

The Good Place — Season 4 Episode 3
Words & meanings
633 words
CEFR level
şeker
In sceneşekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
şekerleme
şekerden yapılan tatlı yiyecek
She bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldı
şekerleme
şeker veya çikolatadan yapılan tatlı yiyecek
I bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldım
şeker
şekerden yapılmış küçük tatlı parça
She gave me a piece of candy
Bana bir parça şeker verdi
yorum
In scenesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
ruh
In sceneinsan zihni düşünceleri ve duyguları
Music can affect the human psyche
Müzik insan ruhunu etkileyebilir
gaza getirmek
birini çok heyecanlandırmak veya heveslendirmek
He tried to psyche himself up for the game
Maç için kendini gaza getirmeye çalıştı
bir seferde
her bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
yardımcı
In sceneyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
beyin
In scenedüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
In scenebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
pfft
In scenebir şeyin önemsiz veya saçma olduğunu belirtmek için çıkarılan ses
Pfft, that is not true
Pfft, bu doğru değil
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yürümek
In sceneayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
uzun adımlarla koşmak
In sceneuzun ve rahat adımlarla ilerlemek
The wolf lopes through the forest
Kurt ormanda uzun adımlarla ilerliyor
insan
erkek, kadın veya çocuk
Every human being is unique
Her insan benzersizdir
insan
bir birey olan insan
Every human being deserves respect
Her insan saygıyı hak eder
duygu
In scenesevgi, öfke veya üzüntü gibi güçlü bir his
Love is a strong emotion
Sevgi güçlü bir duygudur
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
hiç
In sceneçok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
uzaktan
uzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
mantar
In scenesapı ve şapkası olan bir mantar türü
I like mushrooms on my pizza
Pizzada mantarı severim
mahalle
In scenebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
zeki
In sceneakıllı veya öğrenme hızı yüksek olan
He is a brainy student
O zeki bir öğrencidir
eşlik etmek
In scenebiriyle bir yere beraber gitmek
I will accompany you to the airport
Havaalanına sana eşlik edeceğim
düzeltmek
In scenebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
acı çekmek
In sceneacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
zor dönem
zor veya tatsız bir deneyim
He is having a hard time at school
Okulda zor zamanlar geçiriyor
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
kolon temizliği
In scenekalın bağırsağın suyla temizlenmesi işlemi
She decided to have a colonic.
Kolon temizliği yaptırmaya karar verdi.
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
bırakmak
In scenebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
sonunda
In sceneuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
yelpaze
In scenefarklı şeylerin tamamını kapsayan geniş aralık
The company offers a broad spectrum of services
Şirket geniş bir hizmet yelpazesi sunuyor
tamamen
In scenehiçbir şarta veya kısıtlamaya bağlı olmadan, tam anlamıyla
He rejected the offer outright
Teklifi tamamen reddetti
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
amaçlamak
bir şeyi yapmaya çalışmak veya hedeflemek
They look to expand their business
İşlerini büyütmeyi amaçlıyorlar
yapamamak
In scenebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
daha hafif
In sceneağırlığı eskisinden az olan
This bag is lighter than the other one
Bu çanta diğerinden daha hafif
çakmak
ateş yakmaya yarayan küçük alet
He used a lighter to light the candle
Mumu yakmak için çakmak kullandı
aydınlatıcı
ışık veren nesne
This lamp acts as a lighter for the room
Bu lamba oda için aydınlatıcı görevi görüyor
daha açık
rengi daha az koyu veya aydınlık olan
This blue shirt is lighter
Bu mavi gömlek daha açık
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
büyüleyici
In sceneaşırı derecede ilgi çekici
The lecture on space was riveting
Uzay hakkındaki konferans büyüleyiciydi
sürükleyici
insanı içine çeken ve dikkati toplayan
The book was so riveting I could not put it down
Kitap o kadar sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım
perçinleme
perçin kullanarak metal parçalarını birleştirme işlemi
Riveting is used to assemble the ship hull
Perçinleme gemi gövdesini monte etmek için kullanılır
sesle ilgili
In sceneinsan sesiyle ilgili olan
He has great vocal range
Harika bir ses aralığı var
açık sözlü
görüşlerini özgürce dile getiren
She is very vocal about her beliefs
İnançları konusunda çok açık sözlüdür
harika
In sceneçok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
uyuşturucu
zihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
aptal
zekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
açık
In sceneaçık ve net bir şekilde ifade edilen
He gave explicit instructions
Açık talimatlar verdi
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
fıkra
In scenesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
sık sık
In scenebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
tedavi
In scenebir hastalığı iyileştirmek için uygulanan bakım
The patient needs special treatment
Hastanın özel tedaviye ihtiyacı var
tedavi
hastaya uygulanan tıbbi bakım
He needs urgent treatment
Acil tedaviye ihtiyacı var
kaplama
bir pencere için örtü veya süsleme
She chose a modern window treatment
Modern bir pencere kaplaması seçti
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
küçük deniz kızı
bir deniz kızı hakkındaki ünlü çocuk masalının ana karakteri
The Little Mermaid is my favorite fairy tale character
Küçük Deniz Kızı en sevdiğim masal karakteridir
felsefe
In scenehayat veya dünya hakkındaki düşünceler bütünü
He has a simple philosophy of life
Onun basit bir yaşam felsefesi var
felsefe
In scenebilgi gerçeklik ve varoluş üzerine yapılan çalışma
She decided to study philosophy at university
Üniversitede felsefe okumaya karar verdi
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
rahatlamak
In scenesakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
gevşemek
gerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
gaza getirmek
birini çok heyecanlı veya enerjik hissettirmek
The coach fired up the team
Koç takımı gaza getirdi
çalıştırmak
bir makineyi veya cihazı başlatmak veya açmak
Fire up the laptop
Dizüstü bilgisayarı çalıştır
yatak açma hizmeti
otel odasının gece uykusu için hazırlanması işlemi
The hotel offers turn down service every evening
Otel her akşam yatak açma hizmeti sunuyor
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
ilgi
In scenebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
stresli
In sceneendişe veya baskıya neden olan
My job is very stressful
İşim çok stresli
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
keşfetmek
In scenebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
dedikodu
In scenebaşkaları hakkında konuşulan resmi olmayan haberler
What is the latest goss at work
İş yerindeki son dedikodular neler
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
In scenebir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
blog
In scenebelirli konular hakkında yazıların paylaşıldığı kişisel web sitesi
I read a travel blog
Bir gezi bloğu okuyorum
blog
düzenli güncellenen gayriresmi tarzda web sitesi
I read a technology blog
Teknoloji hakkında bir blog okuyorum
internet günlüğü
kişinin deneyimlerini veya fikirlerini yazdığı site
She writes a personal blog
Kişisel bir internet günlüğü yazıyor
blog yazmak
bir web sitesinde içerik yayınlamak
They blog about their travels
Gezileri hakkında blog yazıyorlar
seçenek
In sceneseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
rahatlamak
In scenesakinleşmek ve endişelenmeyi bırakmak
Just chillax and enjoy the music
Sadece rahatla ve müziğin tadını çıkar
araçta
In scenegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta
karakter
In scenehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir hikayedeki kişi
The main character is brave
Ana karakter cesurdur
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
bağlantı
In sceneiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
mecazi
In scenegerçek anlamı dışında kullanılan
This is a metaphorical expression
Bu mecazi bir ifadedir
sözleşme
In sceneher iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
yol
In scenebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
patika
yürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
düzenli
In scenemantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
akor
In sceneaynı anda çalınan müzik notaları grubu
He played a C major chord
Do majör akorunu çaldı
keşiş
In scenedini bir toplulukta yaşayan erkek
The monk lives in a monastery
Keşiş bir manastırda yaşıyor
keşiş
In scenedini bir toplulukta yaşayan ve hayatını ibadete adayan erkek
The monk lives in a monastery
Keşiş bir manastırda yaşıyor