

Young Sheldon — Season 3 Episode 8
Words & meanings
470 words
CEFR level
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
fark
In sceneşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
sevinç
In scenebüyük bir mutluluk duygusu
Her face was full of joy
Yüzü sevinç doluydu
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
dini
In scenedin veya inançla ilgili
It is a religious holiday
Bu dini bir bayramdır
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
normal
In scenealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
sıradan
her zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
tatlandırmak
In scenebir şeyi tatlı hale getirmek
I sweeten my tea with honey
Çayımı balla tatlandırırım
cazip hale getirmek
bir şeyi daha çekici veya uygun duruma getirmek
They tried to sweeten the deal with a bonus
Anlaşmayı bir ikramiye ile daha cazip hale getirmeye çalıştılar
senin adına sevindim
birinin başarısını övmek için kullanılır
You got a promotion! Good for you!
Terfi aldın! Senin adına sevindim!
sana yararlı
birine faydalı veya yardımcı olan
Eating vegetables is good for you
Sebze yemek senin için yararlıdır
arkadaş grubu
In scenebirlikte vakit geçiren insan grubu
The whole gang is here
Tüm grup burada
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
çevre
In scenebir kimseyi veya şeyi çevreleyen koşullar
He works in a quiet environment
Sessiz bir ortamda çalışıyor
indirim
In scenenormalden daha düşük fiyat
I got a discount on these shoes
Bu ayakkabılarda indirim aldım
göz ardı etmek
bir şeyi değersiz veya önemli olmayan bir şey olarak görmek
You cannot discount his opinion
Onun fikrini göz ardı edemezsin
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
acele etme
bir şeyi acele etmeden yapmak
Take your time
Acele etme
kaydolmak
In sceneresmi bir listeye adını yazdırmak
I want to enroll in this course
Bu kursa kaydolmak istiyorum
sakatlanma
In scenefiziksel hasar görme
The player suffered a knee injury
Oyuncu dizinden sakatlandı
yaralanma
vücudun uğradığı zarar
He has a serious injury
Ciddi bir yaralanması var
yara
vücutta oluşan fiziksel hasar
The injury is healing
Yara iyileşiyor
yaralanma
kaza veya saldırı sonucu vücutta oluşan hasar
He suffered a serious injury during the match
Maç sırasında ciddi bir yaralanma yaşadı
elbette
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Can you help me? You bet!
Bana yardım edebilir misin? Elbette!
büyüleyici
In sceneçok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
araba sürmek
In scenebir aracı hızlı veya ustalıkla kullanmak
He was wheelin down the road
Yolda hızlıca araba sürüyordu
balıkçılık
In scenebalık yakalama sporu veya uğraşı
Fishing is a popular hobby
Balıkçılık popüler bir hobidir
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
I like fishing
Balık tutmayı severim
balık tutma
balık yakalama eylemi
We spent the afternoon fishing
Öğleden sonrayı balık tutarak geçirdik
balık tutma
balık yakalama etkinliği
Fishing is a relaxing hobby
Balık tutma rahatlatıcı bir hobidir
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
sağlık
In scenesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık
hastalık veya yaralanmadan uzak olma durumu
Good health is important for everyone
İyi bir sağlık herkes için önemlidir
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
Vay canına
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılan bir ünlem
Zowie that fireworks show was amazing
Vay canına o havai fişek gösterisi harikaydı
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
torun
In sceneçocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
erkek torun
In sceneoğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson loves to play soccer
Erkek torunum futbol oynamayı seviyor
erkek torun
oğlunun veya kızının oğlu
My grandson is five years old
Erkek torunum beş yaşında
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson is playing in the garden
Erkek torunum bahçede oynuyor
kafa karıştırmak
In scenebirinin bir şeyi anlamasını zorlaştırmak
The instructions confuse me
Talimatlar kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
kuşak
In scenebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
nesil
aşağı yukarı aynı dönemde doğan insanlar
This generation uses smartphones a lot
Bu nesil çok fazla akıllı telefon kullanıyor
kuşak
aynı yaş aralığındaki kişilerin tümü
My generation loves this song
Benim kuşağım bu şarkıyı çok seviyor
bölgesel
In scenebelirli bir bölgeyle ilgili
They have a regional office in Istanbul
İstanbul'da bölgesel bir ofisleri var
güvenmek
yardım için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
You can rely on me
Bana güvenebilirsin
bel bağlamak
destek veya yardım için birine güvenmek
We rely on the bus to get to work
İşe gitmek için otobüse bel bağlıyoruz
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
In scenebir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
kabul edilen durum
In scenekesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
dikkate alındığında
bir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
vücut
In scenebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
kağıt parçası
In sceneküçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
unutmak
aklından çıkmak
The date slipped my mind
Tarih aklımdan çıktı
sokuşturmak
bir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
kaymak
dengesini kaybedip kaymak
I slipped on the ice
Buzda kaydım
girmek
bir durum veya sürece başlamak
They decided to enter into a contract
Bir sözleşmeye girmeye karar verdiler
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
bölme
In scenebir kabın içindeki ayrı kısım
Put it in the side compartment
Onu yan bölmeye koy
dikkat etmek
bir şeye dikkatini vermek veya fark etmek
Please take notice of the signs
Lütfen işaretlere dikkat edin
düşük
In scenemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
çok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
kontrol etmek
In scenebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
sevgi
In scenebirine karşı duyulan sevgi veya yakınlık hissi
She has a deep affection for her dog
Köpeğine karşı derin bir sevgisi var
daha kolay
In scenezorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha kolay
yapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
karşıya
In scenebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
belki
In scenemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
manevi
In sceneruh veya tin ile ilgili
She has a spiritual approach to life
Hayata manevi bir yaklaşımı var
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
fırın
In sceneyiyecek pişirmek veya ısıtmak için kullanılan cihaz
Put the cake in the oven
Keki fırına koy
vize
In sceneokul döneminin ortasında yapılan önemli sınav
I have a midterm tomorrow
Yarın vizem var
satın alma
In scenebir şey satın alma eylemi
This purchase was expensive
Bu satın alma pahalıydı
satın almak
bir şey için para ödemek
I want to purchase a new car
Yeni bir araba satın almak istiyorum
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
neden
hangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
fizik
In scenemadde, enerji ve hareketi inceleyen bilim dalı
I love physics
Fiziği seviyorum
fizik
madde enerji ve hareketin incelenmesi
He is studying physics at university
Üniversitede fizik çalışıyor
fizik bilimi
madde ve enerjinin etkileşimini araştıran bilim dalı
Physics explains how the universe works
Fizik bilimi evrenin nasıl işlediğini açıklar
on
In scene10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
skor
In scenebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
puan almak
bir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
heyecanlandırmak
In scenebirini çok mutlu veya heyecanlı hissettirmek
The news thrilled her
Haber onu heyecanlandırdı
heyecan
mutluluk veya heyecanın verdiği güçlü duygu
I love the thrill of speed
Hızın verdiği heyecanı seviyorum
göz kulak olmak
birini veya bir şeyi dikkatle izlemek
Can you keep an eye on my bag?
Çantama göz kulak olabilir misin?
göz kulak olmak
birini veya bir şeyi dikkatle izleyip korumak
Please keep an eye on my bag while I am away
Ben yokken lütfen çantama göz kulak ol
takip etmek
bir şeyin durumunu kontrol etmek için izlemek
We should keep an eye on the weather forecast
Hava durumunu takip etmeliyiz
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
daha az bilinen
diğerleri kadar ünlü veya tanınmış olmayan
This is a lesser known artist
Bu, daha az bilinen bir sanatçıdır
daha az bilinen
yaygın olarak bilinmeyen
They visited a lesser known museum in the city
Şehirdeki daha az bilinen bir müzeyi ziyaret ettiler
az tanınan
meşhur veya ünlü olmayan
He is a lesser known actor compared to his brother
O erkek kardeşine kıyasla az tanınan bir oyuncu
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım