenetek başına kaldığı için üzgün
I felt very lonely in the new city
Yeni şehirde kendimi çok yalnız hissettim
yalnız
yalnız olduğu için üzgün olan
I feel lonely
Yalnız hissediyorum
kimsesiz
kimsesi olmadığı için mutsuz olan
He is a lonely man
O kimsesiz bir adam
yalnız
tek başına olduğu için üzüntü duyan
She feels lonely
Yalnız hissediyor
baş belası
sorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
heyecanlandırmak
In scenebirini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
çok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
merak uyandırıcı
In sceneöğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
sürükleyici
In scenedikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
ilk yardım
doktor gelmeden önce hasta veya yaralı birine yapılan acil bakım
Everyone should know first aid
Herkes ilk yardım bilmeli
acil müdahale
kaza durumunda profesyonel yardım gelene kadar uygulanan temel destek
They provided first aid at the scene
Olay yerinde ilk yardım uyguladılar
ilk yardım
yaralı veya hasta bir kişiye verilen acil tıbbi yardım
Everyone should know basic first aid
Herkes temel ilk yardımı bilmeli
takıntı yapmak
In scenebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
geçmiş
In sceneşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
en iyi arkadaşlar
en çok sevilen ve güvenilen kişiler
We are best friends
Biz en iyi arkadaşız
en iyi arkadaş
en samimi arkadaş
They are best friends
Onlar en iyi arkadaşlar
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
muhasebeci
In scenefinansal kayıtları tutan kişi
She works as an accountant
Muhasebeci olarak çalışıyor
muhasebeci
In scenefinansal kayıtları tutan ve kontrol eden kişi
The accountant checked the company books
Muhasebeci şirket defterlerini kontrol etti
sözde
gerçekte öyle olmadığı ima edilen
His so called friend lied to him
Sözde arkadaşı ona yalan söyledi
sözde
henüz kanıtlanmadan öyle olduğu iddia edilen
The so-called expert made a mistake
Sözde uzman bir hata yaptı
sözümona
aslında öyle olmadığı halde öyle olduğu söylenen
He is a so-called friend
O sözümona bir arkadaş
sözde
bir ismin veya tanımın doğru olmadığını belirtmek için kullanılır
His so called expert opinion was wrong
Onun sözde uzman görüşü yanlıştı
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
nehir
In scenedoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
gerçek
In scenedoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
şebekeden bağımsız
kamu sistemlerine veya hizmetlerine bağlı olmayan
They live off the grid in the mountains
Dağlarda şebekeden bağımsız yaşıyorlar
bilardo
In scenemasada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
yüzme havuzu
yüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
yürekten
In scenegerçek ve derin duygularla yapılan
He gave a heartfelt apology
Yürekten bir özür diledi
konuşmak
In scenebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
kötü yer
hoş olmayan veya kötü bir mekan
This neighborhood is a bad place to live
Bu mahalle yaşamak için kötü bir yer
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
yağ çekmek
In scenebirini mutlu etmek için aşırı övmek
He flattered the manager to get the job
İşi almak için müdüre yağ çekti
iltifat etmek
birine güzel sözler söylemek
She flattered him with her words
Sözleriyle ona iltifat etti
pohpohlamak
birinden çıkar sağlamak için aşırı derecede övgüde bulunmak
He tries to flatter his boss for a promotion
Terfi almak için patronunu pohpohlamaya çalışıyor
tamam
In sceneonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
gizlice
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyecek şekilde
He secretly left the room
Odadan gizlice ayrıldı
adamak
In scenebir amaca zaman veya çaba harcamak
He dedicated his life to science
Hayatını bilime adadı
adamak
bir işe zaman veya emek vermek
He decided to dedicate his life to science
Hayatını bilime adamaya karar verdi
cennet
iyi insanların ölümden sonra gittiği varsayılan yer
Everyone hopes to go to a good place when they die
Herkes öldüğünde iyi bir yere gitmeyi umar
iyi bir durum
hayatta olumlu bir hal veya koşul
She is finally in a good place in her life
Sonunda hayatında iyi bir noktada
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
kendinden emin
In scenekendine güvenen
She is confident in her skills
Yetenekleri konusunda kendinden emin
hemoroid
In scenerektum veya anüsteki ağrılı damar şişliği
She has a painful haemorrhoid
Ağrılı bir hemoroidi var
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
çekici kişi
In sceneçok çekici olan kişi
He is such a hottie
O çok çekici biri
kurtarmak
In scenebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
modası geçmiş
geçmişteki tarzları veya yöntemleri takip eden
Her dress is very old fashioned
Onun elbisesi çok modası geçmiş
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
modern veya güncel olmayan
That dress looks very old fashioned
O elbise çok eski moda görünüyor
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
masum
In scenezarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
suçsuz
yanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
kanka
In sceneözellikle aynı mahalleden olan yakın arkadaş
He is my homie
O benim kankam
hemen
In scenebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
ayak izi
In sceneayağın bıraktığı iz
I saw a footprint in the sand
Kumda bir ayak izi gördüm
ayak izi
bir kişinin veya kuruluşun çevre üzerindeki etkisi
We should reduce our carbon footprint
Karbon ayak izimizi azaltmalıyız
ahiret
In sceneölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Do you believe in the afterlife?
Ahirete inanıyor musun?
ahiret
ölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Many religions teach about the afterlife
Birçok din ahiret hakkında öğretiler sunar
öbür dünya
ölümün ardından devam ettiğine inanılan varlık
He wondered what the afterlife would be like
Ölümden sonraki yaşamın nasıl olacağını merak ediyordu
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
fotoğraf
In scenekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
öf
In scenerahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
dikkat et
tehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the car
Arabaya dikkat et
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
kanıt
In scenebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
şeffaf bant
eşyaları birleştirmek için kullanılan yapışkanlı şerit
I used scotch tape to wrap the gift
Hediyeyi paketlemek için şeffaf bant kullandım
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
söyledi
In scenebir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
dile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
denim
In scenekot pantolon yapımında kullanılan dayanıklı pamuklu kumaş
I like wearing denim jackets
Denim ceketler giymeyi severim
suçlamak
In scenebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
vıcık vıcık
In sceneıslak yumuşak ve kaygan olan
The snail felt slimy
Salyangoz vıcık vıcık hissettiriyordu
günlük
In sceneresmi olmayan, rahat
I prefer casual clothes
Günlük kıyafetleri tercih ederim