

Harry Potter and the Chamber of Secrets
Konusu
Serinin ikinci filminde Harry ev cini Dobby'nin tüm engelleme çabalarına rağmen okula geri döner. İkinci yarıyıl Harry için adeta kabus gibi geçer. Sırasıyla taşlaşan öğrencilerden dolayı Harry suçlanır. O artık bir günah keçisidir. Yarıyıl tatilinde Dobby'nin yaptığı uyarılar aklına gelir. Kahramanımız bu suçlamalardan gerçek suçlunun bulunması ile kurtulur. Peki bu macera ile ingilizce düzeyini geliştirmeye ne dersin? Filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları yüklendi. Quiz ile tüm kelimelere çalışarak kelime bilgini arttırabilirsin. Daha sonra filmi ingilizce altyazılı izlediğinde rahatlıkla anladığı fark edeceksin. Haydi vakit kaybetmeden Quiz'i başlat bilmediğin kelime kalmasın.
Kelimeler ve anlamları
1133 kelime
Seviye
tüzük
Sahnedebir kurum veya yerel yönetim tarafından belirlenen kural
Read the company bylaws
Şirket tüzüğünü okuyun
yeniden büyümek
Sahnedekaybolduktan sonra tekrar gelişmek veya uzamak
Some plants can regrow after a fire
Bazı bitkiler yangından sonra yeniden büyüyebilir
ün
Sahnedeinsanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
şüpheli
Sahnedebir şeyin yanlış veya yasa dışı olduğunu düşündüren
He saw a suspicious car near the house
Evin yakınında şüpheli bir araba gördü
şüpheli
bir şeylerin yanlış olduğunu veya birinin dürüst olmadığını hissetme durumu
He looked very suspicious
Çok şüpheli görünüyordu
güzelce
Sahnedeiyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
nazikçe
kibar ve hoş bir şekilde
She spoke to the children nicely
Çocuklarla nazikçe konuştu
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
görünmezlik
Sahnedegörülememe durumu
The superhero has the power of invisibility
Süper kahraman görünmezlik gücüne sahip
mide
Sahnedeyiyecekleri sindiren organ
My stomach hurts
Midem ağrıyor
cesaret
zor bir şeyi yapmak için gereken zihinsel güç
He does not have the stomach for this
Bunun için cesareti yok
karın
yiyeceklerin gittiği vücut bölgesi
I have a full stomach
Karnım tok
katlanmak
hoş olmayan bir duruma veya şeye dayanabilmek
I cannot stomach his behavior
Onun davranışlarına katlanamıyorum
sorbe
Sahnedemeyve suyu veya süt ile yapılan dondurulmuş tatlı
I ate a lemon sherbet after dinner
Akşam yemeğinden sonra limonlu sorbe yedim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
garip bir şekilde
Sahnedegarip veya şaşırtıcı bir biçimde
Curiously, the door was open
Garip bir şekilde kapı açıktı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
öz
Sahnedebir şeyin en temel veya en önemli özelliği
Love is the essence of life
Aşk hayatın özüdür
elli
Sahnede50 sayısı
I have fifty dollars
Elli dolarım var
elli
elli sayısı
I am fifty years old
Elli yaşındayım
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
olay örgüsü
Sahnedebir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
komplo
Sahnedekötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
takım arkadaşı
Sahnedebir takımda birlikte çalıştığınız veya oynadığınız kişi
He is my favorite teammate
O benim en sevdiğim takım arkadaşım
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
bu yüzden
Sahnedebu sebeple
It rained, therefore the game was cancelled
Yağmur yağdı, bu yüzden maç iptal edildi
bu nedenle
o sebepten dolayı
It was raining therefore I took an umbrella
Yağmur yağıyordu bu nedenle şemsiye aldım
toplamak
Sahnedeşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
tahsil etmek
düzenli olarak ödeme veya fayda olarak bir şey almak
The company collects rent every month
Şirket her ay kira tahsil ediyor
yüzleşmek
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak
He is facing his fears
Korkularıyla yüzleşiyor
bakmak
önü bir yöne dönük olmak
The house is facing the sea
Ev denize bakıyor
dönük
bir yöne doğru çevrilmiş
The painting is facing the wall
Tablo duvara dönük
başsız
Sahnedebaşı olmayan
The headless horseman rode fast
Başsız atlı hızla sürdü
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
iyice bakmak
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
Take a good look at this photo
Bu fotoğrafa iyice bak
iğrenç
Sahnedeçok kötü, nahoş veya kaba
That was a nasty comment
Bu iğrenç bir yorumdu
cinsel ilişki
iki kişinin cinsel birleşme eylemi
They had sexual intercourse
Onlar cinsel ilişkiye girdiler
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
asil
Sahnedeyüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sınıfa mensup
The noble family lived in a large castle
Soylu aile büyük bir kalede yaşıyordu
daha sıkı
Sahnededaha fazla çabayla
You should work harder
Daha sıkı çalışmalısın
daha zor
yapılması kolay olmayan
This math problem is harder than the last one
Bu matematik problemi bir öncekinden daha zor
daha sert
daha fazla fiziksel güç kullanarak
Hit the ball harder
Topa daha sert vur
zor
yapılması veya anlaşılması kolay olmayan
The test was much harder than I expected
Sınav beklediğimden çok daha zordu
daha sıkı
daha fazla çaba veya güç harcayarak
You need to work harder to succeed
Başarılı olmak için daha sıkı çalışmalısın
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
takviye
Sahnedebir şeyi daha iyi veya daha güçlü hale getiren şey
This vitamin acts as a booster
Bu vitamin takviye görevi görüyor
destekçi
bir şeyi destekleyen veya tanıtan kimse
He is a strong booster of the local arts scene
O yerel sanat ortamının güçlü bir destekçisidir
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
tekrar denemek
Sahnedebir şeyi yeniden denemek
I will go one more time
Bir kez daha deneyeceğim
daha iyisini yapmak
başkalarından daha başarılı olmaya çalışmak
She tried to go one better than her rival
Rakibinden daha iyisini yapmaya çalıştı
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
etrafına bakmak
Sahnedeetrafta neler olduğunu görmek için farklı yönlere bakmak
She looked around the room
Odanın etrafına baktı
etrafı gezmek
bir yerdeki şeyleri incelemek
I want to look around the shop
Dükkanı bir gezmek istiyorum
dokuzuncu
Sahnedesekizinciden sonra gelen
He finished in ninth place
Dokuzuncu sırada bitirdi
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
neredeyse emin
Sahnedebir şeyin doğruluğundan oldukça emin olma durumu
I am pretty sure I locked the door
Kapıyı kilitlediğimden neredeyse eminim
açıklama
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatan yazı
Read the product description
Ürün açıklamasını oku
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
tam burada
tam olarak bu noktada
Stay right here
Tam burada kal
burada
kişinin bulunduğu tam yer
My book is right here
Kitabım burada
doğrudan
Sahnedearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
doğrudan
birinin veya bir şeyin üzerinde etkisi olmak
The war directly affected the economy
Savaş ekonomiyi doğrudan etkiledi
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sakinleşmek
daha az kızgın veya heyecanlı hale gelmek
Please calm down
Lütfen sakinleş
serpiştirme
Sahnedebir yüzeye saçılmış az miktar
Add a sprinkling of salt to the dish
Yemeğe bir tutam tuz serpiştirin
büyücülük
Sahnedesihirli güçlerin kullanımı
The wizard showed his wizardry
Büyücü büyücülüğünü gösterdi
asa
Sahnedebüyü yapanların kullandığı ince çubuk
The magician used a wand to do tricks
Sihirbaz numara yapmak için bir asa kullandı
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
pusmak
Sahnedegörünmemek için bir yere gizlenmek
The cat skulked behind the fence
Kedi çitin arkasına pustu
sinsice dolaşmak
fark edilmemek için sessizce etrafta gezmek
Someone was skulking in the shadows
Biri gölgelerin içinde sinsice dolaşıyordu
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
kısıtlama
Sahnedene yapabileceğinizi kontrol eden kural
There are some travel restrictions
Bazı seyahat kısıtlamaları var
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
koridor
Sahnedebir bina içindeki uzun geçit
Walk down the corridor
Koridorda yürü
koridor
belirli bir amaç için kullanılan uzun ve dar arazi şeridi
They created a green corridor for animals
Hayvanlar için yeşil bir koridor oluşturdular
tamir etmek
Sahnedebir şeyi tekrar çalışır hale getirmek
I need to repair my broken phone
Bozulan telefonumu tamir etmem gerekiyor
sahtekar
Sahnedebaşkası gibi davranan kimse
He is a total fraud
O tam bir sahtekar
dolandırıcılık
maddi kazanç sağlamak için yapılan hile
He was arrested for credit card fraud
Kredi kartı dolandırıcılığı nedeniyle tutuklandı
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
iyice kavratmak
Sahnedebirine önemli bir şeyi iyice anlamasını sağlamak
She impressed on him the need to work hard
O ona çok çalışmanın gerekliliğini iyice kavrattı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
somurtmak
Sahnedemutsuz olup neşelenmeyi reddetmek
Stop moping and join us
Somurtmayı bırak ve bize katıl
somurtkan
mutsuz olan ve neşelenmeyi reddeden kişi
Why are you being such a mope
Neden bu kadar somurtkansın
somurtmak
üzgün olup neşelenmeyi reddetmek
Stop moping around all day
Tüm gün somurtup durma
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
büyücü
Sahnedesihir kullanan kişi
The wizard cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
sihirbaz
sihir yapan kişi
He is a famous wizard
O ünlü bir sihirbazdır
uzman
bir konuda çok yetenekli olan kişi
He is a computer wizard
O bir bilgisayar uzmanı
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım