

Young Sheldon — Season 2 Episode 10
Words & meanings
393 words
CEFR level
uyumsuz
In scenesosyal ortamlara veya yeni koşullara uyum sağlamakta zorlanan
He is a maladjusted child who has trouble making friends
Arkadaş edinmekte zorlanan uyumsuz bir çocuktur
konuşmak
In scenebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
ciddi şekilde
In sceneçok büyük bir ölçüde veya aşırı biçimde
He was severely injured in the accident
Kazada ciddi şekilde yaralandı
ciddi şekilde
çok ciddi veya aşırı bir biçimde
The storm severely damaged the roof
Fırtına çatıya ciddi şekilde hasar verdi
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I am getting a gift
Bir hediye alıyorum
olmak
farklı bir duruma geçmek
It is getting dark
Hava kararıyor
girmek
bir yerin içine dahil olmak
She is gettin in the car
O arabaya giriyor
idare etmek
bir durumla başa çıkmak veya geçinmek
He is gettin by in his new job
Yeni işinde idare ediyor
kan susamış
In sceneinsanları incitmek veya öldürmek isteyen
He is a bloodthirsty killer
O, kan susamış bir katildir
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
satın almak
In scenebir şey için para ödemek
I want to purchase a new car
Yeni bir araba satın almak istiyorum
satın alma
bir şey satın alma eylemi
This purchase was expensive
Bu satın alma pahalıydı
Hush Puppies
bir ayakkabı markası
I bought some Hush Puppies
Biraz Hush Puppies ayakkabı aldım
günlük ayakkabı
bu markaya ait rahat ayakkabılar
These hush puppies are very soft
Bu günlük ayakkabılar çok yumuşak
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
uyarıcı
In scenetepki oluşturmaya yarayan şey
The loud noise was a stimulus for my fear
Yüksek ses korkum için bir uyarıcıydı
uyarıcı
etkinliği veya ilgiyi artıran şey
Music can be a stimulus for creativity
Müzik yaratıcılık için bir uyarıcı olabilir
teşvik
bir şeyi harekete geçiren etken
This tax cut serves as a stimulus for the economy
Bu vergi indirimi ekonomi için bir teşvik işlevi görüyor
kale
In scenesavunma amacıyla kullanılan güçlü bina
The soldiers stayed in the fort
Askerler kalede kaldı
konuşkan
In scenebaşkalarıyla konuşmayı seven
She is a very conversational person
O çok konuşkan biridir
parça
In scenebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
izin vermek
In scenebir şeye izin vermek veya onaylamak
My parents permit me to go out
Ailem dışarı çıkmama izin veriyor
izin belgesi
size izin veren resmi bir kağıt
You need a work permit
Bir çalışma iznine ihtiyacınız var
ders
In sceneeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
bir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
ne oluyor be
şaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck is happening?
Neler oluyor be?
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
e yani
In scenebir şeyin çok bariz olduğunu belirtmek için kullanılır
The sun is hot, duh
Güneş sıcaktır, e yani
güzel
In scenegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
çılgın
In sceneçılgınca veya aptalca şeyler yapan
He had a madcap idea for a business
İş için çılgınca bir fikri vardı
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
hoşça kal
In sceneayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
hemen
In scenebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
on yaşında
on yaşta olan
He is a ten year old boy
O on yaşında bir çocuk
on yaşındaki çocuk
on yaşında olan kişi
The ten year old likes football
On yaşındaki çocuk futbolu sever
on yaşındaki çocuk
on yaşında olan kişi
The ten year old is happy
On yaşındaki çocuk mutlu
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
yatak odası
In sceneuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
baskın
In scenebaşkaları üzerinde kontrolü veya gücü olan
She plays a dominant role in the project
Projede baskın bir rol oynuyor
psikoloji
In scenezihin ve davranışların bilimsel olarak incelenmesi
She is studying psychology at university
Üniversitede psikoloji okuyor
marka
In scenebelirli bir tür veya kategori
Which brand do you prefer?
Hangi markayı tercih edersin?
damgalamak
bir hayvanın üzerine işaret koymak
Farmers brand their cattle
Çiftçiler sığırlarını damgalar
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sürpriz
In scenebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sarı
In scenegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
sinyal
bir aracın dönüş yapacağını gösteren ışıklı işaret
He forgot to use his turn signal
Sinyal vermeyi unuttu
sinyal
In scenearaçlarda hangi yöne dönüleceğini gösteren ışık
He forgot to use his directional
Sinyalini kullanmayı unuttu
et
In scenegıda olarak kullanılan hayvan eti
I like meat
Eti severim
et
yiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
midilli
In sceneküçük bir at türü
I rode a pony at the farm
Çiftlikte bir midilliye bindim
midilli
küçük bir at türü
The child rode a pony
Çocuk bir midilliye bindi
midilli
küçük bir at türü
She rode a pony at the park
Parkta bir midilliye bindi
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
yakında
In sceneuzak olmayan
Is there a pharmacy nearby?
Yakınlarda bir eczane var mı?
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
çocukça
In sceneçocuksu ve olgun olmayan bir biçimde
He behaved childishly during the meeting
Toplantı sırasında çocukça davrandı
sessizce yaklaşmak
birine fark ettirmeden sessizce yaklaşmak
He tried to creep up on her
Ona sessizce yaklaşmaya çalıştı
çay
In sceneyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
atlatmak
zor bir durumdan sağ çıkmak veya baş etmek
We can get through this together
Bunu birlikte atlatabiliriz
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
atlatmak
zor bir durumla başarıyla başa çıkmak
She managed to get through her exams
Sınavlarını atlatmayı başardı
atlatmak
zor bir dönemi başarıyla geride bırakmak
We will get through this difficult week
Bu zor haftayı atlatacağız
esinti
In scenedoğal hava hareketi
There is a soft wind
Hafif bir esinti var
nefes
solunan hava
I lost my wind
Nefesim kesildi
sarmak
bir şeyi defalarca döndürmek
Wind the yarn
İpliği sar
duyum
gizli kalmış bilgi veya haber
She caught wind of the secret plan
Gizli planın kokusunu aldı
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
eğlenmek
sevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
takılmak
eğlenmek için vakit geçirmek
They are just messing around
Sadece takılıyorlar
takılmak
birine şakacı veya sinir bozucu bir şekilde davranmak
He likes to mess around with his friends
Arkadaşlarına takılmayı sever
aylak
sorumluluklarından kaçınan kişi
He is a real goof off at work
İş yerinde tam bir aylak
kaytarmak
çalışması gerekirken ciddi olmayan işlerle uğraşmak
Stop goofing off and do your work
Kaytarmayı bırak ve işini yap
vakit öldürmek
hiçbir faydalı iş yapmadan zaman harcamak
They goofed off all afternoon
Bütün öğleden sonra vakit öldürdüler
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
bisiklet
In scenepedal çevirerek sürülen iki tekerlekli araç
I ride my bicycle to school
Okula bisikletimle giderim
pedal çevirmek
bisiklet sürer gibi bacakları dairesel hareket ettirmek
He started to bicycle his legs
Bacaklarını pedal çevirir gibi hareket ettirmeye başladı
frenlemek
In scenebir taşıtın hızını azaltmak
You need to brake here
Burada frenlemen gerekiyor
fren yapmak
bir taşıtı durdurmak
The driver had to brake at the light
Sürücü ışıkta fren yapmak zorunda kaldı
bağlamak
In scenebir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
kravat
boyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
aynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağ
iki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
kutu
In scenedüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
eyvah
In sceneşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
parlama
In scenegözü kamaştıran güçlü ışık
The glare from the snow was intense
Karın parlaması çok yoğundu
dik dik bakmak
öfkeyle bakmak
She glared at him in anger
Ona öfkeyle dik dik baktı
ters ters bakmak
birine çok kızgın bir şekilde bakmak
He glared at me
Bana ters ters baktı
pratik yapmak
In scenegelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
-meli/-malı
yapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
sakız
In sceneçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
kimya
In scenemaddelerin yapısını ve değişimlerini inceleyen bilim dalı
I like chemistry class
Kimya dersini seviyorum
kimya
iki kişi arasındaki romantik çekim veya uyum
They have great chemistry
Onların harika bir kimyası var
fal
In scenegelecekte neler olacağı
She read my fortune
Falıma baktı
şans
hayattaki talih veya şans
He had the good fortune to win
Kazanma şansına sahipti
servet
çok büyük miktarda para
He made a fortune in oil
Petrolle büyük bir servet yaptı
yavru köpek
In scenegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
yapıştırmak
yapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
güvenmek
In scenebirinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
birine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
sayı
In scenebelirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sorun
endişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
atlatmak
zor bir durumu sonuna kadar sürdürüp bitirmek
I hope we make it through the night
Umarım geceyi atlatırız
atlatmak
zor bir durumdan sağ salim çıkmak
We will make it through this storm
Bu fırtınayı atlatacağız
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar