

Young Sheldon — Season 1 Episode 16
Words & meanings
473 words
CEFR level
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
çizmek
In scenekalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
çekmek
bir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
bilim
In scenedoğal dünyayı inceleyen bilim dalı
I love science
Bilimi seviyorum
yalnız
In scenebaşka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
ders
In scenebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
varsayım
In scenekanıt gerektirmeyen doğru kabul edilen şey
We treat these as givens
Bunları varsayım olarak kabul ediyoruz
gerçek
tartışmasız doğru kabul edilen şey
Change is one of life's givens
Değişim hayatın gerçeklerinden biridir
çok eskiden
geçmişte çok eski bir zamanda
I met him way back in 2010
Onunla çok eskiden, 2010 yılında tanıştım
dönüş yolu
geldiğiniz yere yapılan yolculuk
We bought some snacks on the way back
Dönüş yolunda biraz atıştırmalık aldık
kaniş
In scenekıvırcık tüylü bir köpek türü
I have a white poodle
Beyaz bir kanişim var
zorlamak
In scenebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
The law compels them to pay
Yasalar onları ödeme yapmaya zorlar
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
senin adına sevindim
birinin başarısını övmek için kullanılır
You got a promotion! Good for you!
Terfi aldın! Senin adına sevindim!
sana yararlı
birine faydalı veya yardımcı olan
Eating vegetables is good for you
Sebze yemek senin için yararlıdır
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
evde kalmak
dışarı çıkmamak veya evin içinde kalmak
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
içeride kalmak
dışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
evde kalmak
bir yerde durmaya devam etmek
We decided to stay in tonight
Bu gece evde kalmaya karar verdik
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
neden
hangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
aşağılanma
In sceneçok küçük düşme veya utanç hissi
He felt a sense of humiliation
Bir aşağılanma hissi duydu
şarkı söylemek
In scenesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
yaramazlık yapmak
güçlü duyguları dışa vurmak için kötü davranmak
The child started acting out in class
Çocuk sınıfta yaramazlık yapmaya başladı
Vay canına
şaşkınlık veya hayret ifade eden bir ünlem
Holy mackerel I did not expect that
Vay canına bunu beklemiyordum
oyunculuk
In scenebir gösterideki performans
Her acting is great
Onun oyunculuğu harika
rol yapmak
bir gösteride veya filmde karakter canlandırmak
He is acting in a new movie
O yeni bir filmde rol yapıyor
oyunculuk
tiyatro veya sinemada karakter canlandırma sanatı
She studied acting at university
Üniversitede oyunculuk eğitimi aldı
vekaleten
bir görevi geçici bir süreliğine yürütmek
He is the acting manager
O vekaleten müdürlük yapıyor
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
korku
In sceneani bir korku hissi
The loud noise gave me a fright
Yüksek ses beni korkuttu
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
f kelimesi
f harfiyle başlayan ve genellikle kaba bir kelimenin yerine kullanılan ifade
He used the f word during the argument
Tartışma sırasında f kelimesini kullandı
küfür
saygısız veya kaba olarak görülen bir kelime
He used the f word in anger
Öfkeyle o küfrü kullandı
küfür
kaba bir sözcüğün yerine kullanılan ifade
Don't use the f-word in public
Halka açık yerlerde küfür etme
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
bitki
In scenegenellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli bir yere koymak
They planted a bug in the room
Odaya gizlice bir dinleme cihazı yerleştirdiler
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
çiğ
In scenepişirilmemiş
I don't like raw fish
Çiğ balık sevmem
işlenmemiş
düzenlenmemiş veya işlemden geçmemiş
The editor used the raw footage
Editör işlenmemiş görüntüleri kullandı
ham
işlenmemiş veya doğal durumunda olan
They use raw materials for production
Üretim için ham madde kullanıyorlar
Raw
1987 yapımı Eddie Murphy standup komedi filmi
Eddie Murphy released a comedy special called Raw
Eddie Murphy Raw adında bir komedi gösterisi yayınladı
biçare
In sceneçok mutsuz veya şanssız kişi
The poor wretch had lost all his belongings
Zavallı biçare tüm eşyalarını kaybetmişti
sefil
In sceneçok mutsuz veya talihsiz insan
I felt pity for the sad wretch
O üzgün sefil için acıma hissettim
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
touchdown
In sceneAmerikan futbolunda altı puan kazandıran sayı
The player scored a touchdown
Oyuncu touchdown yaptı
isyan etmek
otoriteye veya kontrole karşı savaşmak
The people decided to rise up against the king
Halk, krala karşı ayaklanmaya karar verdi
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
doğru yapmak
bir işi hatasız biçimde tamamlamak
I finally got the answer right
Cevabı sonunda doğru yaptım
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
ağ
In scenedelikli ve birbirine bağlı iplerden yapılan malzeme
He caught a fish in the net
Ağla bir balık yakaladı
net
tüm kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktar
My net salary is three thousand dollars
Net maaşım üç bin dolardır
net
kolayca anlaşılan veya görülen
The instructions are net
Talimatlar çok net
takım
birlikte spor yapan grup
The net played well today
Takım bugün iyi oynadı
rol
In scenebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
ayak parmağı
In sceneayağın ucundaki ayrı bölümler
I hurt my toe
Ayak parmağımı incittim
seçme
In sceneoyunculuk veya şarkıcılık yeteneğini ölçmek için yapılan kısa sınav
She has an audition tomorrow
Yarın bir seçmesi var
seçme
bir rolü kapmak için sergilenen kısa performans
I failed my audition for the play
Oyun için girdiğim seçmelerde başarısız oldum
deneme performansı
bir sanatçının yeteneğini test etmek için yaptığı kısa gösteri
The dancer's audition was amazing
Dansçının deneme performansı harikaydı
tepki vermek
In scenebir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
izleyici
In scenebir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
huzura kabul
önemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
çözüm
In scenebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kaçık
In sceneçok tuhaf veya aptalca davranan kişi
He is a complete nut
O tam bir kaçık
testis
erkek üreme organı
He got hit in the nuts
Testislerine darbe aldı
kuruyemiş
yenilebilen sert kabuklu tohum veya meyve
I love eating nuts
Kuruyemiş yemeyi severim
somun
cıvataya takılan ortası delikli metal parça
Tighten the nut with a wrench
Somunu bir anahtarla sıkın
seçenek
In sceneseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
gönderdi
In scenebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
sandviç
In sceneiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
sınır
In scenebir şeyin kenarını belirleyen çizgi
This fence is the boundary of the garden
Bu çit bahçenin sınırıdır
sınır
kabul edilebilir olanı belirleyen kurallar
You should set clear boundaries with your colleagues
İş arkadaşlarınızla net sınırlar belirlemelisiniz
sezon
In scenebir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
mevsim
yılın dört bölümünden her biri
Winter is my favorite season
Kış benim en sevdiğim mevsimdir
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsimi
meyve veya sebzelerin olgunlaşıp tüketilmeye hazır olduğu zaman dilimi
Strawberries are in season now
Şu an çilek mevsimi
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
sessiz film
konuşma diyaloğu içermeyen film
I watched a classic silent film yesterday
Dün klasik bir sessiz film izledim
boğum
In sceneparmağın eklem yeri
He cracked his knuckles
Parmak boğumlarını kütletti
boğum
parmağın büküldüğü kemikli eklem
He cracked his knuckles
Parmak boğumlarını kütletti
sahne
In sceneperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
sığınak
In scenegüvenli veya huzurlu bir yer
The library is a quiet haven for students
Kütüphane öğrenciler için sessiz bir sığınaktır
klasik
In scenestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
usta
In scenebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
sadece
sadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
çalışmak
In scenebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konu hakkında bilgi edinmek için yapılan dikkatli inceleme
This study shows interesting results
Bu araştırma ilginç sonuçlar gösteriyor
bölme
In scenebir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
taş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
rol yapmak
In scenebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
günümüzde
In sceneşimdiki zamanda
Nowadays, many people work from home
Günümüzde birçok insan evden çalışıyor
kaka
In scenevücuttan atılan katı atık
There is dog poop on the grass
Çimlerin üzerinde köpek kakası var
kaka yapmak
vücuttaki katı atıkları dışarı atmak
The baby pooped
Bebek kaka yaptı
kaka
vücuttan atılan katı atık
The dog made poop on the grass
Köpek çimlerin üzerine kaka yaptı
dışkı
insan veya hayvanlardan gelen katı atık
Clean up the animal poop in the garden
Bahçedeki hayvan dışkısını temizleyin
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
sirk
In sceneperformansçılar, hayvanlar ve palyaçoların olduğu bir gösteri
We went to the circus
Sirke gittik
mümkün
In sceneyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
bölüm
In scenebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
riske atmak
In scenebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
hücre
In scenedaha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde