

Young Sheldon — Season 2 Episode 4
Words & meanings
446 words
CEFR level
erkek kardeş
In sceneaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
günah
In sceneahlaki olarak yanlış olan eylem
Lying is a sin
Yalan söylemek bir günahtır
yıkamak
In scenesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
market alışverişi
In scenebir mağazadan satın alınan yiyecekler ve diğer eşyalar
I need to buy some groceries
Biraz market alışverişi yapmam gerekiyor
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
şşş
In scenebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
naziklik
In scenearkadaş canlısı ve yardımsever olma özelliği
Thank you for your kindness
Nazikliğiniz için teşekkür ederim
arka bahçe
In scenegenellikle çimlerin olduğu, evin arkasındaki alan
The kids are playing in the backyard
Çocuklar arka bahçede oynuyorlar
paylaşma
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
konuşmak
In scenebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
entelektüel
In scenedüşünme ve fikirleri anlama yeteneğiyle ilgili
She has a strong intellectual curiosity
Güçlü bir entelektüel meraka sahip
entelektüel
ciddi düşünme ve çalışmaktan hoşlanan kişi
He is a well-known intellectual
O, tanınmış bir entelektüeldir
endişelenme
In scenebir şey hakkında sinirli veya üzgün hissetme durumu
He stopped worrying about the test
Sınav hakkında endişelenmeyi bıraktı
endişelenmek
kendini huzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worrying about the future
Gelecek hakkında endişeleniyorum
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
kızgın
In sceneöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
işte
In scenebir şeyi veya birini tanıtmak için kullanılır
Here's your key
İşte anahtarın
hayranlık duymak
birine saygı duymak ve onu takdir etmek
I look up to my father
Babama hayranlık duyuyorum
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
çalışma kağıdı
In sceneüzerinde yazı alanları bulunan basılı sayfa
Please complete this worksheet
Lütfen bu çalışma kağıdını tamamlayın
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
başka türlü
In scenebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
In scenebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
In scenegizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
heyecan verici
In sceneheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
buzdolabı
In sceneyiyecekleri soğuk tutan büyük ev aleti
Put the milk in the refrigerator
Sütü buzdolabına koy
hareket
In scenebir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
hareket
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
itiraf
In sceneyanlış bir şey yaptığını kabul eden beyan
He made a full confession
Tam bir itiraf yaptı
temel
In scenebir şeyin dayandığı ana fikir veya başlangıç noktası
Trust is the basis of a good relationship
Güven, iyi bir ilişkinin temelidir
baz
bir şeyin düzenli olarak yapılma biçimi veya sıklığı
We meet on a regular basis
Düzenli olarak buluşuyoruz
bakış açısı
In scenebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
yapmak
In scenebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
gıdıklamak
In scenebirini gülmesi için hafifçe dokunmak
Don't tickle me
Beni gıdıklama
eğlendirmek
birini keyiflendirmek veya memnun etmek
The joke tickled her
Şaka onu eğlendirdi
takılmak
biriyle oyunbaz bir şekilde şakalaşmak
She was only tickling him
Sadece ona takılıyordu
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yük
In sceneağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
fırçalamak
In scenebir fırça kullanarak bir şeyi düzeltmek veya pürüzsüzleştirmek
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
fırça
temizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
fırçalamak
bir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
Katolik
In sceneRoma Katolik Kilisesi ile ilgili
She is Catholic
O Katolik
rahatlatıcı
In scenegerginliği azaltan
Reading a book is relaxing
Kitap okumak rahatlatıcıdır
dinlendirici
sakinleşmeyi ve rahatlamayı sağlayan
This music is very relaxing
Bu müzik çok dinlendirici
gevşeme
gerginliğin azalması eylemi
Relaxing helps to reduce stress
Gevşeme stresi azaltmaya yardımcı olur
rahatlatıcı
kişiyi sakinleştiren ve gerginliği azaltan
This music is very relaxing
Bu müzik çok rahatlatıcı
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
tutuklamak
In scenebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
günlük
In scenekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
ciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
eller
In scenekolun parmakların olduğu uç kısmı
Wash your hands
Ellerini yıka
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
çekmece
In scenemobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
çekmece
masa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
eğitim
In sceneöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
kapalı
In sceneaçık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
susturmak
In scenebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
duygusal iniş çıkış
duyguların sürekli değiştiği durum
Her life is an emotional roller coaster
Hayatı duygusal iniş çıkışlarla dolu
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
havlu
In scenebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
burun
In sceneyüzün koku alan ve nefes alan kısmı
Touch your nose
Burnuna dokun
burun
koku almak için kullanılan yüz bölümü
Her nose is small
Onun burnu küçük
daha uzun süre
In scenedaha fazla zaman boyunca
I will stay longer
Daha uzun süre kalacağım
daha uzun
daha fazla zaman süren
This takes longer to cook
Bu daha uzun sürede pişiyor
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
yükünü hafifletmek
In scenekendini ağır bir yükten veya endişeden kurtarmak
She felt better after she unburdened herself
İçini döktükten sonra kendini daha iyi hissetti
sokuşturmak
In scenebir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
unutmak
aklından çıkmak
The date slipped my mind
Tarih aklımdan çıktı
kağıt parçası
küçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
kaymak
dengesini kaybedip kaymak
I slipped on the ice
Buzda kaydım
kaba
In scenenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
acaba
nazikçe sormak veya bir olasılığı belirtmek için kullanılır
Do you have a pen by any chance?
Acaba kaleminiz var mı?
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
suçlamak
In scenebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
açık
In sceneengelsiz
The road is clear
Yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
güvenmek
In scenebirinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
itimat etmek
In scenebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
diş fırçası
In scenedişleri temizlemek için kullanılan araç
I need a new toothbrush
Yeni bir diş fırçasına ihtiyacım var
diş fırçası
diş temizliği için kullanılan fırça
Put your toothbrush in the cup
Diş fırçanı bardağa koy
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
simgelemek
In scenebir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
biri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
canım
In scenesevilen birine hitap etmek için kullanılan samimi sözcük
Hello darlin
Merhaba canım
sevgili
değer verilen ve sevilen kişi
She is my darlin
O benim sevgilim
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
sebze
In sceneyemek olarak yenen bitki
I like to eat fresh vegetables
Taze sebze yemeyi severim
sebze
insanların yiyecek olarak tükettiği bitki veya bitki kısmı
I eat fresh vegetables every day
Her gün taze sebze yerim
şaka
In sceneeğlence amaçlı yapılan küçük oyun
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
birine yapılan oyun veya şaka
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı