Intouchables
Konusu
Bu kez yaşanmış bir hikayeyi izlemek ister misin? Philippe yamaç paraşütü yaparken kaza geçirip felç olan zengin bir iş adamıdır. Driss ise hapishaneden yeni çıkmış işsiz bir gençtir. Hayatın normal akışı içerisinde belki yan yana bile gelemeyecek bu ikili, Philippe’in bu genci bakıcı olarak kabul etmesi sonucu 24 saat boyunca beraberdirler. Her ne kadar çok farklı sosyal tabakadan olsalar da, günler geçtikçe müthiş bir ikili olurlar. Bu olaylar dizisindeki dramı güzel bir şekilde işleyen ama yer yer güldürmeyi de ihmal etmeyen Intouchables filmi sana ingilizce öğretebilir. Filmde kullanılan tüm kelimelere ve anlamlarına hemen aşağıdan çalışabilirsin. Bilmediğin kelimeleri seçip. ‘Seçilen kelimelere çalış’ butonuna tıkladığında quiz başlayacak. İyi Çalışmalar…
Kelimeler ve anlamları
965 kelime
Seviye
adını vermek
birine başka birinin ismini vermek
They called the baby after his grandfather
Bebeğe büyükbabasının adını verdiler
diploma
Sahnedebir eğitimin tamamlandığını gösteren belge
I received my diploma yesterday
Diplomamı dün aldım
iki yıl
iki yıl süren
I lived there for two years
Orada iki yıl yaşadım
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
araçların ve insanların seyahat ettiği döşeli geçit
The road is very long
Yol çok uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
eldiven
Sahnedeeli örten bir giysi
I wear gloves in winter
Kışın eldiven takarım
lanet olsun
Sahnedekızgınlık veya hayal kırıklığını ifade etmek için kullanılan kaba bir söz
Goddammit I forgot my keys again
Lanet olsun anahtarlarımı yine unuttum
kişi
Sahnedeinsan bireyi
There are five persons in the room
Odada beş kişi var
kişiler
insanlar veya bireyler
The elevator holds four persons
Asansör dört kişi alır
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
kulak memesi
kulağın yumuşak alt kısmı
She wears earrings on her ear lobes
Kulak memelerine küpe takıyor
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
şiirsel
Sahnedegüzel veya etkileyici bir tarza sahip olan
Her writing style is very poetic
Yazım tarzı çok şiirsel
aylık
Sahnedebir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
eleştirmen
Sahnedesanat veya performanslar hakkında görüş bildiren kişi
The movie critic liked the film
Film eleştirmeni filmi beğendi
motive edici
Sahnedebirini bir şey yapmaya istekli kılan
Her speech was very motivating
Konuşması çok motive ediciydi
defol
birine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
bıyık
Sahnedeüst dudak üzerinde çıkan kıllar
He has a thick moustache
Onun kalın bir bıyığı var
daha hızlı
Sahnededaha yüksek hızda
Can you walk faster?
Daha hızlı yürüyebilir misin?
daha hızlı
daha yüksek bir hızda
Please drive faster
Lütfen daha hızlı sür
kıkırdama
Sahnedekısa ve kesik neşeli sesler çıkarma
She was giggling at the funny joke
Komik şakaya kıkırdıyordu
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
ekonomi
Sahnedebir ülkenin mal ve hizmet üretme satma ve satın alma sistemi
The country's economy is growing
Ülkenin ekonomisi büyüyor
ekonomi
bir ülkedeki para ticaret ve işlerin işleyiş biçimi
The country has a strong economy
Ülkenin güçlü bir ekonomisi var
tasarruf
harcanan paranın karşılığını iyi bir şekilde alma durumu
We need to practice economy in our spending
Harcamalarımızda tasarruf yapmalıyız
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
I will wait for you
Seni bekleyeceğim
spor
Sahnedeeğlence veya yarışma için yapılan fiziksel aktivite veya oyun
I like sports
Sporu severim
spor
fiziksel oyunlar veya yarışmalarla ilgili
He bought some new sports equipment
Yeni spor ekipmanları satın aldı
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
acı
Sahnedeyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
dikkate alındığında
Sahnedebir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
kabul edilen durum
kesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
klips
Sahnedenesneleri bir arada tutmak için kullanılan küçük nesne
Use a clip for the papers
Kağıtlar için bir klips kullan
kesmek
makas veya bir aletle bir şeyi kesmek
I clipped the paper
Kağıdı kestim
sıyırmak
hareket halindeyken bir şeye hafifçe çarpmak
The bus clipped my car
Otobüs arabamı sıyırıp geçti
hız
bir olayın gerçekleşme sürati
He worked at a rapid clip
Hızlı bir tempoda çalışıyordu
umursamak
bir şeyi önemsemek veya endişe duymak
I don't give a shit about what they think
Ne düşündüklerini umursamıyorum
ailevi
Sahnedeaile ile ilgili olan
They share a familial resemblance
Aralarında ailevi bir benzerlik var
küstahlık
Sahnedesaygısızca veya küstahça konuşma
Don't give me any sass
Bana küstahlık yapma
saygısızca cevap vermek
birine kaba veya küstah bir şekilde karşılık vermek
Don't sass your teacher like that
Öğretmenine öyle saygısızca cevap verme
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
refah
Sahnedebir kişinin sağlığı ve mutluluğu
We care about the welfare of children
Çocukların refahını önemsiyoruz
sosyal yardım
Sahnedeihtiyacı olan insanlara verilen devlet desteği
The family depends on welfare
Aile sosyal yardıma muhtaç
refah
Sahnedebirinin sağlık ve mutluluk durumu
Their welfare is important
Onların refahı önemlidir
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
tam zamanında
ihtiyaç duyulan son anda
We arrived just in time for the show
Gösteri için tam zamanında vardık
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
mobilya
Sahnedeevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
hırdavat
Sahnedebir şeyleri yapmak veya onarmak için kullanılan araç gereçler
I bought some hardware at the store
Mağazadan bazı hırdavat malzemeleri aldım
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
kaçmak
Sahnedetehlikeden kurtulmak için uzaklaşmak
They had to flee the city
Şehirden kaçmak zorunda kaldılar
kaçmak
tehlikeden kurtulmak için bir yerden hızla uzaklaşmak
They had to flee the burning building
Yanan binadan kaçmak zorunda kaldılar
sade
Sahnedesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
manyak
Sahnedeçılgınca veya şiddetli bir şekilde davranan kişi
He is a complete maniac
O tam bir manyak
ilaç
Sahnedehastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
He takes medication every day
Her gün ilaç kullanıyor
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
ovalamak
Sahnedeelini bastırarak bir yüzey üzerinde gezdirmek
He rubbed his tired eyes
Yorgun gözlerini ovuşturdu
adil davranmak
birine nazik ve dürüst bir şekilde davranmak
He rubbed the team the right way
Takıma karşı adil davrandı
haksız davranmak
birine karşı adaletsiz bir şekilde hareket etmek
He rubbed the clients the wrong way
Müşterilere karşı haksız davrandı
pürüz
bir zorluk veya anlaşmazlık noktası
That is the rub
Sorun da bu
tereyağı
Sahnedesütten yapılan yumuşak sarı yağ
I like butter on my toast
Tostumda tereyağı severim
tereyağı sürmek
bir şeye tereyağı sürmek
Please butter the bread
Lütfen ekmeğe tereyağı sür
ezme
süt ürünü olmayan meyve veya kuruyemişten yapılan sürülebilir gıda
I spread almond butter on my bread
Ekmeğime badem ezmesi sürdüm
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
yaşlı
Sahnedeotorite sahibi yaşlı kişi
The village elder spoke
Köy büyüğü konuştu
yaşlı kimse
genellikle toplumda saygı gören ileri yaştaki kişi
The village elder told us a story
Köyün yaşlısı bize bir hikaye anlattı
melek
Sahnedebazı dinlerde Tanrı'nın elçisi olduğuna inanılan ruhani varlık
Many people believe in angels
Birçok insan meleklere inanır
sıkmak
Sahnedebirini ilgisiz bırakmak
You bore me with your stories
Hikayelerinle beni sıkıyorsun
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
yüklemek
Sahnedebir şeyi bir makineye veya araca yerleştirmek
Load the luggage into the car
Bagajları arabaya yükle
yığın
Sahnedebir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
servet
sahip olunan çok miktarda para
He has a load of money
Onun çok parası var
leke
Sahnedeçıkarması zor olan kirli iz
There is a coffee stain on my shirt
Gömleğimde bir kahve lekesi var
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
sakinleş
öfkelenmeyi veya heyecanlanmayı bırakmak
You need to cool it before you say something you regret
Pişman olacağın bir şey söylemeden önce sakinleşmen gerekiyor
alışkın
Sahnedebir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
sigara
Sahnedetütün içmek için kullanılan ince kağıt rulo
He smokes a cigarette every morning
Her sabah bir sigara içer
şampanya
SahnedeFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
telefon görüşmesi
telefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
dip
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
alt
bir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
kafiye
Sahnedebenzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiyeli olmak
kelimelerin son seslerinin aynı olması
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelidir
köpük
Sahnedeküçük baloncuklardan oluşan kütle
There is foam on the waves
Dalgaların üzerinde köpük var
köpürmek
Sahnedeküçük baloncuklar oluşturmak
This soap will foam easily
Bu sabun kolayca köpürür
köpük
baloncuklardan oluşan hafif, süngerimsi madde
The soap makes a lot of foam
Sabun çok köpük yapar
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He knows how to shoot
O ateş etmeyi bilir
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
sürgün
bitkinin gövdesinden çıkan yeni filiz
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
aynı fikirde olmak
Sahnedeaynı görüşe veya karara sahip olmak
I agree with your decision
Kararına katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
onaylamak
aynı şekilde düşündüğünü söylemek
He agreed with me
Beni onayladı
katılmak
aynı görüşe sahip olmak
Do you agree
Katılıyor musun