You — Season 1 Episode 3
Words & meanings
691 words
CEFR level
devam etmek
In scenebir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
ayrılmak
bulunulan yerden başka bir yere gitmek
It is time for us to move on
Bizim için ayrılma zamanı geldi
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
geçmek
bir konuyu veya işi bırakıp diğerine başlamak
Let us move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
göz teması
In scenebirinin gözlerine doğrudan bakmak
Make eye contact when you speak
Konuşurken göz teması kur
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tüfekçi
In scenemusket taşıyan asker
He was a brave musketeer
O cesur bir tüfekçiydi
hevesli
In scenegüçlü bir heyecan veya ilgi gösteren
He is very enthusiastic about the project
Proje hakkında çok hevesli
vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
haline gelmek
In scenedeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
In scenebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
cam eşya
In scenecamdan yapılmış yemek veya içecek kapları
We need to buy some new glassware for the kitchen
Mutfak için yeni cam eşyalar almamız gerekiyor
eskiden
In scenegeçmişte, şimdiden önce
This building was formerly a school
Bu bina eskiden bir okuldu
kısa bir süre
In scenekısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
düzine
In sceneon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
eve gitmek
In sceneyaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
envanter
In scenebir mağaza veya işletmedeki ürünlerin listesi
The manager checked the inventory
Müdür envanteri kontrol etti
envanter
bir yerdeki malların detaylı listesi
We need to check our inventory
Envanterimizi kontrol etmemiz gerekiyor
envanter çıkarmak
bir yerdeki malların ayrıntılı listesini hazırlamak
We need to inventory the products
Ürünlerin envanterini çıkarmamız gerekiyor
aşırı yüklenmiş
In scenekapasitesinden fazla yük yüklenmiş
The electrical system is overloaded with too many appliances
Elektrik sistemi çok fazla cihazla aşırı yüklenmiş
sosyal medya
In sceneiçerik paylaşmak ve insanlarla iletişim kurmak için kullanılan çevrimiçi platformlar
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
sosyal medya
insanların iletişim kurduğu çevrimiçi platformlar
I check my social media every morning
Her sabah sosyal medyama bakarım
sıradan
In scenedikkat çekici veya özel olmayan
The hotel was quite unremarkable
Otel oldukça sıradandı
eşsiz
In scenediğer her şeyden tamamen farklı olan
This handmade vase is super-unique
Bu el yapımı vazo eşsiz
tavsiye
In scenefaydalı bir bilgi veya öneri
She gave me a helpful tip
O bana faydalı bir tavsiye verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
eğmek
bir şeyi bir yana eğmek
Don't tip the glass
Bardağı eğme
tüyo
gizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
manken
In scenefotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
model
bir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
kolay
In sceneyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
sabırlı
In scenebeklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
hasta
In scenetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
hasta
In scenekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
şey
In scenetereddüt ederken veya düşünürken çıkarılan ses
Uhh I do not know the answer
Şey cevabı bilmiyorum
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
basamak
In sceneyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
zaman harcamak
In scenebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
dönem
In scenebelirli bir zaman aralığı
This was a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönemdi
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
bir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
In scenebir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
domates
In sceneyemeklerde sebze olarak kullanılan yuvarlak kırmızı meyve
The salad contains fresh tomato
Salata taze domates içeriyor
domates
yemeklerde kullanılan kırmızı veya sarı renkli meyve
I love fresh tomatoes
Taze domatesleri severim
kremasyon
In sceneölü bedenlerin yakılması işlemi
He chose cremation over burial
Gömülme yerine kremasyonu seçti
uzun tüylü halı
In sceneuzun lifleri olan kalın ve yumuşak halı türü
The room has a green shag carpet
Oda yeşil uzun tüylü bir halıya sahip
seks yapmak
cinsel ilişkiye girmek
They decided to shag
Seks yapmaya karar verdiler
uzun tüylü halı
uzun ve yumuşak lifleri olan bir tür halı
We bought a shag carpet for our room
Odamız için uzun tüylü bir halı aldık
kuru
In scenesu veya nem içermeyen
The grass is dry
Çimler kuru
sıkıcı
ilginç olmayan
The history lecture was dry
Tarih dersi sıkıcıydı
ayık
alkol almamış olan
He has been dry for a year
Bir yıldır ayık
parasız
hiç parası kalmamış olma durumu
I am dry until payday
Maaş gününe kadar beş parasızım
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru veya kabul edilebilir olduğundan emin olmak
I need to check my answers
Cevaplarımı kontrol etmem gerekiyor
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
geçiş
In scenebir konudan diğerine yumuşak değişim
The speaker made a smooth segue to the next topic
Konuşmacı bir sonraki konuya yumuşak bir geçiş yaptı
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
sapık
In sceneçok garip veya zararlı davranışları olan kişi
He is a total sicko
O tam bir sapık
hastalıklı kişi
garip veya zalim bir kişi
Only a sicko would do that
Bunu ancak hastalıklı biri yapar
ruh hastası
zihinsel veya ahlaki olarak hastalıklı olan kişi
Get that sicko away from me
Şu ruh hastasını benden uzaklaştırın
sapık
zalimce veya hoş olmayan şeylerden zevk alan kimse
He is a real sicko for doing that
Bunu yaptığı için o tam bir sapık
bağırsak
In sceneyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
içini boşaltmak
bir şeyin iç kısımlarını çıkarmak
He gutted the fish
Balığın içini boşalttı
sezgi
derin bir içsel his
Trust your gut
Sezgilerine güven
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
ortaya çıkarmak
In scenegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
şaplak atmak
In scenebirinin kalçasına avuç içiyle vurmak
The mother spanked the child
Anne çocuğa şaplak attı
tahmin etmek
In sceneemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
kesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
kilit
In scenekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
açmak
In scenebir işletme kurmak
They opened up a new shop
Yeni bir dükkan açtılar
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
maruz bırakmak
bir şeyi veya kişiyi bir duruma karşı savunmasız veya erişilebilir hale getirmek
His behavior opens him up to criticism
Davranışları onu eleştiriye açık hale getiriyor
açmak
bir şeyin içindekileri ulaşılabilir hale getirmek
Please open up the box
Lütfen kutuyu aç
içini dökmek
kişisel düşünce veya duyguları dürüstçe paylaşmak
She started to open up to her friend
Arkadaşına içini dökmeye başladı
iş yeri açmak
yeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
aman tanrım
In sceneşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
daha kötü
In scenedaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
kitap
In sceneyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
görüş
In scenebir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
sigorta
In sceneelektrik sistemindeki bir güvenlik aygıtı
The fuse blew
Sigorta attı
eriterek birleştirmek
erime yoluyla bir araya getirmek
The metals fuse together
Metaller birbirine kaynar
fitil
patlayıcıyı ateşlemek için yanan ip
He lit the fuse of the firework
Havai fişeğin fitilini ateşledi
başarılar
In scenebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
mademki
In scenebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
özür dilemek
In scenebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
tıbbi
In scenehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçmiş
In scenezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
şimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
kaplamak
In scenebir alanı veya zamanı doldurmak
The sofa takes up too much space
Kanepe çok fazla yer kaplıyor
kabul etmek
bir teklifi veya meydan okumayı kabul etmek
I will take up the offer
Teklifi kabul edeceğim
gündeme getirmek
bir konuyu tartışmak için ortaya atmak
I will take this up with my boss
Bu konuyu patronumla görüşeceğim
sökmek
bir şeyi yerinden kaldırıp çıkarmak
They took up the old carpet
Eski halıyı söktüler
başlamak
yeni bir hobiye veya aktiviteye başlamak
I will take up tennis next week
Gelecek hafta tenise başlayacağım
vaktini almak
birinin zamanını veya zihnini tamamen doldurmak
This project will take up all my time
Bu proje tüm vaktimi alacak
telefon görüşmesi
In scenetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mağaza
In sceneürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
My parents are coming to visit
Ebeveynlerim ziyarete geliyor
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveyn
bir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
büyümek
In sceneçocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
alıştırma
In scenebir beceriyi geliştirmek için yapılan görev
I have to do this math exercise
Bu matematik alıştırmasını yapmam gerekiyor
egzersiz
sağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
kullanmak
bir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
alıştırma
bir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
acil durum
In scenebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
başa çıkmak
In scenebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
tekne
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
bedensiz
In scenebir bedene bağlı olmayan
I heard a strange disembodied voice
Odada garip bedensiz bir ses duydum
beklemek
In scenekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
durum
bir şey olma ihtimaline karşı hazırlık
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağması ihtimaline karşı bir şemsiye al
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
korkutucu
In scenekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
eksik
In sceneorada olmayan veya mevcut olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
kayıp
ortadan kaybolan ve bulunamayan kişi
The police are searching for the missing person
Polis kayıp kişiyi arıyor
kayıp
olması gereken yerde bulunmayan
My keys are missing
Anahtarlarım kayıp
gözden kaybolmak
In scenegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
gün ışığı
In scenegündüz güneşten gelen doğal ışık
The room is filled with daylight
Oda gün ışığıyla dolu
güneş ışığı
gündüz güneşten gelen doğal ışık
We need more daylight
Daha fazla güneş ışığına ihtiyacımız var