

The Walking Dead — Season 8 Episode 15
Words & meanings
768 words
CEFR level
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
kilise
In sceneinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
kilise binası
Hristiyanların dua etmek için gittiği bina
We visited the historic church building
Tarihi kilise binasını ziyaret ettik
ara sokak
In scenebinalar arasında kalan dar sokak
The cat ran down the alley
Kedi ara sokağa doğru koştu
belirgin
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen
It was apparent that she was tired
Yorgun olduğu belliydi
faydalı
In sceneyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
karşılamak
In scenebir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
okul gezisi
özellikle öğrenciler için düzenlenen kısa yolculuk
The class went on a field trip to the museum
Sınıf müzeye bir okul gezisine gitti
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
yıkım
In scenebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
ağırlık
In scenebir şeyin ağırlığı
He felt the heft of the book
Kitabın ağırlığını hissetti
ağırlık
önem veya etki
His opinion carries significant heft
Onun fikri önemli bir ağırlık taşıyor
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
yoldaşlık
In scenebir grup arasındaki arkadaşlık ve güven duygusu
The teammates share a strong sense of camaraderie
Takım arkadaşları arasında güçlü bir yoldaşlık duygusu var
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
parazitik
In sceneparazitle ilgili olan
This is a parasitic plant
Bu parazitik bir bitkidir
kendini küçümsemek
kendi değerini veya yeteneğini olduğundan az görmek
Don't sell yourself short
Kendini küçümseme
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
savunmak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
motive edici konuşma
birine kendini daha özgüvenli hissettirmek için yapılan kısa konuşma
The coach gave the team a pep talk
Antrenör takıma motive edici bir konuşma yaptı
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
eski
In scenegeçmişte öyle olan
He is my erstwhile partner
O benim eski ortağım
pısırık
In scenecesareti veya gücü olmayan
He is too dickless to stand up for himself
Kendini savunamayacak kadar pısırık
rasta
In sceneuzun ve ince parçalar şeklinde bükülmüş saç
He has long dreads
Onun uzun rastaları var
çok korkmak
bir şey hakkında çok korkmuş veya endişeli hissetmek
I dread the dentist
Dişçiden çok korkarım
etkinlik
In sceneplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
maske
In sceneyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
kurutulmuş
In scenesuyu alınmış
I like dried apricots
Kurutulmuş kayısıları severim
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
hayatta kalma
In sceneyaşamaya devam etme durumu
Food and water are necessary for survival
Yiyecek ve su hayatta kalmak için gereklidir
uymak
In scenetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
günler boyu
uzun bir süre boyunca her gün gerçekleşen
He worked hard day after day
Günler boyu sıkı çalıştı
acımasız
oldukça sert ve saldırgan
The election became a bare knuckle fight
Seçim acımasız bir mücadeleye dönüştü
çıplak yumruk
eldiven olmadan yapılan dövüş
He fought a bare knuckle match
Çıplak yumrukla bir maça çıktı
eldivensiz
dövüş esnasında eldiven kullanılmayan
They had a bare knuckle fight
Eldivensiz bir dövüş yaptılar
tarif etmek
In scenebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
takım
In sceneberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
berbat
In sceneçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
işçi
In scenebir işte çalışan kişi
He is a hard worker
O çalışkan bir işçidir
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
doğru
In scenehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
gerçek hayat
hikayelerde veya oyunlarda değil gerçek dünyada gerçekleşen
This doesn't happen in real life
Bu gerçek hayatta olmaz
sardalya
In scenegenellikle konservede satılan küçük yağlı bir balık
I like eating sardines
Sardalya yemeyi severim
umut etmek
In scenebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
her ne olursa olsun
In sceneher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
acele etmek
çok hızlı hareket etmek veya davranmak
We need to move in double time
Hızlıca hareket etmemiz gerekiyor
çifte ücret
normalin iki katı olan ödeme miktarı
He earns double time on Sundays
Pazar günleri çifte ücret kazanıyor
acele etmek
normalden daha hızlı çalışmak veya yürümek
We must double time to finish the job
İşi bitirmek için acele etmeliyiz
yüksek tempo
çok hızlı bir hız veya oran
They completed the task at double time
Görevi yüksek tempoda tamamladılar
çok hızlı
çok hızlı bir şekilde
I'll be back lickety quick
Çok hızlıca döneceğim
gerçek
In scenehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
yeniden tahsis
In scenebir şeyin farklı bir kişiye veya yere verilmesi işlemi
The company decided on a reallocation of resources
Şirket kaynakların yeniden tahsisine karar verdi
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
vahşi doğa
In sceneinsanların veya binaların bulunmadığı doğal alan
They spent a week in the wilderness
Vahşi doğada bir hafta geçirdiler
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
yerine
bir şeyin yerine
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
yerine
başka bir şeyin yerine
I had tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
çekmek
In scenebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
oyun oynamak
In scenedürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
In scenebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
psikotik
In sceneciddi bir zihinsel bozukluğu olan
He was diagnosed as psychotic
Psikotik olduğu teşhis edildi
hızla
In sceneaniden ve kontrolsüz bir hızla
He rushed headlong into the forest
Ormana hızla daldı
affetmek
In scenebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
hâlâ
In sceneşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
deneme ateşi yapmak
ateşleyerek test etmek
They will test fire the new missile tomorrow
Yeni füzeyi yarın deneme ateşine tabi tutacaklar
avlu
In sceneetrafı duvarlarla çevrili açık alan
They sat in the courtyard
Avluda oturdular
teslimat
In scenemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
kırpmak
In scenemakasla küçük parçalar halinde kesmek
She snipped the thread
İpliği kesti
atmak
In scenebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
parazit
In scenebaşka bir canlı üzerinde veya içinde yaşayan canlı
Some parasites live in the blood
Bazı parazitler kanda yaşar
başarmak
bir şeyi başarmak veya elde etmek
He achieved his goal
Hedefine ulaştı
belirgin
In sceneaçık ve kolayca görülebilen
It was evident that she was happy
Mutlu olduğu belliydi
üstesinden gelmek
zorluklara rağmen başarılı olmak
She managed to rise above the criticism
Eleştirilerin üstesinden gelmeyi başardı
kabul etmek
In scenebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
In scenebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
davet etmek
In scenebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
aynı hizada
In scenebir yüzeyle aynı seviyede olan
The panel is flush with the wall
Panel duvarla aynı hizada
suyla temizlemek
bir şeyi su akışı ile temizlemek
Flush the pipes
Boruları suyla temizle
floş
poker oyununda aynı seriden olan kartlar
He won with a flush
Floşla kazandı
kızarmak
utanç veya sıcaklık nedeniyle yüzün kızarması
Her face flushed red
Yüzü kıpkırmızı oldu
başarmak
In sceneözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
yerleştirmek
In sceneeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım