

Young Sheldon — Season 3 Episode 9
Words & meanings
393 words
CEFR level
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
detay
In sceneküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
Please detail the plan for me
Lütfen planı benim için detaylandır
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
tamamen
In sceneçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
selam
In scenekarşılama veya iyi dilekler belirten söz veya işaret
He sent a friendly greeting
Dostça bir selam gönderdi
karşılama
birine merhaba deme veya birini kabul etme eylemi
Their greeting was very warm
Karşılamaları çok sıcaktı
selamlama
biriyle karşılaştığınızda söylenen veya yapılan dostça ifade
They exchanged a friendly greeting
Dostça bir selamlama alışverişinde bulundular
selam
birini karşılamak veya selamlamak için yazılan kısa not
She sent a holiday greeting
Bir bayram selamı gönderdi
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
herhangi bir yer
In sceneherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
önem
In sceneönemli olma durumu
Health is of great importance
Sağlık büyük önem taşır
endişelendirmek
In scenebirini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
alarm
insanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
popüler
In scenebirçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
el tipi
In sceneelde tutulmak üzere tasarlanmış
I have a small handheld game console
Küçük bir el tipi oyun konsolum var
görev
In sceneyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
çok fonksiyonlu
In scenebirden fazla işlevi olan
This tool is multifunctional
Bu alet çok fonksiyonludur
duygusal
In sceneduygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
yetişkin
In scenetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
çok
In scenebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
alışmak
bir şeye zamanla alışmak ve onu yadırgamamak
I am getting used to the new city
Yeni şehre alışıyorum
alışkın olmak
bir şeyi tecrübe ettiği için ona aşina olmak
You will soon get used to the busy traffic
Yoğun trafiğe kısa sürede alışkın olacaksın
alışmak
yeni bir duruma zamanla uyum sağlayıp rahat hissetmeye başlamak
I am getting used to the cold weather
Soğuk havaya alışıyorum
birlikte gitmek
birisiyle beraber gitmek veya ona eşlik etmek
They go together to school
Okula birlikte giderler
uyumlu olmak
birbiriyle iyi görünmek veya uyum içinde çalışmak
These colors go together
Bu renkler birbiriyle uyumlu
takılmak
arkadaşlarla rahat bir vakit geçirmek
Do you want to hang out tomorrow?
Yarın takılmak ister misin?
dışarı sarkmak
bir şeyin içinden dışarı doğru uzanmış olmak
The shirt was hanging out of the bag
Gömlek çantadan dışarı sarkıyordu
beyzbol
In scenesopa ve topla oynanan bir oyun
I like playing baseball
Beyzbol oynamayı severim
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
çok
In scenebir şeyi vurgulamak için kullanılır
That is a darn good idea
Bu çok iyi bir fikir
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
kullandı
In scenebir şeyi bir amaç için yararlanmak
She used the new tool
O yeni aleti kullandı
alışkın
bir şeye deneyimle aşina olmak
I am used to the cold
Soğuğa alışkınım
eskiden
geçmişte düzenli yapılan ama şimdi yapılmayan
I used to run every day
Eskiden her gün koşardım
ikinci el
başkası tarafından daha önce kullanılmış
They bought a used car
İkinci el bir araba aldılar
tercih etmek
In scenebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
ileride
In sceneön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
e-posta
In sceneelektronik ortamda gönderilen mesajlar
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
postalamak
mektup veya paketleri posta sistemiyle göndermek
I need to mail this letter today
Bu mektubu bugün postalamam gerekiyor
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
çalışma odası
In sceneevde dinlenmek veya çalışmak için kullanılan oda
He is reading in the den
Çalışma odasında kitap okuyor
in
vahşi bir hayvanın yaşadığı veya saklandığı yer
The bear slept in its den
Ayı ininde uyudu
yuva
yasa dışı faaliyetlerin yapıldığı gizli yer
The police raided the gambling den
Polis kumar yuvasına baskın düzenledi
üniversite
In scenelise sonrası eğitim verilen kurum
She is studying at a college
O bir üniversitede okuyor
kolej
yüksek öğrenim kurumu
He goes to a small college
O küçük bir koleje gidiyor
üniversite
liseden sonra gidilen yükseköğretim kurumu
She is starting college in September
Eylül'de üniversiteye başlıyor
üniversite
liseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
selamlar
In scenehoş geldiniz veya iyi dilekler belirtmek için kullanılan sözler
He sent his greetings to everyone
Herkese selamlarını iletti
selamlama
biriyle karşılaşıldığında söylenen dostça ifade
Send my greetings to your family
Ailene selamlarımı ilet
karşılama
birine hoş geldin deme eylemi
The staff offered warm greetings
Personel sıcak bir karşılama sundu
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
bisiklet
In sceneiki tekerlekli, binilen araç
I ride my bike to school
Okula bisikletle giderim
bisiklet sürmek
bir bisikleti kullanarak hareket etmek
She knows how to bike
O bisiklet sürmeyi biliyor
bisikletle gitmek
ulaşım için bisiklet kullanmak
I will bike to school
Okula bisikletle gideceğim
bisiklet
üzerine binilip sürülen iki tekerlekli taşıt
She rides her bike to school
O okula bisikletiyle gider
adlandırmak
bir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
eğlenmek
sevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
ayrıca
In sceneek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
analiz
In scenebir şeyin dikkatli bir şekilde incelenmesi
The analysis of the data is complete
Verilerin analizi tamamlandı
yarıda kesmek
In scenebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
bağlanma
In scenegüçlü bir duygusal ilişki oluşturma süreci
Early bonding is important for a baby
Erken yaşta bağlanma bebek için önemlidir
birleştirme
nesneleri birbirine bağlama işlemi
The glue is for bonding the pieces
Yapıştırıcı parçaları birleştirmek içindir
hoş karşılanan
In scenememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
federasyon
In scenekuruluşların birleşmesiyle oluşan yapı
The federation of trade unions met today
Sendikalar federasyonu bugün toplandı
ziyaret etmek
In scenebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
kaptırmak
bir şeye kendini tamamen kaptırmak
I got caught up in the movie
Filme kendimi kaptırdım
yetişmek
önündeki birine ulaşmak
Run faster to catch up with him
Ona yetişmek için daha hızlı koş
arayı kapatmak
birine en son haberleri anlatmak
Let's have coffee and catch up
Kahve içip arayı kapatalım
sohbet
birisiyle son yaşananları paylaşmak için yapılan rahat görüşme
We had a quick catch up over coffee
Kahve eşliğinde hızlı bir sohbet ettik
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
selam
In scenemerhaba demek için kullanılan bir kelime
Hi, how are you?
Selam, nasılsın?
merhaba
dostça bir selamlama
Hi, Sarah!
Merhaba, Sarah!
hey
dikkat çekmek için kullanılır
Hi, wait for me!
Hey, beni bekle!
hiç
olumsuz bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
I do not like it at all
Ondan hiç hoşlanmıyorum
yerel
In scenebelirli bir bölgeye veya yere ait olan
I like local food
Yerel yemekleri severim
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kimse
Ask a local for directions
Yön tarifi için bir yerliye sorun
sohbet etmek
In scenegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
zürafa
In sceneuzun boyunlu, Afrika'da yaşayan uzun boylu bir hayvan
The giraffe is very tall
Zürafa çok uzundur
tavuk
In sceneetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tavuk eti
tavuktan elde edilen gıda
I eat chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk eti yiyorum
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
karbon
In scenetüm canlılarda bulunan bir kimyasal element
Carbon is a basic element of life
Karbon, yaşamın temel bir elementidir
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
gözlemci
In scenebir şeyi izleyen veya inceleyen kişi
He is a keen observer
O dikkatli bir gözlemcidir
büyüleyici
In sceneçok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kılığa girmek
birine veya bir şeye benzemek için giyinmek
The children dressed up as superheroes
Çocuklar süper kahraman kılığında giyindiler
giyinmek
vücuduna kıyafetlerini giymek
He dressed up quickly before he left
Çıkmadan önce hızlıca giyindi
şık giyinmek
özel veya resmi etkinlikler için süslü kıyafetler giymek
We dressed up for the wedding
Düğün için şık giyindik
belirli
In sceneaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
Bay
In sceneerkek isimlerinden önce kullanılan bir hitap şekli
Mr Smith is my teacher
Bay Smith benim öğretmenim
aptalca
In sceneakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
kazanan
In scenebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
şarkı söylemek
In scenesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
bira
In scenetahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
bira
tahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
bağlamak
In sceneiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
hayat arkadaşı
In sceneevli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi