You — Season 1 Episode 10
Words & meanings
503 words
CEFR level
hoşça kal
In scenebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
her zamanki
In scenenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
gün
In scene24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
dürüst
In scenedoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
In sceneeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
aralıksız
durmadan veya ara vermeden
I worked for three hours straight
Üç saat aralıksız çalıştım
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğrenmek
In scenebir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
yayımlamak
In scenebir kitap veya makaleyi basıp dağıtmak
She published a new book
Yeni bir kitap yayımladı
duyurmak
bir şeyi insanlara bildirmek
The company published the results
Şirket sonuçları duyurdu
yayınlamak
bir şeyi halkın kullanımına sunmak
She plans to publish her first novel
İlk romanını yayınlamayı planlıyor
dökmek
In scenebir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
dökmek
bir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
göre yaşamak
In scenebir kural veya inanç dizisine uygun hareket etmek
I try to live by my principles
İlkelerime göre yaşamaya çalışıyorum
yakınında oturmak
bir yerin yakınında ikamet etmek
I live by the river
Nehrin yanında oturuyorum
geçici olarak
In scenekısa bir süreliğine
The road is temporarily closed
Yol geçici olarak kapalı
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
In scenedinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
In scenebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
takıntı yapmak
In scenebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
acımak
In scenebirisi için üzüntü duymak
I feel bad for him
Ona acıyorum
çıplak
In sceneörtülmemiş veya gizlenmemiş
He walked with bare feet
Çıplak ayakla yürüdü
açmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü veya kaplamayı kaldırmak
He bared his arm to show the tattoo
Dövmeyi göstermek için kolunu açtı
sevmek
In scenebir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
kilit
In scenekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
rahat
In scenesıcak ve huzurlu
This room is very cozy
Bu oda çok rahat
kılıf
bir şeyi sıcak tutan yumuşak kaplama
Put a cozy on the teapot
Çaydanlığa kılıf geçir
rahat
hoş sıcak ve konforlu olan
This room is very cozy
Bu oda çok rahat
kılıf
bir şeyi sıcak tutan yumuşak örtü
She put a cozy on the teapot
Çaydanlığa bir kılıf koydu
tatlı
In sceneşeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
kavga
In sceneiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
çalmak
In scenebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
gizlice gitmek
bir yere sessizce ve kimseye görünmeden gitmek
She stole out of the house
Evden gizlice çıktı
korkutmak
In scenebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
sabun
In scenetemizlik amacıyla kullanılan madde
This soap smells like lemon
Bu sabun limon gibi kokuyor
sabun
yıkama için kullanılan madde
I wash my hands with soap
Ellerimi sabunla yıkarım
pembe dizi
günlük yaşamı konu alan televizyon dizisi
She watches a soap opera every day
Her gün pembe dizi izler
uçurum
In sceneiki grup veya şey arasındaki büyük fark
There is a wide gulf between their opinions
Onların fikirleri arasında büyük bir uçurum var
körfez
karalarla çevrili geniş deniz alanı
The ship entered the gulf
Gemi körfeze girdi
pişmanlık
In sceneyanlış bir şey yapmaktan dolayı duyulan üzüntü
He felt deep remorse for his mistake
Hatası için derin bir pişmanlık duydu
öğrenmek
In scenebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
sonunda varmak
In scenenihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
sonunda varmak
sonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
yazar kasa
In scenemağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kayıt
resmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
kaydetmek
resmi bir listeye veya yere işlemek
Please register your name here
Lütfen isminizi buraya kaydedin
kayda geçirmek
bir görüşü veya duyguyu resmi olarak belirtmek
She registered her objection
O itirazını kayda geçirdi
kaydolmak
bir şeye katılmak için ismini resmi bir listeye eklemek
You need to register for the course
Kurs için kaydolman gerekiyor
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
iş
In scenepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
olay
In scenegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
taşımak
In sceneyüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
düzenleme
In scenebir şeyleri belirli bir sıraya veya düzene koyma işlemi
She is organizing her books
Kitaplarını düzenliyor
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
doğru
gerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
haksızlık
In sceneadil olmama durumu
She complained about the unfairness of the situation
Durumun haksızlığından şikayet etti
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
akılsız
In scenezekası düşük olan veya yanlış kararlar veren
It was a stupid mistake
Bu akılsızca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zeki veya mantıklı olmayan
That was a stupid idea
Bu aptalca bir fikirdi
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
kıta
In scenebir şarkının veya şiirin bölümü
The first verse is long
İlk kıta uzun
ayet
kutsal bir metnin kısa bir bölümü
Read the first verse
İlk ayeti oku
acımasız
In sceneacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
küllük
In scenesigara külü ve izmaritleri için kullanılan küçük kap
Put the cigarette in the ashtray
Sigarayı küllüğe koy
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
In scenebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
bahane
In scenebir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
umut etmek
In scenebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
yamamak
In scenebir şeyi hızlıca veya özensiz bir şekilde onarmak
He cobbled the broken fence back together
Kırık çiti yamayarak onardı
kaldırım taşı
eski yolların yapımında kullanılan yuvarlak taş
The street was paved with cobble
Sokak kaldırım taşıyla döşenmişti
bitmemiş
In scenebitirilmemiş veya tamamlanmamış
The painting is unfinished
Tablo bitmemiş
alaycı gülümsemek
In scenebirini küçümsediğini belli eden alaycı bir yüz ifadesi
He sneered at my idea
Fikrime alaycı bir şekilde güldü
yakınlaşmak
In scenebiriyle samimi bir ilişki kurmaya başlamak
They started to get close during the trip
Geziden sonra yakınlaşmaya başladılar
yaklaşmak
bir şeyin yakınına gelmek
Don't get close to the fire
Ateşe yaklaşma
yaklaşmak
bir şeye yakın bir mesafeye gelmek
Don't get close to the fire
Ateşe yaklaşma
trajik
In scenebüyük üzüntüye yol açan
It was a tragic accident
Trajik bir kazaydı
trajik
çok üzücü ve genellikle ölüm veya acı içeren
The accident was a tragic event
Kaza trajik bir olaydı
kılık değiştirmek
In scenebaşkası gibi görünmek için kılık değiştirmek
He masqueraded as a guard
Güvenlik görevlisi kılığına girdi
maskeli balo
maske ve süslü kıyafetlerin giyildiği bir parti
They attended a masquerade in elegant costumes
Şık kostümlerle bir maskeli baloya katıldılar
aniden müdahale etmek
In scenebir durumu kontrol altına almak için aniden gelmek
The police swooped in to make the arrest
Polis tutuklamayı yapmak için aniden müdahale etti
el yazması
In sceneözellikle eski veya henüz yayınlanmamış elle yazılmış eser
The author sent the manuscript to the publisher
Yazar el yazmasını yayıncıya gönderdi
gerçekten
In scenegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
tam anlamıyla
kelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
bahane
In scenebir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affetmek
birini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
takıntılı
In scenebir şeye aşırı derecede odaklanmış veya saplantılı
He is obsessive about cleanliness
Temizlik konusunda takıntılıdır
derin
In sceneçok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
derin
yüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
işlemek
In scenebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
ezberlemek
bir şeyi daha sonra hatırlamak amacıyla öğrenmek
Please commit these facts to memory
Lütfen bu bilgileri ezberle
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
şaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
Kapüşonlu sweatshirt
In scenekapüşonu olan bir üst giysi
I wear a hoodie when it is cold
Hava soğukken kapüşonlu sweatshirt giyerim
kapüşonlu
kapüşonu olan rahat, uzun kollu üst
I love wearing my blue hoodie
Mavi kapüşonlumu giymeyi seviyorum
günaydın
In scenesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
azaltmak
In scenebir şeyi daha küçük veya daha az hale getirmek
The medicine will diminish the pain
İlaç ağrıyı azaltacaktır
söylemek
In scenebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
kağıt
In sceneyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
ticari kağıt
şirketlerin kısa vadeli finansman sağlamak için kullandığı borçlanma aracı
The firm issued paper to raise money
Firma para toplamak için ticari kağıt ihraç etti
kurban
In scenebir suç kaza veya kötü bir olay nedeniyle zarar gören veya acı çeken kişi
The victim called the police
Kurban polisi aradı
mağdur
bir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
kurban
bir olay veya suç yüzünden zarar gören kişi
She is the victim of a crime
O bir suçun kurbanı
kurban
bir olay veya eylem nedeniyle zarar gören kişi
The police helped the victim of the crime
Polis suçun kurbanına yardım etti
niyetinde olmak
In scenene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
şüphe duymak
In scenebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
şüphelenmek
In scenebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
yedek
In scenefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
bağışlamak
birine zarar vermekten veya onu öldürmekten kaçınmak
The soldier spared his enemy
Asker düşmanını bağışladı
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
eşdeğer
In scenedeğer veya anlam bakımından aynı olan
Eight kilometers is roughly equivalent to five miles
Sekiz kilometre yaklaşık olarak beş mile eşdeğerdir
ürkütücü
In scenerahatsız edici derecede parlak veya şok edici
The tabloid magazine published lurid details of the accident
Magazin dergisi kazayla ilgili ürkütücü detaylar yayınladı
paylaşmak
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
planlamak
In scenebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
bir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
ilke
In sceneinanılan temel kural veya fikir
It is against my principles
Bu benim ilkelerime aykırı
prensip
bir konudaki temel düşünce veya kural
I agree with you in principle
Prensipte seninle aynı fikirdeyim
ilke
bir şeyin nasıl işlediğini açıklayan temel fikir veya kural
The device works on a simple principle
Cihaz basit bir ilke ile çalışır
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
In scenebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
ani artış
In scenebir şeyin aniden ve güçlü bir şekilde artması
There was a surge in electricity prices
Elektrik fiyatlarında ani bir artış oldu
akın etmek
aniden ve güçlü bir şekilde ileri hareket etmek
The crowd surged forward
Kalabalık ileriye doğru akın etti
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum