

Young Sheldon — Season 4 Episode 10
Words & meanings
443 words
CEFR level
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
özellik
In scenebir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
emlak
birine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
Eski popüler şarkı
In sceneGeçmişten gelen popüler bir şarkı
They played an oldie on the radio
Radyoda eski bir şarkı çaldılar
yaşlı biri
yaşlı kişi
He is a bit of an oldie
O biraz yaşlı biri
finansman
In scenebir proje veya satın alma için sağlanan para
The company needs financing for the new project
Şirketin yeni proje için finansmana ihtiyacı var
maalesef
In sceneüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan gayriresmi bir ifade
Those chaps are very kind
O adamlar çok nazik
adam
In sceneerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
He is a nice chap
O iyi bir adam
çatlamak
cildin kuruması sonucu yarılması
My lips chapped in the cold wind
Soğuk rüzgarda dudaklarım çatladı
dörtnala koşmak
In scenedört ayak üzerinde çok hızlı koşmak
The horse began to gallop
At dörtnala koşmaya başladı
kaçınılmaz
In sceneolması çok muhtemel olan
It is bound to happen
Bunun olması kaçınılmaz
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
bağlı
iple veya benzeri bir şeyle bağlanmış
His hands were bound
Elleri bağlıydı
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemeye devam etmek
I will stand by you
Senin yanında olacağım
beklemede kalmak
harekete geçmek için hazırda beklemek
Please stand by for instructions
Lütfen talimatlar için hazır bekleyin
yedek
ihtiyaç duyulduğunda başkasının yerine geçmek için hazır bekleyen kişi veya şey
We kept a taxi on standby for the guests
Misafirler için hazırda bir taksi beklettik
mühendis
In scenemakineleri yapıları veya sistemleri tasarlayan veya inşa eden kişi
She works as a software engineer
O bir yazılım mühendisi olarak çalışıyor
mühendis
makineleri veya yapıları tasarlayan veya inşa eden kişi
He is a civil engineer
O bir inşaat mühendisi
tasarlamak
bir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered a new solution to the problem
Soruna yeni bir çözüm tasarladılar
tezgâhlamak
bir şeyi zekice veya gizlice planlayıp gerçekleştirmek
He engineered a way to finish the project early
Projeyi erken bitirmek için bir yol tezgâhladı
ekmek
In sceneun ve sudan yapılan gıda
I buy fresh bread
Taze ekmek alırım
panelemek
yemekleri pişirmeden önce galeta unuyla kaplamak
Bread the fish
Balığı paneleyin
ekmek
un ve suyun karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan yiyecek
I bought a fresh loaf of bread
Taze bir ekmek aldım
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
davranmak
In scenebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
yetenekli insanlar
In sceneözel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
yetenek
doğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
son olarak
In sceneher şeyden sonra
Lastly, I want to thank you
Son olarak, size teşekkür etmek istiyorum
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
çap
In scenebir kişinin beceri veya yetenek düzeyi
He is a player of high caliber
O yüksek çapta bir oyuncu
nitelik
bir şeyin sahip olduğu kalite düzeyi
The caliber of their work is impressive
Yaptıkları işin niteliği etkileyici
çap
ateşli silah namlusunun iç genişliği
The gun has a small caliber
Silah küçük bir çapa sahip
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
fıstık ezmesi
yer fıstığının ezilmesiyle elde edilen yumuşak bir gıda
I love peanut butter on toast
Kızarmış ekmekte fıstık ezmesini çok severim
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kementle yakalamak
In sceneiple hayvan yakalamak
The cowboy tried to lasso the horse
Kovboy atı kementle yakalamaya çalıştı
tel
In sceneince metal parçası
The wire is thin
Tel incedir
kabloyla bağlamak
elektrik telleri kullanarak bağlamak
He wired the lamp
Lambayı kabloyla bağladı
kodlamak
birini belirli bir yetenek veya eğilimle hazırlamak
Humans are wired to seek patterns
İnsanlar kalıpları aramak üzere kodlanmıştır
dinleme cihazı
gizli kayıt için kullanılan küçük mikrofon
The detective was wearing a wire
Dedektif bir dinleme cihazı taşıyordu
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
kalite
In scenebir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
vasıf
bir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
belirtmek
bir şeye dikkat çekmek
He pointed out the mistake
Hatayı belirtti
belirtmek
bir şeyi açıkça göstermek veya açıklamak
He pointed out the best way to solve the problem
Problemi çözmenin en iyi yolunu belirtti
telefon görüşmesi
telefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
ergenlik
In scenebir çocuğun vücudunun cinsel olarak olgunlaştığı dönem
He is going through puberty
Ergenlik döneminden geçiyor
yöntem
In scenebir şeyi yapma yolu
This is a new method of teaching
Bu yeni bir öğretim yöntemidir
ponpon kız
In scenespor etkinliklerinde tezahüratı yöneten kişi
She is a cheerleader at her school
O, okulunun ponpon kızlarından biri
başarı
In scenebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
bırakmak
In scenebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
yağlamak
In scenebir yüzeye yağ sürmek
Grease the pan before baking
Pişirmeden önce tavayı yağla
gres yağı
In scenesürtünmeyi azaltmak için kullanılan koyu kıvamlı madde
Apply grease to the metal chain
Zincire gres yağı sürün
grease filmi
lise aşkı hakkında çekilmiş ünlü bir müzikal film
They watched the movie Grease together
Birlikte Grease filmini izlediler
rüşvet vermek
birinden bir iyilik görmek için para veya hediye vermek
He greased the official to get a favor
İyilik almak için yetkiliye rüşvet verdi
ata binmek
ata binmek için hazırlanmak ve üzerine çıkmak
Let's saddle up
Hadi ata binelim
huysuz
In scenekolayca sinirlenen veya kızan
He is grouchy today
Bugün huysuz
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
aday
In scenebir pozisyon veya derece için başvuran kişi
She is a strong candidate for the job
O, iş için güçlü bir aday
aday
bir işe başvuran veya seçimde yarışan kimse
He is the best candidate for the job
O bu iş için en iyi aday
yılmamış
In scenekarşılaştığı zorluklar karşısında vazgeçmeyen
They were undeterred by the obstacles
Engellere rağmen yılmadılar
koreografi
In scenedans hareketlerini planlama sanatı
The choreography was amazing
Koreografi harikaydı
kafiyeli olmak
In scenekelimelerin son seslerinin aynı olması
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelidir
kafiye
benzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
radyasyon
In scenebüyük miktarlarda zararlı olabilen bir enerji türü
Exposure to radiation is dangerous
Radyasyona maruz kalmak tehlikelidir
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
öğrenci
In scenebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
beklenmek
In scenebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
sigara içme
In scenetütün dumanını soluma eylemi
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
çok çekici
çok çekici veya seksi (argo)
She looks smoking in that dress
O elbisenin içinde çok çekici görünüyor
yenilenmiş
In scenetekrar yeni hale getirilmiş
She felt renewed after her holiday
Tatilinden sonra kendini yenilenmiş hissetti
yenilenmiş
tekrar yeni hale getirilmiş
The old contract was renewed
Eski sözleşme yenilendi
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
In scenebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
harika
In sceneçok başarılı veya etkileyici olan
The party was a smashing success
Parti harika bir başarıydı
rol yapmak
In scenebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
video
In scenehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
enfekte
In scenevücutta zararlı mikrop bulunması
The wound became infected
Yara enfekte oldu
enfekte olmuş
hastalık yapıcı mikropların bulaştığı
The wound is infected
Yara enfekte olmuş
bulaştırmak
birine veya bir yere hastalık mikrobu geçirmek
He infected his sister with the flu
O kız kardeşine gribi bulaştırdı
enfekte
zararlı mikropların bulunduğu durum
Her cut finger is infected
Kesilen parmağı enfekte
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
baştan başlamak
en baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
asistan
In scenebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
Vay canına
Güçlü bir şaşkınlık veya heyecan ifadesi
Hot damn, that car is fast
Vay canına, o araba çok hızlı
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
tespit etmek
In scenebir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
karar vermek
bir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
ertesi gün
mevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
arka plan
In scenebir resmin veya sahnenin arkasında kalan kısım
The mountains are in the background
Dağlar arka planda
deneyim
belirli bir alanda kazanılan bilgi veya beceri
He has a background in finance
Onun finans alanında bir geçmişi var
köken
bir kişinin ailesi ve geçmiş hayatı
They come from different backgrounds
Farklı kökenlerden geliyorlar
bilgilendirmek
birine önemli bilgiler vermek
The manager will background the team on the new project
Müdür yeni proje hakkında ekibi bilgilendirecek
sık sık
In scenebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
kusur
In scenebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
sıralamak
In scenenesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
tür
benzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
en sevilen
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
ağırlık
In scenebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var