

The Queen's Gambit — Season 1 Episode 7
Words & meanings
580 words
CEFR level
hediye
In scenebirine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
olay
In sceneönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
ağır karşılamak
bir olay karşısında derin bir üzüntü duymak
He took the bad news very hard
Kötü haberi çok ağır karşıladı
ile birlikte
birine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
kale piyonu
satrançta başlangıçta kalenin önünde bulunan piyon
He moved his rook pawn forward
Kale piyonunu ileri sürdü
seviye
In scenekalite veya miktar ölçeğindeki konum
The water level is high
Su seviyesi yüksek
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binanın bir seviyesi veya dairesi
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
önde gelen
In sceneherkes tarafından bilinen ya da önemli olan
He is a prominent scientist
O önde gelen bir bilim insanıdır
belirgin
kolayca görülebilen veya fark edilebilen
The statue is in a prominent position
Heykel belirgin bir konumda
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
azim
In scenegüçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
dövüş
şiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yetim veya öksüz
In sceneanne ve babası ölmüş çocuk
He became an orphan at a young age
Genç yaşta yetim kaldı
yetim veya öksüz bırakmak
birini bakımsız veya desteksiz bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim bırakmak
bir çocuğu anne ve babasız bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
belirli
In scenebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
farkında
In scenebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
konum
In scenebir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
In sceneücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
tutum
In scenebir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
müdür
In scenebir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
bir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
yönetmen
filmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
şişe
In scenesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
reddetmek
In scenebir teklifi veya daveti kabul etmemek
I had to decline the invitation
Daveti reddetmek zorunda kaldım
azalmak
daha küçük veya daha zayıf hale gelmek
The population began to decline
Nüfus azalmaya başladı
meslektaş
In sceneaynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
bir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
yetimhane
In sceneebeveynleri olmayan çocukların yaşadığı yer
He grew up in an orphanage
O, bir yetimhanede büyüdü
canlanmak
In scenedaha mutlu veya enerjik hale gelmek
He perked up after the coffee
Kahveden sonra canlandı
yan hak
bir iş veya durum nedeniyle elde edilen ek avantaj
Free coffee is a great perk
Ücretsiz kahve harika bir yan haktır
hoşça kal
vedalaşırken kullanılan bir ifade
So long, see you later!
Hoşça kal, sonra görüşürüz!
taşınmak
In scenebir yerden başka bir yere yerleşmek
He moves to a new city
Yeni bir şehre taşınıyor
hamleler
romantik ilgi göstermek için yapılan davranışlar
He has some smooth moves
Etkileyici hamleleri var
hamle
bir hedefe ulaşmak için yapılan adım
Chess moves require careful thought
Satranç hamleleri dikkatli düşünmeyi gerektirir
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
dizi
In scenebirbirini takip eden şeyler bütünü
The sequence of numbers is long
Sayı dizisi uzun
sıralamak
öğeleri belirli bir düzene göre dizmek
Please sequence the events correctly
Lütfen olayları doğru bir şekilde sıralayın
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
attı
In sceneistenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
He threw the broken chair away
Kırık sandalyeyi attı
attı
bir şeyi kuvvetle havaya fırlattı
He threw the ball
Topu attı
fırlattı
bir şeyi güç kullanarak havaya savurmak
He threw the ball to me
Topu bana fırlattı
tetikte olmak
bir şeyi fark etmek için dikkatli davranmak
You should be on the lookout for suspicious activity
Şüpheli bir duruma karşı tetikte olmalısın
tartışma konuları
bir görüşme veya toplantıda ele alınacak ana noktalar
We need to agree on the talking points
Tartışma konuları üzerinde anlaşmamız gerekiyor
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
neredeyse
In scenetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
açılış
In scenebir şeyi başlatma eylemi
The opening of the store is tomorrow
Mağazanın açılışı yarın
açıklık
girilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
boş pozisyon
mevcut olan bir iş veya pozisyon
Is there a job opening here?
Burada boş bir iş pozisyonu var mı?
açılış
bir yerin halka ilk kez açıldığı etkinlik
We went to the grand opening of the new store
Yeni mağazanın büyük açılışına gittik
tehlikeli
In scenezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
şaşırtmak
In scenebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
In scenebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
satranç tahtası
In scenesatranç oynamak için kullanılan kareli tahta
We set up the pieces on the chessboard
Taşları satranç tahtasına dizdik
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
durulmak
In scenesakinleşmek ve berraklaşmak
The dust began to settle
Toz çökmeye başladı
çözmek
bir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yetinmek
beklediğinden daha kötü bir şeyi kabullenmek
He had to settle for a cheaper car
Daha ucuz bir araba ile yetinmek zorunda kaldı
kınanması gereken
In scenegüçlü bir şekilde eleştirilmeyi hak eden
His behavior was truly reprehensible
Davranışı gerçekten kınanması gerekendi
hiçbir yer
In scenehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
belki
In scenemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
temizleme
In scenekirleri giderme işlemi
Cleaning the floor takes time
Yerleri temizlemek zaman alır
kuru temizleme
yıkanması veya temizlenmesi gereken giysiler
I take my coat for cleaning
Paltomu kuru temizlemeye götürüyorum
temizlik
bir yerin temizlenmesi süreci
The room needs a cleaning
Odanın temizliğe ihtiyacı var
temizlik
bir yeri kir veya dağınıklıktan arındırma eylemi
Cleaning the kitchen takes a lot of time
Mutfağı temizlemek çok zaman alıyor
Bayan
In sceneevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
sessizce
In sceneaz veya hiç gürültü yapmadan
Please speak quietly
Lütfen sessizce konuş
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
kumar oynamak
In scenebir oyun veya olay üzerine para riske atmak
He likes to gamble on horse races
At yarışlarında kumar oynamayı sever
kumar oynamak
para kazanmak amacıyla şans oyunlarına katılmak
He likes to gamble on cards
Kart oyunlarında kumar oynamayı sever
riske atmak
bir şeyi tehlikeye sokmak
He decided to gamble his life on this mission
Bu görev için hayatını riske atmaya karar verdi
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
gazete
In scenegünlük haber yayını
I read the morning paper
Sabah gazetesini okudum
makale
özellikle akademik yazılmış çalışmalar
He wrote a research paper
Bir araştırma makalesi yazdı
kağıt
yazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
yormak
In scenebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
tavsiye
In scenene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
sekiz
In scenesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
sağ bek
futbolda savunmanın sağındaki mevki
He plays as a right back
O sağ bek olarak oynuyor
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I will go right back to work
Hemen işe geri döneceğim
hemen
çok kısa bir süre içinde
I will be right back
Hemen geri geleceğim
tekrar çalışır durumda
bir kesintiden sonra yeniden faal hale gelmek
The system is right back
Sistem tekrar çalışır durumda
sonuçlar
In scenebir eylemden sonra ortaya çıkan durum
You must face the consequences of your actions
Eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmelisin
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
başarı
In sceneçaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
her yerde
In sceneher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
tarz
In scenebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
bir şeyin yapılma biçimi veya görünüş şekli
She has a unique personal style
Kendine özgü bir tarzı var
stil
belirli bir biçim veya tasarım
This house is in a modern style
Bu ev modern bir stilde
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
hiçbiri
In scenebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
boyunca
In scenetüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
moral bozucu
In scenebirinin güvenini veya umudunu kaybetmesine neden olan
It was a demoralizing defeat
Moral bozucu bir yenilgiydi
evlenmek
In scenebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
uyumak
gözler kapalı şekilde dinlenmek
It is time to go to sleep
Uyuma vakti geldi
fragman
In scenebir filmin bölümlerini gösteren kısa tanıtım videosu
I watched the movie trailer
Filmin fragmanını izledim
römork
bir araç tarafından çekilen tekerlekli taşıyıcı
The car has a small trailer
Arabanın küçük bir römorku var
karavan
insanların içinde yaşadığı hareketli konut
They live in a small trailer
Küçük bir karavanda yaşıyorlar
mobil ev
tekerlekli şasi üzerine inşa edilmiş yaşam alanı
This is a modern mobile home
Bu modern bir mobil ev
standart
In sceneolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
mütevazı
In scenekibirli veya gururlu olmayan
He is a humble man
O mütevazı bir adamdır
mütevazılaştırmak
birinin kendisini daha az önemli hissetmesini sağlamak
The loss humbled the champion
Mağlubiyet şampiyonu mütevazılaştırdı
alçakgönüllü yapmak
birinin kendini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onu alçakgönüllü yaptı
sonuç
In scenebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
etik
In scenedoğru ve yanlış hakkında bir kural
He has a strong sense of personal ethic
Güçlü bir kişisel etik anlayışına sahip
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi