You — Season 1 Episode 5
Words & meanings
810 words
CEFR level
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
elektrik kesintisi
In sceneelektriğin olmadığı bir dönem
There was a blackout last night
Dün gece elektrik kesintisi vardı
elektrik kesilmesi
elektrik gücünün kaybı
The storm caused a total blackout
Fırtına tam bir elektrik kesilmesine neden oldu
acımasızlık
In scenebaşkalarına acı veya ızdırap çektiren davranış
Cruelty to animals is wrong
Hayvanlara karşı acımasızlık yanlıştır
zulüm
acı veya ıstırap veren davranış
Animal cruelty is wrong
Hayvanlara zulüm yanlıştır
kendini küçümseyen
kendi değerini veya başarısını düşük gösterme eğilimi
He told a self deprecating joke
Kendini küçümseyen bir şaka yaptı
kendini eleştiren
kendiyle alay eden veya kendini küçümseyen
He used self-deprecating humor
Kendini eleştiren bir mizah kullandı
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
nevroz
In scenekaygı veya takıntıya yol açan zihinsel bir durum
He was diagnosed with a mild neurosis
Ona hafif bir nevroz teşhisi konuldu
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
kıskanç
In scenebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
beklemek
In scenekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
öfkeli konuşma
In scenebir kişi veya durum hakkında yapılan uzun ve kızgın konuşma
He went on a long rant about the traffic
Trafik hakkında uzun ve öfkeli bir konuşma yaptı
laf sokmak
In scenebirini sert sözlerle eleştirmek
She always snipes at her coworkers
İş arkadaşlarına her zaman laf sokar
su çulluğu
uzun gagalı küçük bir kıyı kuşu
The snipe hid in the marsh
Su çulluğu bataklıkta saklandı
keskin nişancılık yapmak
gizli bir yerden birine ateş etmek
The soldiers began to snipe from the trees
Askerler ağaçlardan keskin nişancılık yapmaya başladı
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
In scenebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
bekle
In scenebirinin yetişmesi için durmak veya yavaşlamak
Wait up for me
Beni bekle
bekle
birinin yetişebilmesi için yavaşlamak veya durmak
Wait up for me!
Beni bekle!
uyumayıp beklemek
birini beklemek için yatmamak
Don't wait up for me tonight
Bu gece beni bekleme
durup beklemek
birinin yetişmesi için durmak
Please wait up
Lütfen durup bekle
durup beklemek
birinin yetişmesi için durup beklemek
Wait up for me
Benim için durup bekle
durup beklemek
birinin yetişmesi için hareketi durdurmak
Please wait up for me
Lütfen durup beni bekle
yavaşlayıp beklemek
birinin yetişmesi için hızı azaltmak
Wait up I cannot walk that fast
Yavaşlayıp bekle o kadar hızlı yürüyemiyorum
yavaşlamak
birinin yetişebilmesi için hızını azaltmak
Please wait up so I can walk with you
Lütfen yavaşla böylece seninle yürüyebilirim
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
In sceneyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
In scenezamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
ürün
In scenebir eylemden veya ilişkiden elde edilen iyi sonuç
Success is the fruit of his hard work
Başarı onun sıkı çalışmasının ürünüdür
meyve
bitkilerin yenen tatlı kısmı
I like eating fresh fruit
Taze meyve yemeyi severim
meyve
yenebilen tatlı bitki kısmı
I eat fresh fruit every day
Her gün taze meyve yerim
çılgınca
In sceneçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
gergin
In scenegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
dışarı çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
açıklamak
kişinin cinsel yönelimini herkese duyurması
He decided to come out to his family
Ailesine cinsel yönelimini açıklamaya karar verdi
çıkmak
kapalı bir yerden dışarıya doğru ilerlemek
Please come out of the room
Lütfen odadan çık
rezil etmek
In scenebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
yersiz
In scenebir ortam için uygunsuz veya garip olan
His comment seemed out of place at the party
Yorumu partide yersiz kaçtı
yabancı
bir yerde kendini ait hissetmeyen veya huzursuz olan
I felt out of place at the meeting
Toplantıda kendimi yabancı hissettim
kalıtsal servet
In scenenesilden nesile aktarılan zenginlik
He comes from old money
O aileden gelen bir servete sahip
bebeğim
In scenesevilen birine hitap ederken kullanılan samimi ve şefkatli bir söz
You are my babygirl
Sen benim bebeğimsin
odaklanmak
In scenebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
alt kat
In scenebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
çoğunlukla
In scenebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
seyrelmek
In scenebir şeyin yoğunluğunun veya sıklığının azalması
The crowd began to thin out after the show
Gösteriden sonra kalabalık seyrelmeye başladı
her gün
In sceneher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
kolay
In sceneyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
ortoreksik
In scenesağlıklı beslenme takıntısı olan
She eats only healthy food because she is orthorexic
Ortoreksik olduğu için sadece sağlıklı yiyecekler yiyor
aileler
In scenekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
ayrılmaz
In sceneher zaman birlikte olan ve birbirinden ayrılamayan
They are inseparable friends
Onlar ayrılmaz arkadaşlardır
fayton
In scenegenellikle atlar tarafından çekilen tekerlekli araç
The royal carriage arrived at the palace
Kraliyet faytonu saraya vardı
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
kontrol etmek
In scenebirinin veya bir şeyin iyi olup olmadığını görmek için bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
aynen aktarmak
In scenebirinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
alıntı yapmak
birinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
gezmek
In scenegörmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
tur
farklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
platonik aşk
In scenebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
In scenebir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
bir dikişte içmek
bir içeceği hızla ve tamamen bitirmek
He managed to crush the whole bottle of water
Bütün su şişesini bir dikişte içmeyi başardı
paranoyak
In scenebaşkalarının kendisine zarar vereceği yönünde aşırı şüphe duyan
He is feeling paranoid
Paranoyak hissediyor
sade
In scenesüslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
gerçek
In scenevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
hız
In scenehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hızlanmak
hızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
tarz
bir kişinin hoşlandığı veya iyi olduğu şey
That activity is not my speed
O etkinlik benim tarzım değil
amfetamin
yasa dışı uyarıcı bir madde
He was arrested for selling speed
Amfetamin sattığı için tutuklandı
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
çırpmak
In scenemalzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
parça
In scenebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
zorla girmek
In scenebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
ilham verici
In scenebirini bir şey yapmaya heveslendiren
She is an inspiring teacher
O, ilham verici bir öğretmen
halk
In scenesıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
insanlar
bir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
tercih etmek
In scenebir şeyi diğerine yeğlemek
I would rather drink tea
Çay içmeyi tercih ederim
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
kurcalamak
In scenedüzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
dağınıklık
düzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kaybetmek
In scenebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yetenekli
In scenebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
orta yolu bulmak
In scenebir anlaşmaya varmak için karşılıklı çaba göstermek
Let's meet halfway on this price
Bu fiyat konusunda orta yolu bulalım
kısmen
In scenetam olarak değil
I only understand this halfway
Bunu sadece kısmen anlıyorum
yarı yolda
orta noktada veya orta noktaya kadar
We are halfway to the city
Şehre yarı yoldayız
yarı yolda
iki nokta arasında eşit uzaklıkta olan
The station is halfway between the towns
İstasyon kasabalar arasında yarı yolda
hamle
In sceneyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
kopya
In scenebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
kopyalama
başka bir şeyin benzerini yapma eylemi
Copying is not allowed
Kopyalamaya izin verilmez
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
sonsuz
In scenesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
gözlük
In scenegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
bardaklar
su veya içecek içmek için kullanılan nesneler
We need more glasses for the party
Parti için daha fazla bardağa ihtiyacımız var
cam kaplar
içecek koymaya yarayan şeffaf malzemeden yapılmış gereçler
These glasses are made of thick glass
Bu cam kaplar kalın camdan yapılmıştır
bardaklar
içinde içecek içilen kaplar
Please put the glasses on the table
Lütfen bardakları masanın üzerine koy
gözlük
daha iyi görmeye yardımcı olmak için gözlerin önüne takılan mercekler
I wear glasses to read
Okumak için gözlük takıyorum
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
In scenebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
tutum
In scenebir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
yer almak
In scenebelirli bir konumda bulunmak
The hotel stands on the hill
Otel tepede yer alıyor
sehpa
bir şeyi tutmak veya sergilemek için kullanılan mobilya
Put the book on the stand
Kitabı sehpaya koy
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
çalıntı
In sceneyasa dışı yollarla alınmış eşya
The police found the stolen items
Polis çalıntı eşyaları buldu
çalınmış
In sceneizinsiz alınmış
The police found the stolen car
Polis çalınmış arabayı buldu
çalıntı
izinsiz olarak alınan
My bike was stolen
Bisikletim çalındı
Bana inan
In scenebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
beklemek
In scenekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
güvenmek
In scenebirinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
inanmak
birinin veya bir şeyin gerçekten var olduğuna ikna olmak
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
çok şükür
In scenerahatlama veya minnettarlık ifadesi
Thank god you are safe
Güvende olduğun için çok şükür
bağımlı
In scenebir davranışı yapmayı bırakamayan kişi
He is a gambling addict
O bir kumar bağımlısı
meraklı
bir şeye çok ilgi duyan veya alışmış kişi
I am a coffee addict
Ben bir kahve tutkunuyum
madde bağımlısı
uyuşturucu gibi maddeleri kullanmayı bırakamayan kişi
He is a drug addict
O bir uyuşturucu bağımlısı
bağımlı hale getirmek
bir şeye, özellikle zararlı bir maddeye alışkanlık derecesinde ihtiyaç duymasını sağlamak
The drug can addict people quickly
Bu uyuşturucu insanları hızla bağımlı hale getirebilir
makale
In scenebir konu hakkında yazılmış kısa yazı
I have to write an essay for school
Okul için bir makale yazmam gerekiyor
deneme
bir konu hakkında yazılan kısa yazı
She wrote a short essay for class
Sınıf için kısa bir deneme yazdı
sıra ev
In sceneortak duvarlara sahip dar bir ev türü
I live in a townhouse
Bir sıra evde oturuyorum
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
In scenebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
şu anda
In scenetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
tepki
In scenebir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
cevap
bir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
durmaksızın
In scenedurmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
gelenek
In sceneuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
gücenme
In scenebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
yeterli olmak
bir ihtiyacı karşılayacak kadar uygun veya etkili olmak
This small amount will offense for the ticket
Bu küçük miktar bilet için yeterli olacaktır
müzik
In scenedinlemek veya dans etmek için düzenlenen sesler
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
müzik
enstrümanlar veya sesler tarafından çıkarılan sesler
The music was very loud
Müzik çok yüksek sesliydi
ibuprofen
In sceneağrıyı ve ateşi düşürmek için kullanılan bir ilaç
I took an ibuprofen for my headache
Baş ağrım için bir ibuprofen aldım