You — Season 1 Episode 2
Words & meanings
672 words
CEFR level
vakur
In scenesaygı uyandıracak şekilde sakin ve ciddi
She maintained a dignified silence
Vakur bir sessizliğini korudu
tokmak
In scenenesnelere vurmak için kullanılan ağır başlıklı alet
He used a mallet to shape the wood
Ahşabı şekillendirmek için bir tokmak kullandı
modası geçmiş
geçmişteki tarzları veya yöntemleri takip eden
Her dress is very old fashioned
Onun elbisesi çok modası geçmiş
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
modern veya güncel olmayan
That dress looks very old fashioned
O elbise çok eski moda görünüyor
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
eski moda
geçmişten gelen günümüzde artık kullanılmayan tarz veya düşünce
This dress is very old fashioned
Bu elbise çok eski moda
biraz
In sceneaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
In scenebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
aşırı çalıştırmak
In scenebirini kapasitesinin üzerinde çalıştırmak
The company should not overwork its employees
Şirket çalışanlarını aşırı çalıştırmamalı
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
plan
In scenebir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
In scenebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
kısa kesmek
In scenebir etkinliği bitmeden önce durdurmak
We had to cut our meeting short because of an emergency
Acil bir durum yüzünden toplantımızı kısa kesmek zorunda kaldık
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
simgesel isim
In scenebelirli bir özelliğin veya görüşün kusursuz örneği olarak görülen kişi
He became the poster boy for the movement
O hareketin simgesel ismi oldu
genelinde
In scenebir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
karşıya
bir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
ayrıcalık
In sceneözel bir avantaj veya fayda
Education is a privilege
Eğitim bir ayrıcalıktır
gösterişli
In sceneparlak renkler veya tarzla dikkat çeken
He wears flashy clothes
Gösterişli kıyafetler giyer
meme ucu
In scenegöğüs üzerindeki süt üreten küçük çıkıntı
The baby is nursing at the nipple
Bebek meme ucundan emiyor
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
In scenebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
zehir
In scenehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
insanlar
In scenebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tahmin
In sceneemin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
In scenekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin etmek
In sceneemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
kitapçı
In scenekitap satılan yer
I am going to the bookstore
Kitapçıya gidiyorum
enayi
In scenekolayca kandırılabilen kişi
Don't be such a chump
Bu kadar enayi olma
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
dikkate değer şekilde
In scenegöze çarpacak biçimde
The results were notably better this time
Sonuçlar bu sefer dikkate değer şekilde daha iyiydi
uluslararası
In scenebirden fazla ülke ile ilgili olan
He works for an international company
Uluslararası bir şirket için çalışıyor
uluslararası
birçok ülkede faaliyet gösteren büyük iş kuruluşu
They work for an international company
Uluslararası bir şirkette çalışıyorlar
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
müdür
In scenebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
ücretsiz
In scenebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
muaf
bir şeyden kurtulmuş veya bir şeye sahip olmayan
He is free from pain
O acıdan muaftır
yolda
In sceneevden uzakta, özellikle bir yolculukta olmak
He has been on the road for two weeks
İki haftadır yollarda
aniden
In scenebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
kanıt
In scenebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
durdurmak
In scenebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
süt ürünleri
In scenesütten yapılan gıdalar
I don't eat dairy
Süt ürünleri yemem
anlaşmayı kesinleştirmek
In scenebir anlaşmayı resmiyete dökmek
They shook hands to seal the deal
Anlaşmayı kesinleştirmek için el sıkıştılar
inkar edilebilirlik
In scenebir şeyin doğru olmadığını söyleyebilme durumu
He wanted plausible deniability
Makul bir inkar edilebilirlik istedi
inkar imkanı
bir şeyi reddetme yeteneği
The plan gave them deniability
Plan onlara inkar imkanı sağladı
hak etmek
In scenebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
hissetti
In scenedokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
yazmak
In scenebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
In scenebir metin meydana getirmek
I will write a book
Bir kitap yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bilgiyi bir belgeye veya kayda geçirmek
Please write your name on the form
Lütfen adınızı forma yazın
klostrofobik kişi
In scenekapalı alan korkusu olan kimse
He is a claustrophobic
O bir klostrofobik
klostrofobik
küçük ve kapalı alanlarda rahatsızlık hisseden
I feel claustrophobic in this room
Bu odada klostrofobik hissediyorum
bilemek
In scenebir şeyi keskinleştirmek veya bir beceriyi geliştirmek
She needs to hone her skills
Becerilerini geliştirmesi gerekiyor
çaldı
In scenebaşkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He stole my phone
Telefonumu çaldı
şal
omuzlara veya boyna sarılan uzun şal
She wore a silk stole with her dress
Elbisesiyle birlikte ipek bir şal taktı
çıplak
In sceneörtülmemiş veya gizlenmemiş
He walked with bare feet
Çıplak ayakla yürüdü
açmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü veya kaplamayı kaldırmak
He bared his arm to show the tattoo
Dövmeyi göstermek için kolunu açtı
diyet
In sceneyenen yiyeceklerin planlanması
I am on a diet
Diyetteyim
diyet
normalden daha az kalori içeren
I bought a diet soda
Diyet bir gazoz aldım
bir ara
In scenebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
In scenebir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
In sceneher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
gerçekten
In scenegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
tam anlamıyla
kelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
konu değişimi
In scenekonuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
kapalı
In sceneaçık olmayan
The book is closed
Kitap kapalı
kapalı
girişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
aşırı derecede
In sceneçok aşırı bir şekilde
The movie was insanely good
Film aşırı derecede iyiydi
kolay
In sceneyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
ancak
In scenebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ruj
In scenedudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
kepçe
In scenesıvıları servis etmek için kullanılan büyük kaşık
Use the ladle to serve the soup
Çorbayı servis etmek için kepçeyi kullan
kepçe
sıvı yemekleri servis etmek için kullanılan uzun saplı büyük kaşık
She used a ladle to serve the soup
Çorbayı servis etmek için bir kepçe kullandı
uygun olmayan
In scenezorluk veya sıkıntı çıkaran
This is an inconvenient time
Bu uygun olmayan bir zaman
vurmak
In scenebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
kapmak
In scenebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
geçiş töreni
In scenehayatta bir aşamadan diğerine geçişi simgeleyen önemli olay
Graduation is a rite of passage
Mezuniyet bir geçiş törenidir
akşamdan kalma
In sceneçok fazla alkol aldıktan sonra hissedilen rahatsızlık
I have a bad hangover
Kötü bir akşamdan kalmalığım var
savurmak
In scenebirine veya bir şeye vurmak için bir şeyi kuvvetlice hareket ettirmek
He swung his bat at the ball
Sopasını topa doğru savurdu
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
sallanmak
bir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
ayarlamak
bir şeyi ayarlamayı veya yapmayı başarmak
I can swing a meeting for Friday
Cuma günü için bir toplantı ayarlayabilirim
üst üste
In sceneara vermeden, birbiri ardına
He won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandı
eziyet
In scenebir gruba yeni katılanlara yapılan aşağılayıcı veya zorlayıcı eylemler
The fraternity was accused of hazing new members
Kardeşlik örgütü yeni üyelerine eziyet etmekle suçlandı
haşhaş tohumu
In scenehaşhaş bitkisinden elde edilen ve hamur işlerinde kullanılan küçük tohum
I put poppy seed on the bread
Ekmeğin üzerine haşhaş tohumu koydum
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
In scenebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
tartışmak
In scenebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
çıkış tarihi
In scenebir şeyin halka sunulduğu gün
The release day of the game is Friday
Oyunun çıkış tarihi cuma günü
gelmek
In scenebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
korkmuş
In scenekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
kitap
In sceneyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
In scenebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
büyük gün
In sceneönemli veya unutulmaz bir gün
Tomorrow is the big day
Yarın büyük gün
coğrafi konum
In scenebir cihazın gerçek dünyadaki konumu
The app uses your geolocation to show nearby places
Uygulama yakındaki yerleri göstermek için coğrafi konumunuzu kullanıyor
yeniden düşünmek
In scenebir şeyi tekrar düşünmek
Please reconsider your decision
Lütfen kararınızı yeniden düşünün
duymak
In scenebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
yetenekli
In scenedoğal bir yeteneği veya becerisi olan
He is a talented musician
O yetenekli bir müzisyen