

The Good Place — Season 4 Episode 9
Words & meanings
505 words
CEFR level
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
kendine güven
In scenebir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
özgüven
In scenekişinin kendinden emin olma durumu
She speaks with confidence
Özgüvenle konuşuyor
güven
birine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
gizli
kimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
bar mitsva
Yahudilikte erkek çocukların yetişkinliğe adım attığı dini tören
He is celebrating his bar mitzvah today
Bugün bar mitsva törenini kutluyor
bar mitzvah
13 yaşındaki bir erkek çocuk için düzenlenen Yahudi ergenlik töreni
He celebrated his bar mitzvah last weekend
Geçen hafta sonu bar mitzvah törenini kutladı
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
tam anlamıyla
In scenekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
süt
In scenegıda veya içecek olarak kullanılan hayvanlardan elde edilen beyaz sıvı
I drink milk every morning
Her sabah süt içerim
bitkisel süt
In scenebitkilerden elde edilen kremsi içecek
I prefer almond milk in my coffee
Kahvemde badem sütünü tercih ederim
sağmak
bir memeliden süt elde etmek
He learned to milk the cow
İneği sağmayı öğrendi
sömürmek
bir durumdan mümkün olduğunca fazla fayda sağlamak
He tried to milk the situation for all it was worth
Durumu olabildiğince sömürmeye çalıştı
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
örümcek ağı
In sceneörümceklerin böcekleri yakalamak için yaptığı yapışkan ağ
The spider is spinning a web
Örümcek ağ örüyor
internet
tarayıcılar aracılığıyla erişilebilen küresel bilgisayar ağı
I found the information on the web
Bilgiyi internette buldum
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
aptal
In scenesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
bir ara
In scenebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
In scenebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
geçmek
In scenebir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
In sceneşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
dergi
In sceneciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük
kişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
uğramak
bir yere kısa süreliğine gelmek
You should come on by later
Daha sonra uğramalısın
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
öğrenciler
In sceneokulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
öğrenciler
bir okulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
lisansüstü
In sceneüniversiteyi bitirip daha ileri seviyede eğitim alan öğrenci
Most grad students are very busy
Çoğu lisansüstü öğrencisi çok meşguldür
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
yoğun
In sceneçok güçlü veya aşırı
The competition was intense
Rekabet yoğundu
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hava
In scenebir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
duygu
In sceneduygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
aile
In sceneaile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
insanlar
bir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
buğulu
In sceneince bir tabaka ile kaplı
Her eyes were filmy with tears
Gözleri yaşlardan dolayı buğuluydu
tül gibi
çok hafif, ince ve neredeyse şeffaf olan
She wore a filmy dress
O tül gibi bir elbise giymişti
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
In scenedaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
In scenebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
hile yapmak
In sceneavantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hile yapmak
avantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
ahiret
In sceneölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Do you believe in the afterlife?
Ahirete inanıyor musun?
öbür dünya
In sceneölümün ardından devam ettiğine inanılan varlık
He wondered what the afterlife would be like
Ölümden sonraki yaşamın nasıl olacağını merak ediyordu
ahiret
ölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Many religions teach about the afterlife
Birçok din ahiret hakkında öğretiler sunar
kapmak
In scenebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
minyatür
In scenebir şeyin çok küçük kopyası
He has a miniature car
Onun minyatür bir arabası var
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
emmek
In scenevakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucked the thumb
Bebek başparmağını emdi
berbat olmak
çok kötü veya nahoş olmak
The movie sucked
Film berbattı
boyun
In scenebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
hoşça kal
In sceneayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
konuşmak
bir şeyler söylemek
He can say a few words
Birkaç kelime söyleyebiliyor
söylemek
bir şeyler anlatmak veya sözcükleri seslendirmek
He wants to say a few words
Birkaç söz söylemek istiyor
reddetti
In scenebir şeyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
reddedilmiş
kabul edilmeyen
His application was rejected
Başvurusu reddedildi
reddedilen
kabul edilmeyen bir şey
It was a rejected item
Reddedilen bir üründü
kızgın
In scenegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
varış noktası
In scenebirinin gittiği yer
We reached our destination
Varış noktamıza ulaştık
çok
In scenebir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
aşırı derecede
çok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
terapi
In scenekişisel sorunlar için profesyonel destek
She is going to counseling
Terapiye gidiyor
danışmanlık
profesyonel tavsiye ve destek
He needs career counseling
Kariyer danışmanlığına ihtiyacı var
danışmanlık
birine yapması gerekenler hakkında verilen öneriler
He received counseling on his career
Kariyeri hakkında danışmanlık aldı
çok
In scenebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
almak
In scenebir şeye sahip olmak
I am getting a gift
Bir hediye alıyorum
razı olmak
bir şeye evet demek
I am getting him to agree
Onu razı ediyorum
olmak
belirli bir duruma girmeye başlamak
It is getting late
Geç oluyor
çıkma
bir yerden dışarıya doğru gitme
He is getting out of the car
O arabadan çıkıyor
oturma yeri
In sceneüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
In scenebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
düzeltmek
In scenebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
durum
belirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
gerçek
In scenehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
numara
In scenegerçek olmayan bir durumun sergilendiği oyun
The whole meeting was just a charade
Tüm toplantı sadece bir numaraydı
gerçek
In scenegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
kravat
In sceneboyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
aynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağlamak
bir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
bağ
iki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
varlık
In scenegerçek veya canlı olma durumu
The existence of water is essential
Suyun varlığı esastır
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
kesin olarak
bir daha değişmeyecek şekilde son kez
Let's settle this once and for all
Hadi bunu kesin olarak çözelim
en genç
In sceneyaşı en az olan
She is the youngest in her class
Sınıfındaki en genç kişi o
en küçük
yaşı az olan
He is the youngest of the siblings
O kardeşlerin en küçüğü
yazmak
In scenekitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
In scenebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
olasılık
In scenegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
toplantı
In scenebelirli bir amaçla bir araya gelen insan grubu
The gathering started on time
Toplantı zamanında başladı
toplama
bir yerde bir araya gelme veya getirme
We are gathering all the information
Tüm bilgileri topluyoruz
buluşma
bir araya gelmiş insan topluluğu
It was a small family gathering
Küçük bir aile buluşmasıydı
buluşma
sosyal veya iş amaçlı bir araya gelme
We planned a small gathering
Küçük bir buluşma planladık
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar