

Young Sheldon — Season 2 Episode 22
Words & meanings
376 words
CEFR level
bombardımana tutmak
In sceneyoğun bir şekilde soru veya nesne yağmuruna tutmak
He bombarded me with questions
Beni sorularıyla bombardımana tuttu
kaderinde olmak
In scenegeleceğinin kader tarafından belirlenmiş olması
They were destined to meet
Karşılaşmaları kaderlerinde vardı
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
In scenefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
iletişim
In scenebiriyle irtibat kurma eylemi
Please contact me soon
Lütfen benimle yakında iletişime geçin
kontak yapıştırıcı
basıldığında yapışacak şekilde tasarlanan
Use contact adhesive for the edges
Kenarlar için kontak yapıştırıcı kullanın
temas
birine veya bir şeye dokunma eylemi
Avoid direct contact with the skin
Ciltle doğrudan temastan kaçının
kontakt lens
görmeyi iyileştirmek için göze takılan ince mercek
I wear contact lenses every day
Her gün kontakt lens takıyorum
satın almak
bir şeyi para vererek edinmek
I paid for the new house
Yeni evin parasını ödedim
bedelini ödemek
bir hatanın veya zararın karşılığını vermek
He will pay for his lies
Yalanlarının bedelini ödeyecek
parasını ödemek
bir şey için ücret vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ödeyeceğim
ödemek
bir borcu veya faturayı kapatmak için para vermek
I will pay for the dinner
Akşam yemeğini ben ödeyeceğim
çimen
In sceneyeri kaplayan yeşil bir bitki
The grass is green
Çimenler yeşildir
ispiyonlamak
birinin yasa dışı işlerini yetkililere bildirmek
He decided to grass on his partner
Ortağını ispiyonlamaya karar verdi
zor durumda
kötü veya tehlikeli bir durum
He is in the grass because of his mistake
Hatası yüzünden zor durumda
keyif
In scenemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
korkarım ki
In scenekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
vergi
In scenegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
özellik
In scenebir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
özel yazı
gazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
yer vermek
bir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
mısır gevreği
In scenetahıllardan yapılan ve genellikle sütle yenen kahvaltılık yiyecek
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yerim
kahvaltılık gevrek
tahıllardan yapılan bir kahvaltı yiyeceği
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda gevrek yerim
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
In scenebirini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
düzeltilmiş
In sceneyanlışları giderilmiş
He corrected the error
Hatayı düzeltti
düzeltti
hatalı olan bir şeyi doğru hale getirmek
The teacher corrected my essay
Öğretmen kompozisyonumu düzeltti
Nobel ödülü
üstün çalışmalar için verilen dünyaca ünlü ödül
He won a Nobel Prize
Nobel ödülü kazandı
bolca
In sceneyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ay
In sceneotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
tazmin etmek
In scenebir hizmetin veya kaybın maddi bedelini ödemek
The company will compensate you for the delay
Şirket gecikme için sizi tazmin edecek
telafi etmek
bir eksikliği veya kaybı gidermek
He tried to compensate for his mistake
Hatasını telafi etmeye çalıştı
bisiklet
In sceneiki tekerlekli, binilen araç
I ride my bike to school
Okula bisikletle giderim
bisiklet sürmek
bir bisikleti kullanarak hareket etmek
She knows how to bike
O bisiklet sürmeyi biliyor
bisikletle gitmek
ulaşım için bisiklet kullanmak
I will bike to school
Okula bisikletle gideceğim
bisiklet
üzerine binilip sürülen iki tekerlekli taşıt
She rides her bike to school
O okula bisikletiyle gider
uydurmak
In scenegerçek olmayan bir şeyi kurgulamak
He fabricated a story about his past
Geçmişi hakkında bir hikâye uydurdu
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi kurgulamak
He fabricated a story to avoid trouble
Başını beladan kurtarmak için bir hikaye uydurdu
ne oluyor be
şaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck is happening?
Neler oluyor be?
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
birinci elden
In scenedoğrudan kaynaktan gelen
I have firsthand experience
Birinci elden deneyimim var
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
kazanan
In scenebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
atıştırmalık
In sceneana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
hoşça kal
birinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
çekinmeyin
bir şeyi yapmakta özgür olduğunu belirtmek için kullanılır
Feel free to call me
Beni aramaktan çekinmeyin
hastaneye kaldırmak
In scenetedavi görmesi için hastaneye götürmek
They had to hospitalize the victim
Kazazedeyi hastaneye kaldırmak zorunda kaldılar
hastaneye yatırmak
birini tedavi olması için hastaneye kabul etmek
The doctor decided to hospitalize him
Doktor onu hastaneye yatırmaya karar verdi
ekmek
In sceneun ve sudan yapılan gıda
I buy fresh bread
Taze ekmek alırım
panelemek
yemekleri pişirmeden önce galeta unuyla kaplamak
Bread the fish
Balığı paneleyin
ekmek
un ve suyun karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan yiyecek
I bought a fresh loaf of bread
Taze bir ekmek aldım
çok gecikmiş
planlanandan daha geç gerçekleşen
This change is long overdue
Bu değişiklik çok gecikti
vakti çoktan geçmiş
beklenenden daha geç olan
A vacation is long overdue
Bir tatil vakti çoktan geçti
dikkat
In scenebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
uygun
In scenebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
geçmiş
In sceneşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
uyumak
gözler kapalı şekilde dinlenmek
It is time to go to sleep
Uyuma vakti geldi
kafa lambası
In scenekafa bölgesine takılan ve aydınlatma sağlayan lamba
I wore a headlamp while hiking at night
Gece yürüyüş yaparken kafa lambası taktım
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
olay
In scenegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
davet etmek
In scenebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
sevgili
In scenesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
In sceneşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
haber almak
birinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
liste
In scenebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
köfte
In scenekıymadan yapılmış küçük yuvarlak yemek
I like eating meatballs
Köfte yemeyi severim
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
bilgisayar laboratuvarı
insanların kullanması için bilgisayarların bulunduğu oda
Students are working in the computer lab
Öğrenciler bilgisayar laboratuvarında çalışıyorlar
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
bilimsel
In scenebilimle ilgili veya bilimin yöntemlerine dayanan
They used a scientific method
Bilimsel bir yöntem kullandılar
normal
In scenealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
malzemeler
In scenebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more office supplies
Daha fazla ofis malzemesine ihtiyacımız var
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
yavaş hareket
çok ağır bir şekilde ilerleyen hareket
He moved in slow motion
O yavaş hareket ediyordu
ağır çekim
aksiyonu normalden daha yavaş gösteren film tekniği
We watched the replay in slow motion
Tekrarı ağır çekimde izledik
atıf
In scenebir metinde kullanılan kaynağın belirtilmesi
Please include a citation for your source
Lütfen kaynağınız için bir atıf ekleyin
mahkeme çağrısı
mahkemeye çıkmak için gönderilen resmi emir
He received a citation to appear in court
Mahkemeye çıkması için bir çağrı aldı
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
kutlamak
In sceneözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
ancak
In scenebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
korkmuş
In scenekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
başlamak
In scenebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
telefonla aramak
birini telefonla aramak
I will call up my mother
Annemi telefonla arayacağım
üst seviyeye çağırmak
birini daha yüksek bir seviyeye veya pozisyona getirmek
He was called up to the national team
Milli takıma çağrıldı
kedi
In scenetüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
kedi
küçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
kısa dalga
In sceneuzun mesafe iletişimi sağlayan radyo dalgası
They listened to the news on shortwave
Haberleri kısa dalgadan dinlediler
film
In scenesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme