

Harry Potter and the Order of the Phoenix
Konusu
Serinin 5. filminde kahramanız kendisini yine tehlikeli durumların içinde bulacaktır. Her şeye rağmen o cesur ve hızlı olmalıdır. Peki kahramanımızın gireceği bu amansız mücadele sana ingilizce öğretebilir mi? Film izleyerek ingilizce öğrenmek istiyorsan Harry Potter and the Order of the Phoenix ( Zümrüdüanka Yoldaşlığı ) filminde kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını aşağıya ekledik. Quiz'e git butonu yardımıyla tüm kelimelere eğlenceli Quiz eşliğinde çalışabilirsin. Dilersen zorluk barı yardımıyla sadece zor kelimelere çalışarak kolay kelimelerle vakit kaybetmemiş olursun. Tüm kelimeleri öğrendiğinde filmi bir kere ingilizce altyazılı bir kere de altyazısız izlediğinde kelimeleri pekiştireceksin. Böylece hem ingilizce'n gelişecek hem de izlerken seyir zevkin düşmeyecek. İyi Çalışmalar.
Kelimeler ve anlamları
1079 kelime
Seviye
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
Sahnedebir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplanmak
bir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
kaydolmak
Sahnedebir listeye veya sisteme adını yazdırarak katılmak
I want to sign up for the course
Kursa kaydolmak istiyorum
kaydolmak
bir etkinliğe veya kuruluşa katılmak için adını yazdırmak
I want to sign up for the yoga class
Yoga kursuna kaydolmak istiyorum
kaydolmak
bir hizmete veya etkinliğe katılmak için kayıt yaptırmak
You need to sign up to join the class
Derse katılmak için kaydolman gerekiyor
kayıt
bir etkinliğe veya faaliyete katılmak için ismini yazma eylemi
You need to complete the sign-up
Kaydı tamamlamanız gerekiyor
ihlal
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
This is a clear violation of the rules
Bu, kuralların açık bir ihlalidir
yaramaz
Sahnedekötü davranan veya söz dinlemeyen
He is a naughty child
O yaramaz bir çocuk
yaramaz
kurallara uymayan veya kötü davranan
The naughty child did not listen
Yaramaz çocuk söz dinlemedi
belirsiz
Sahnedeanlaşılması kolay olmayan veya net olmayan
The instructions were unclear
Talimatlar belirsizdi
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
işitme duyusu
Sahnedesesleri işitme yeteneği
Hearing is one of five senses
İşitme beş duyudan biridir
duyma
Sahnedebir şeyi öğrenme veya birinden öğrenme
I am hearing this for the first time
Bunu ilk defa duyuyorum
duruşma
Sahnedemahkemede kanıtların dinlendiği resmi toplantı
The lawyer prepared for the hearing
Avukat duruşmaya hazırlandı
kulak
başın yan tarafında duymamızı sağlayan organ
The hearing organ is on the side of the head
İşitme organı başın yan tarafındadır
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
iyi olur
Sahnedebirine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
dışarı atmak
Sahnedebir şeyi zor kullanarak bir yerden uzaklaştırmak
The machine expels hot air
Makine sıcak havayı dışarı atıyor
okuldan atmak
bir öğrencinin okuldan resmen çıkarılması
The student was expelled for breaking the rules
Öğrenci kuralları çiğnediği için okuldan atıldı
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
dernek
Sahnedeortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
toplum
birlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
topluluk
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
büyücülük
Sahnedebüyü güçlerinin kullanımı
He practiced ancient sorcery
O antik büyücülükle uğraşıyordu
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
etkilemek
Sahnedebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
Sahnedebaşkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
oldukça
Sahnedebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
önceki
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
The previous chapter was easier
Önceki bölüm daha kolaydı
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
tam zamanı
Sahnedebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık
Sahnedehastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
akıl
Sahnedemantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
kara kurbağası
Sahnedehem karada hem suda yaşayan pürüzlü derili küçük bir hayvan
The toad lives in the garden
Kara kurbağası bahçede yaşar
iğrenç kişi
kötü veya can sıkıcı birine söylenen hakaret
He is such a toad
O tam bir iğrenç kişi
şaşırtmak
Sahnedebirini çok şaşırtmak veya şoka sokmak
The news stunned her
Haber onu şaşırttı
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
korkutmak
Sahnedebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
zihninde belirmek
Sahnedeaniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
üretmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sunmak
Sahnedebir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
ihanet
Sahnedebirine sadık kalmama eylemi
His disloyalty destroyed their friendship
Onun ihaneti dostluklarını yok etti
sadakatsizlik
Sahnedesadık olmama durumu
She could not forgive his disloyalty
Onun sadakatsizliğini affedemedi
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir şeyi sık sık yaptığın için ona alışmış olmak
I am used to waking up early
Erken uyanmaya alışkınım
aşina olmak
bir şeyi önceden bildiğin için ona yabancılık çekmemek
I am familiar with these rules
Bu kurallara aşinayım
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
çalışma saatleri
birinin işte geçirdiği zaman
I work long hours at the office
Ofiste uzun saatler çalışıyorum
Sentor
Sahnedegövdesinin altı at üstü insan olan mitolojik yaratık
The centaur is a mythical creature
Sentor mitolojik bir yaratıktır
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
bizzat
Sahnedebirinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
et
insan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
et
insanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
kendinden emin
Sahnedekendine güvenen
She is confident in her skills
Yetenekleri konusunda kendinden emin
emin
bir şeyin doğruluğundan şüphe duymamak
I am confident that they will arrive on time
Zamanında varacaklarından eminim
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
zeka
Sahnedeöğrenme ve anlama yeteneği
She has high intelligence
Onun yüksek bir zekası var
istihbarat
Sahnedebaşka ülkeler hakkında toplanan gizli bilgiler
They gathered intelligence about the enemy
Düşman hakkında istihbarat topladılar
zekâ
öğrenme anlama ve düşünme yeteneği
She has great intelligence
O büyük bir zekaya sahip
yığın
Sahnedebir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
yüklemek
bir şeyi bir kaba veya cihaza koymak
Please load the dishwasher
Lütfen bulaşık makinesini doldurun
yük
birinin üstlenmesi gereken görev veya sorumluluk
This project is a heavy load for the team
Bu proje ekip için ağır bir yük
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
patlamak
Sahnedeaniden ve şiddetli bir şekilde parçalara ayrılmak
The bomb will explode
Bomba patlayacak
patlamak
aniden büyük bir güçle parçalara ayrılmak
The balloon will explode
Balon patlayacak
patlamak
yüksek bir gürültüyle parçalara ayrılmak
The balloon exploded loudly
Balon gürültüyle patladı
savurmak
Sahnedebir şeyi havada gösterişli bir şekilde hareket ettirmek
He flourished his sword in the air
O kılıcını havada savurdu
süsleme
bir şeye eklenen gösterişli detay
He added a flourish to his signature
İmzasına süslü bir detay ekledi
gelişmek
sağlıklı bir şekilde büyümek ve başarılı olmak
Plants flourish in this warm climate
Bitkiler bu sıcak iklimde iyi gelişir
dehşete düşürmek
Sahnedebirini çok korkutmak
The scary movie terrified the children
Korku filmi çocukları dehşete düşürdü
korkutmak
çok korkmasına sebep olmak
The loud noise terrified the baby
Yüksek ses bebeği korkuttu
mütevazı
Sahnedekendi yetenekleri veya başarılarından bahsetmeyen
He is very modest
O çok mütevazıdır
mütevazı
çok büyük veya pahalı olmayan
They live in a modest house
Mütevazı bir evde yaşıyorlar
göz kulak olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dikkatle izlemek
Can you keep an eye on my bag?
Çantama göz kulak olabilir misin?
göz kulak olmak
birini veya bir şeyi dikkatle izleyip korumak
Please keep an eye on my bag while I am away
Ben yokken lütfen çantama göz kulak ol
takip etmek
bir şeyin durumunu kontrol etmek için izlemek
We should keep an eye on the weather forecast
Hava durumunu takip etmeliyiz
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
iletişimde
Sahnedebiriyle iletişim halinde olmak
Let's stay in touch
İletişimde kalalım
iletişimde
biriyle bağlantı halinde olma
We stay in touch
İletişimde kalıyoruz
iletişim kurmak
birisiyle bağlantı veya görüşme sağlamak
I will get in touch with you soon
Seninle yakında iletişim kuracağım
irtibat halinde
birisiyle iletişim veya bağlantı durumunda olmak
We are still in touch after all these years
Bunca yıldan sonra hala irtibat halindeyiz
burnunu sokan
Sahnedebaşkalarının işlerine rahatsız edici şekilde karışan
Stop being so interfering
Bu kadar burnunu sokmayı bırak
engelleyici
bir şeyin düzgün çalışmasını veya gerçekleşmesini önleyen
The loud noise is interfering with my work
Yüksek ses işimi engelliyor
aklı başında
Sahnedezihinsel olarak sağlıklı veya makul
He seems sane
Aklı başında görünüyor
kuruluş
Sahnedebelirli bir amaç için birlikte çalışan insanların grubu
He works for a non-profit organization
Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
düzenleme
bir şeyleri düzenli bir şekilde planlama ve ayarlama eylemi
Your organization of the files is excellent
Dosyaları düzenlemen mükemmel
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
çok yakın
Sahnedebir yere çok yakın olan
The shop is around the corner
Mağaza hemen köşede
kapıda
çok yakın bir zamanda gerçekleşecek olan
The big exam is around the corner
Büyük sınav kapıda
hemen köşede
çok yakın bir konumda
My house is around the corner
Evim hemen köşede
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
Hanımlar ve beyler
SahnedeBir gruba hitap etmenin nazik bir yolu
Ladies and gentlemen, welcome to the show
Hanımlar ve beyler, gösteriye hoş geldiniz
hanımlar ve beyler
bir gruba hitap etmenin nazik yolu
Ladies and gentlemen please welcome our guest
Hanımlar ve beyler lütfen misafirimizi karşılayın
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
hastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
Sahnedebir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
tek başına yapmak
Sahnedebir işi başkasının yardımı olmadan kendi başına yapmak
He decided to go it alone in his new business
Yeni işinde tek başına ilerlemeye karar verdi
onay bekleyen
Sahnedeişleme alınmayı veya onaylanmayı bekleyen
I have a pending payment
Onay bekleyen bir ödemem var
yaklaşan
kısa süre içinde gerçekleşecek olan
The pending meeting is tomorrow
Yaklaşan toplantı yarın
bekleyen
bir şeyin gerçekleşmesini bekleyen
The delivery is pending
Teslimat beklemede
karara bağlanmamış
henüz sonuçlanmamış veya kesinleşmemiş
The case is pending
Dava henüz sonuçlanmadı
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
akıllı
Sahnedeöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
sık sık
Sahnedesıkça gerçekleşen
I travel frequently
Sık sık seyahat ederim
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
haydi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
Let us go
Haydi gidelim
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let us play outside
Lütfen dışarıda oynamamıza izin ver
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
bir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
sıradan
Sahnedenormal veya alışılmış
He is an ordinary person
O sıradan bir kişidir
olağan
normal veya yaygın
It was an ordinary day
Olağan bir gündü
sıradışı
çok alışılmadık veya özel
That performance was ordinary
O performans sıradışıydı
sıradan
özel veya farklı olmayan
It was an ordinary day
Sıradan bir gündü