

Young Sheldon — Season 1 Episode 3
Words & meanings
334 words
CEFR level
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
çırpmak
In sceneyumurtaları pişirirken karıştırmak
I scramble the eggs for breakfast
Kahvaltı için yumurtaları çırparım
karıştırmak
şeyleri düzensiz bir şekilde birbirine katmak
The letters were scrambled on the page
Sayfadaki harfler karıştırılmıştı
tırmanmak
el ve ayakları kullanarak hızla hareket etmek
They scrambled up the hill
Tepeden yukarı tırmandılar
koşturmak
aceleyle hareket etmek
They scrambled to catch the train
Trene yetişmek için koşturdular
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
yok etmek
In scenebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
tartışmak
In scenebir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
karşı çıkmak
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
maytap
In sceneyakıldığında yüksek ses çıkaran küçük patlayıcı cihaz
The children lit a firecracker
Çocuklar bir maytap yaktı
çatapat
yüksek ses çıkaran küçük patlayıcı
He lit a firecracker in the backyard
Arka bahçede bir çatapat yaktı
enerjik kişi
enerjisi ve neşesi yüksek kimse
She is a real firecracker at parties
Partilerde tam bir enerji kaynağıdır
emniyet kemeri
araçlarda güvenliği sağlamak için takılan kemer
Please fasten your seat belt
Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın
emniyet kemeri
kişiyi koltukta tutan kemer
Fasten the seat belt
Emniyet kemerini bağla
düzeltilmiş
In sceneyanlışları giderilmiş
He corrected the error
Hatayı düzeltti
düzeltti
hatalı olan bir şeyi doğru hale getirmek
The teacher corrected my essay
Öğretmen kompozisyonumu düzeltti
ihtimal
In scenebir şeyin gerçekleşme olasılığı
The odds of winning are low
Kazanma ihtimali düşük
olasılık
bir durumun meydana gelme şansı
The odds are in our favor
Olasılıklar lehimize
anlaşmazlık
bir fikir ayrılığı veya çatışma durumu
They are at odds about the plan
Plan konusunda anlaşmazlık içindeler
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
foton
In sceneışığın en küçük parçacığı
A photon is a packet of light energy
Foton bir ışık enerjisi paketidir
kan
In scenevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
artırmak
In scenebir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
büyütmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yemin etmek
In sceneciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
In scenebirini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
acı
In sceneyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
şişman
In scenevücudunda çok fazla et olan
He is a fat cat
O şişman bir kedi
yağ
In scenegıdalarda bulunan doğal yağlı madde
This milk contains fat
Bu süt yağ içerir
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
şişman
vücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
yıkamak
In scenesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
gerçek
In scenedoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
In scenedoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
sabırla beklemek
olduğu yerde kalıp beklemek
Just sit tight until I get back
Ben dönene kadar sadece sabırla bekle
tuvalet
In scenetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
önemli bir şekilde
In sceneönemli bir biçimde
More importantly, we must be on time
Daha da önemlisi, zamanında olmalıyız
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
var olmak
In scenegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
ihtimal
In scenebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
poşe yapmak
In sceneyiyecekleri az miktarda sıvıda yavaşça pişirmek
I like poached eggs for breakfast
Kahvaltıda poşe yumurta severim
aşırmak
birine ait olanı yasadışı yollarla ele geçirmek
He tried to poach the company's best clients
Şirketin en iyi müşterilerini aşırmaya çalıştı
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
yastık
In sceneyatakta başın altına konulan yumuşak nesne
I need a soft pillow
Yumuşak bir yastığa ihtiyacım var
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
matematikçi
In scenesayılar ve şekillerle ilgilenen kişi
She is a famous mathematician
O, ünlü bir matematikçidir
traktör
In scenebir şeyleri çekmek için kullanılan bir tarım makinesi
The farmer has a red tractor
Çiftçinin kırmızı bir traktörü var
güvenmek
In scenebirinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
birine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
dâhi
In sceneüstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dahi
olağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
korkmuş
In scenekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
yön
In scenebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
akşam yemeği
In scenegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
oluşturma
In sceneyeni bir şey yapma eylemi
The creation of the project took time
Projenin oluşturulması zaman aldı
eser
birinin yaptığı veya yarattığı şey
This painting is her latest creation
Bu tablo onun son eseri
evren
var olan her şeyin bütünü
He believes in the beauty of all creation
O tüm evrenin güzelliğine inanıyor
var olmak
In scenebir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
yukarı
daha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
yapmak
In scenebir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
kuşkucu
In sceneinsanların sadece kendi çıkarları için hareket ettiğine inanan
She is cynical about love
Aşk konusunda kuşkucu
atlatmak
ciddi bir hastalıktan sonra iyileşmek
He was very sick, but he pulled through
Çok hastaydı ama atlattı
göğüs
In sceneboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
oluşturmak
In sceneyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
ayna
In scenegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
kefalet
In scenebir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
aniden ayrılmak
bir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
süt ürünleri
In scenesütten yapılan gıdalar
I don't eat dairy
Süt ürünleri yemem
poker
In scenekartlarla oynanan bir kumar oyunu
He likes playing poker
O poker oynamayı sever
ateş karıştırıcısı
şöminedeki odunları karıştırmaya yarayan uzun metal çubuk
He stirred the fire with the poker
Ateşi ateş karıştırıcısı ile karıştırdı
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
In scenezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
sakin
In scenegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
teşekkür etmek
In scenebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kızarmış
In sceneyağda pişirilmiş
I like fried chicken
Kızarmış tavuk severim
bozulmuş
düzgün çalışmayan
My computer screen is fried
Bilgisayarımın ekranı bozulmuş
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
araba
In scenedört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
pembe
In sceneaçık kırmızı renk
She has a pink dress
Pembe bir elbisesi var
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
uyuyor
In sceneuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
hasta
In scenesağlıklı hissetmeyen
She is too ill to work
Çalışamayacak kadar hasta
kötü şekilde
kötü veya kaba bir şekilde
Don't speak ill of others
Başkaları hakkında kötü konuşma
dökmek
bir sıvıyı kazara yere akıtmak
He spilled the milk
Sütü döktü
kadar
bir vakte dek
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
bilim insanı
In scenebilimle uğraşan kişi
He is a famous scientist
O ünlü bir bilim insanıdır
bilim insanı
bilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti