

Young Sheldon — Season 1 Episode 2
Words & meanings
433 words
CEFR level
motor
In scenebir araca veya makineye güç veren düzenek
The car engine is new
Araba motoru yeni
motor
bir aracı hareket ettirmek için güç üreten makine
The ship has a huge engine
Geminin devasa bir motoru var
motor
bir taşıtın veya makinenin güç üreten parçası
The car engine is very powerful
Araba motoru çok güçlü
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
programlar
In scenetelevizyon veya radyoda yayınlanan yapımlar
I watch many cooking programs
Birçok yemek programı izlerim
çözmek
In scenedüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
yeniden eğitim
In scenebir kimseye yeni beceriler veya fikirler kazandırma süreci
She needed reeducation to find a new job
Yeni bir iş bulmak için yeniden eğitime ihtiyacı vardı
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
uranyum
In scenenükleer enerjide kullanılan ağır bir kimyasal element
Uranium is used to produce nuclear power
Uranyum nükleer enerji üretmek için kullanılır
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
sakin
In sceneheyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
havalı
çok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
masumiyet
In scenesuçsuz olma durumu
The lawyer proved his innocence
Avukat onun masumiyetini kanıtladı
masumiyet
bir suç veya yanlış davranıştan sorumlu olmama durumu
He proved his innocence in court
Mahkemede masumiyetini kanıtladı
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
bir şey
In scenebelirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bir şey
ne olduğu bilinmeyen bir şey
There is something in my eye
Gözümde bir şey var
küçücük
çok küçük
Look at that itty bitty spider
Şu küçücük örümceğe bak
tavuk
In sceneetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
tavuk eti
In scenetavuktan elde edilen gıda
I eat chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk eti yiyorum
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
sık sık
In scenebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
kuralları çiğneme
kurallara uymama davranışı
He was punished for rule breaking
Kuralları çiğnemekten dolayı cezalandırıldı
kural ihlali
resmi bir yasayı veya kuralı çiğneme eylemi
This rule breaking is a serious matter
Bu kural ihlali ciddi bir konudur
hayran olmak
In scenebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayranlıkla bakmak
bir şeye zevk alarak ve beğenerek bakmak
We stood there to admire the view
Manzarayı hayranlıkla seyretmek için orada durduk
cesaret gösterisi
In scenegerçek olmayan özgüvenli davranış
His bravado masked his fear
Cesaret gösterisi korkusunu gizledi
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
şu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tekne
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
duygusal olarak
In sceneduygularla ilgili olarak
She is emotionally strong
O duygusal olarak güçlüdür
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
övmek
In scenebirinin veya bir şeyin iyi olduğunu söylemek
The teacher praised the student
Öğretmen öğrenciyi övdü
övgü
bir şeyi beğendiğinizi veya takdir ettiğinizi gösteren sözler
She received a lot of praise for her work
Çalışması için çok fazla övgü aldı
övmek
birini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
övmek
birisi veya bir şey hakkında iyi şeyler söylemek
The teacher praised the student
Öğretmen öğrenciyi övdü
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
söz hakkı
In scenebir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
zemin
bir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
karar vermek
In scenebir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
tespit etmek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
eğitim
In sceneokulda öğrenme süreci
He takes an ed class
O bir eğitim dersi alıyor
geçmiş zaman eki
fiilin geçmiş zamanda olduğunu belirten ek
The word has ed at the end
Kelimenin sonunda ed eki var
değer
In sceneyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
rahatsız etmek
In scenebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
gerçekten
In scenegerçek ve dürüst bir şekilde
I am genuinely sorry
Gerçekten üzgünüm
yazmak
In scenekitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
bir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
mekanik
In scenehareket ve kuvvetlerle ilgilenen fizik dalı
He studied mechanics at the university
Üniversitede mekanik okudu
işleyiş
bir sistemin veya sürecin çalışma biçimi
I do not understand the mechanics of this device
Bu cihazın işleyişini anlamıyorum
işleyiş
bir şeyin çalışma şekli veya yöntemi
I want to learn the mechanics of this system
Bu sistemin işleyişini öğrenmek istiyorum
başlamak
In scenebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
sorun
In scenebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
sorun
In sceneyaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
arkadaş edinmek
yeni arkadaşlar kazanmak
She is good at making friends
O arkadaş edinme konusunda başarılıdır
sosyalleşmek
diğer insanlarla vakit geçirmek
They enjoy making friends at the club
Kulüpte sosyalleşmekten keyif alıyorlar
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
yemek
In sceneyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
anlaşıldı
In scenebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
memnun
In sceneistediği şeye sahip olduğu için mutlu hissetmek
I am satisfied with my work
İşimden memnunum
dikmek
In sceneiplikle birleştirmek
I can sew a button
Bir düğme dikebilirim
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
bu yüzden
In scenebu sebeple
Thus, we stayed home
Bu yüzden evde kaldık
tuhaf kokulu
alışılmadık bir kokuya sahip
This soup is odd smelling
Bu çorba tuhaf kokulu
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
etkilemek
In scenebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
karşılamak
In scenevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kolaylık
In sceneyapması veya kullanması kolay olma durumu
Use the app for your convenience
Kolaylığınız için uygulamayı kullanın
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
kişisel gelişim
kişinin kendisini geliştirmesine yardımcı olan kitaplar veya etkinlikler
I love reading self help books
Kişisel gelişim kitapları okumayı severim
kendi kendine yardım
hayatını iyileştirmek için kitapların veya fikirlerin kullanılması
Self help can change your perspective
Kendi kendine yardım bakış açınızı değiştirebilir
kişisel gelişim
bir öğretmene ihtiyaç duymadan kendini geliştirme çabası
He reads a lot of self help books
Çok fazla kişisel gelişim kitabı okuyor
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
denemek
In scenekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
She failed the history test
Tarih sınavından kaldı
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
zorlamak
In scenebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
güç
In scenebüyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
vatandaş
In scenebir ülkeye yasal bağı olan kişi
He is a citizen of this country
O, bu ülkenin bir vatandaşı
vatandaş
bir ülkeye ait olan kişi
He is a British citizen
O bir İngiliz vatandaşıdır
başarısız olmak
In scenebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
eleştiri
In scenebir şeyi değerlendirme veya yargılama eylemi
The book received some criticism
Kitap bazı eleştiriler aldı
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sincap
In sceneağaçlara tırmanan püsküllü kuyruklu küçük tüylü hayvan
The squirrel is eating a nut
Sincap bir fındık yiyor
sincap
ağaçlarda yaşayan kabarık kuyruklu küçük bir hayvan
I saw a squirrel in the garden
Bahçede bir sincap gördüm
adres
In scenebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
geçirdi
In scenezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tabak
In sceneyemek koymak için kullanılan düz kap
Put the food on the plate
Yemeği tabağa koy
plaka
araçların üzerinde bulunan harf ve rakamlı metal levha
He checked the license plate
Plakayı kontrol etti
tabağa koymak
yemeği servis etmek için tabağa yerleştirmek
She plated the dessert carefully
Tatlıyı dikkatlice tabağa yerleştirdi
sorumluluk
birinin halletmesi gereken işler veya görevler
I have a lot on my plate today
Bugün yapacak çok işim var
tekrar tekrar
birçok kez, defalarca
I read the book over and over again
Kitabı tekrar tekrar okudum
komünist
In scenemülkiyetin topluluğa ait olduğu bir sistemi destekleyen kişi
He is a communist
O bir komünisttir
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi