

Harry Potter and the Order of the Phoenix
Konusu
Serinin 5. filminde kahramanız kendisini yine tehlikeli durumların içinde bulacaktır. Her şeye rağmen o cesur ve hızlı olmalıdır. Peki kahramanımızın gireceği bu amansız mücadele sana ingilizce öğretebilir mi? Film izleyerek ingilizce öğrenmek istiyorsan Harry Potter and the Order of the Phoenix ( Zümrüdüanka Yoldaşlığı ) filminde kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını aşağıya ekledik. Quiz'e git butonu yardımıyla tüm kelimelere eğlenceli Quiz eşliğinde çalışabilirsin. Dilersen zorluk barı yardımıyla sadece zor kelimelere çalışarak kolay kelimelerle vakit kaybetmemiş olursun. Tüm kelimeleri öğrendiğinde filmi bir kere ingilizce altyazılı bir kere de altyazısız izlediğinde kelimeleri pekiştireceksin. Böylece hem ingilizce'n gelişecek hem de izlerken seyir zevkin düşmeyecek. İyi Çalışmalar.
Kelimeler ve anlamları
1079 kelime
Seviye
cesur
Sahnederisk almaya veya güçlü bir şekilde hareket etmeye istekli
He is a bold leader
O cesur bir liderdir
kalın
kalın ve koyu bir metin stili
Use bold text for the title
Başlık için kalın metin kullanın
belirgin
güçlü veya göze çarpan niteliğe sahip
He used a bold font for the title
Başlık için belirgin bir yazı tipi kullandı
metres
Sahnedeevli bir adamla romantik ilişkisi olan kadın
He had a secret mistress
Gizli bir metresi vardı
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
öğrenciler
Sahnedebir okulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
öğrenciler
okulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
öğrenci
okulda veya üniversitede eğitim gören kişi
I checked the students' homework
Öğrencilerin ödevlerini kontrol ettim
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
gerisini halletmek
Sahnedebir işi devralıp tek başına tamamlamak
You can go home and I will take it from here
Sen eve gidebilirsin ve gerisini ben hallederim
suç
Sahnedeyasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
gücenme
birini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
yeterli olmak
bir ihtiyacı karşılayacak kadar uygun veya etkili olmak
This small amount will offense for the ticket
Bu küçük miktar bilet için yeterli olacaktır
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
yaygın olarak
Sahnedesıkça rastlanan şekilde
This word is commonly used
Bu kelime yaygın olarak kullanılır
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
Sahnedeaynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
arayan
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışan kişi
He is a seeker of truth
O bir hakikat arayıcısıdır
arayıcı
sporda belirli bir pozisyonda oynayan oyuncu
Harry is the seeker of his team
Harry takımının arayıcısıdır
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
rahatsız etmek
Sahnedebirini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
fırsat bulmak
bir şeyi yapabilme veya yapmaya izinli olma durumu
I get to travel for my job
İşim gereği seyahat etme fırsatı buluyorum
başlamak
bir eylemi yapmaya girişmek
We get to work at nine
Dokuzda çalışmaya başlarız
ele almak
bir konuyla uğraşmaya başlamak
We will get to that issue later
O konuyu daha sonra ele alacağız
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
belirlemek
Sahnedebir şeyin nasıl olması gerektiğini resmi olarak kararlaştırmak
The law prescribes the rules for driving
Yasa sürüş kurallarını belirler
reçete yazmak
doktorun hastaya ilaç kullanmasını söylemesi
The doctor will prescribe medicine
Doktor ilaç yazacak
kusturan pastiller
Sahnedeatıştırmalık olarak yenen tatlı bir yiyecek
He ate a puking pastille as a snack
Atıştırmalık olarak bir kusturan pastil yedi
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
ile konuşmak
Sahnedebir kişiyle sözlü iletişim kurmak
Have you spoken to him today
Bugün onunla konuştun mu
konuşulmuş
birisiyle iletişim kurmak
I have spoken to him today
Bugün onunla konuştum
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
sebepsiz yere
Sahnedebelirli bir neden olmaksızın
I did it just because
Bunu sebepsiz yere yaptım
sırf bu yüzden
bir şeyin gerçekleşmesinin basit nedeni
I bought it just because
Bunu sırf bu yüzden satın aldım
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
eğitici
Sahnedeeğitimle ilgili olan
This is an educational game
Bu eğitici bir oyun
eğitici
bilgi veya öğrenim sağlayan
This documentary is very educational
Bu belgesel çok eğitici
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
iyi olur
Sahnedebirine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
göz önünde
insanların fark edebileceği bir yerde
Your work is finally out there
Çalışman sonunda göz önünde
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
süzgün
Sahnedehastalık veya yorgunluk nedeniyle solgun ve sağlıksız görünme
You look a bit peaky today
Bugün biraz süzgün görünüyorsun
ayıklamak
Sahnedegereksiz olan şeylerden kurtulmak
You should prune the unnecessary items from your list
Listenizdeki gereksiz öğeleri ayıklamalısınız
budamak
bitkilerin ölü veya istenmeyen kısımlarını kesmek
I need to prune the tree
Ağacı budamam gerekiyor
kuru erik
kurutulmuş erik meyvesi
She ate a prune
Bir kuru erik yedi
buruşuk
uzun süre suda kaldıktan sonra derisi aşırı kırışmış kişi
After the long bath he looked like a prune
Uzun banyodan sonra tamamen buruşmuştu
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
akıl
Sahnedemantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
saat
altmış dakikalık zaman dilimi
We waited for two hours
İki saat bekledik
saat
altmış dakikalık bir zaman dilimi
I have been waiting for two hours
İki saattir bekliyorum
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It takes two hours to reach there
Oraya varmak iki saat sürüyor
saat
altmış dakikadan oluşan zaman periyodu
The work will take five hours
İş beş saat sürecek
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
hayat dolu
Sahnedeenerji ve neşe dolu
The puppy was high-spirited and playful
Yavru köpek hayat dolu ve oyuncuydu
makul
Sahnedemantıklı veya aşırı olmayan
The price is reasonable
Fiyat makul
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
çay kaşığı
Sahnedeiçecekleri karıştırmak veya az miktarda yiyeceği ölçmek için kullanılan küçük kaşık
Put one teaspoon of sugar in your tea
Çayına bir çay kaşığı şeker at
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
reyon
Sahnedebir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
Sahnedebüyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
bir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
büyücülük
Sahnedesihir veya büyücülerle ilgili olan
He is attending a wizarding school
O bir büyücülük okuluna gidiyor
hücre
Sahnedehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
bakıcı
Sahnedebir yere veya bir kişiye bakan kişi
The caretaker looks after the building
Bakıcı binaya göz kulak olur
bunun sonucu olarak
Sahnedebir durumun mantıksal devamı veya sonucu olarak
By extension this rule applies to everyone
Bunun sonucu olarak bu kural herkes için geçerli
savuşturmak
Sahnedebir şeyi uzaklaştırmak veya ona karşı kendini savunmak
She tried to fight off the cold
Soğuk algınlığını savuşturmaya çalıştı
savuşturmak
bir şeyi engellemek veya geri püskürtmek için çaba harcamak
She tried to fight off the illness
Hastalığı savuşturmaya çalıştı
savuşturmak
bir saldırıyı veya tehlikeyi durdurmaya çalışmak
He managed to fight off the attacker
Saldırganı savuşturmayı başardı
karşı koymak
birinin veya bir şeyin size saldırmasını engellemeye çalışmak
I fought off the thief who grabbed my arm
Kolumu tutan hırsıza karşı koydum
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
dövmek
Sahnedebirini defalarca vurmak
They beat up the thief
Hırsızı dövdüler
ağır eleştirmek
birini çok sert bir şekilde eleştirmek
The reporter beat up the politician over his policies
Muhabir politikaları yüzünden siyasetçiyi çok ağır eleştirdi
hırpalamak
bir şeye sürekli vurarak zarar vermek
The storm beat up the old shed
Fırtına eski kulübeyi hırpaladı
yıpranmış
eski ve kötü durumda olan
He drives a beat-up car
O yıpranmış bir araba kullanıyor
dövmek
birine vurarak zarar vermek
The bully tried to beat up the boy
Zorba çocuğu dövmeye çalıştı
müzakere
Sahnedebir anlaşmazlığı çözmek için yapılan görüşme
The two generals agreed to a parley
İki general bir görüşme yapmaya karar verdi
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
kurtbağrı
Sahnedeküçük yapraklı bir çalı türü
We planted a privet in our garden
Bahçemize bir kurtbağrı diktik
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını beklemek
We await your reply
Yanıtınızı bekliyoruz
öğrenme
Sahnedebilgi veya beceri edinme eylemi
Learning is a lifelong process
Öğrenme hayat boyu süren bir süreçtir
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
pislik
Sahnedehuysuz veya sevilmeyen kimse
He is such a git
O tam bir pislik
gitmek
bir noktadan diğerine ilerlemek
I go to school every day
Her gün okula giderim
hareket etmek
bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
We need to move now
Şimdi hareket etmeliyiz
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
Sahnedebir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
farkındalık
Sahnedeçevresinde olup bitenlerin farkında olma durumu
We need to raise public awareness
Kamuoyunda farkındalık yaratmamız gerekiyor
farkındalık
bir şeyin varlığının bilincinde olma hali
There is a growing awareness of the problem
Soruna dair artan bir farkındalık var
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
They arrive at the hotel
Otele varıyorlar
varmak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
dönem
Sahnedebelirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
kez
Sahnedebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
kez
bir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın meydana geldiği an veya dönem
We had good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
çarpı
çarpma işlemini belirtmek için kullanılan terim
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
durum
bir olayın yaşandığı özel anlar
I visit them at difficult times
Onları zor durumlarda ziyaret ederim
zamanlar
bir şeyin gerçekleştiği anlar veya dönemler
We had some good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
almaya gelmek
Sahnedebirini bulunduğu yerden alıp götürmek için gelmek
I came for my son at school
Okuldan oğlumu almaya geldim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
yönelmek
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
ziyarete gelmek
birini veya bir şeyi görmek için bir yere varmak
She will come for a visit tomorrow
O yarın ziyarete gelecek
saldırmak
birini ele geçirmek veya zarar vermek için gelmek
They came for him in the middle of the night
Gece yarısı onu almaya geldiler
bayıltmak
Sahnedebirinin bilincini kaybetmesine neden olmak
The gas began to stupefy the workers
Gaz işçileri bayıltmaya başladı
irinli
Sahnedeenfeksiyon nedeniyle oluşan koyu sarı sıvı içeren
The wound is pus filled
Yara irinli
tutma
Sahnedebir şeyi elinde bulundurma veya bırakmama eylemi
The company cares about staff retention
Şirket personel tutma konusuna önem veriyor
uygun
Sahnededurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
kibirli
Sahnedekendini çok üstün gören
He is very arrogant
O çok kibirlidir
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
yalanlamak
Sahnedebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını söylemek
He tried to deny the facts
Gerçekleri inkar etmeye çalıştı
reddetmek
bir şeyin gerçekleştiğini kabul etmemek
She denies any involvement in the accident
Kazaya karıştığını reddediyor
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir