

John Wick 3: Parabellum
Konusu
Güvenli bölgede hiç yapmamanız gereken şeyi yaptınız. Birisini öldürdünüz. Kellenize 14 milyon dolar ödül koyuldu. Arkanızda birbirinden tehlikeli suikastçiler var ve sıkışıp kaldığınız otelden kaçıp kurtulmak için sadece bir saatiniz var. Ne yapardınız? Şahsen bir köşede oturup ağlardım ama John Wick abimiz öyle mi, çevresinde gördüğü tüm fırsatları kullanarak heyecan dolu bir aksiyonun içine atlıyor. Evet pijamaları giydik, arkamıza yaslandık ve nefes nefese aksiyonu dibine kadar yaşıyoruz ama bi’ saniye bir şey eksik değil mi? Türkçe altyazı ile izliyoruz. Artık sıkmadı mı? Haydi filmde kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını öğrenip altyazısız izlemeye çalışalım. Film izleyerek ingilizce öğrenmek istiyorsan tüm kelimeler hazır. Quizi başlat bilmediğin kelime kalmasın. Çok fazla kelime var tek seferde öğrenemem diyorsan üye olup daha sonra kaldığın yerden devam edebilirsin.
Kelimeler ve anlamları
621 kelime
Seviye
yiyen
Sahnedebir şeyi yiyen kişi
He is a fast eater
O hızlı yiyen biridir
rakip
Sahnedeyarışılan veya mücadele edilen kişi
He defeated his opponent
Rakibini yendi
yerine
Sahnedebir şeyin yerine
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
yerine
başka bir şeyin yerine
I had tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine geçecek şekilde
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerini tutması
You can use this instead of that
Şunun yerine bunu kullanabilirsin
basmak
Sahnedeyürürken ayağını yere basmak
Tread carefully on the ice
Buz üzerinde dikkatli bas
yer almak
Sahnedebelirli bir konumda bulunmak
The hotel stands on the hill
Otel tepede yer alıyor
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
sehpa
bir şeyi tutmak veya sergilemek için kullanılan mobilya
Put the book on the stand
Kitabı sehpaya koy
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
ayakta olmak
ayaklarının üzerinde dik durmak
I like to stand while working
Çalışırken ayakta durmayı severim
engel olmak
ilerlemeyi veya hareketi önlemek
His ego stands in his way
Egosu yoluna engel oluyor
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
bulunmak
belirli bir yerde veya konumda yer almak
The vase stands on the table
Vazo masanın üzerinde duruyor
var olmak
belirli bir yerde bulunmak
A small house stands near the lake
Gölün yakınında küçük bir ev var
dikilmek
ayaklarının üzerinde dik bir biçimde beklemek
He stood there for hours
Saatlerce orada dikildi
katlanamamak
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
ekmek
bir buluşmaya gitmemek
He stood me up at the cinema
Sinemada beni ekti
şansı olmak
başarılı olma ihtimali bulunmak
We stand a chance to win
Kazanma şansımız var
ayağa kalkmak
oturur durumdan dik duruma geçmek
Please stand when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
tezgah
bir şeyler satılan küçük yapı
She bought fruit at the stand
Tezgahtan meyve aldı
satış kulübesi
malların satıldığı küçük yapı
This food stand is very popular
Bu yemek kulübesi çok popüler
stant
bir şeyler satmak için kullanılan masa
They set up a stand for the fair
Fuar için bir stant kurdular
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
ısmarlamak
başkasının içeceğinin parasını ödemek
I will stand you a drink
Sana bir içecek ısmarlayacağım
tanık kürsüsü
mahkemede tanığın ifade verdiği yer
The witness took the stand
Tanık kürsüye çıktı
kayıt dışı
Sahnedegizlice veya yasa dışı olarak yapılan
He was paid under the table
Ona kayıt dışı ödeme yapıldı
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalmak
Sahnedebir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde geçici olarak durmak
I will stay at a hotel
Bir otelde kalacağım
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
sadece
sadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
büyük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok fazla olması durumu
He spends a great deal of time reading
Okumaya çok fazla zaman harcıyor
çok
büyük miktar
It helped a great deal
Çok yardımcı oldu
çok miktarda
bir şeyden bolca bulunması
There is a great deal of water
Çok miktarda su var
yanlış anlamak
Sahnedebir şeyi yanlış şekilde anlamak
I think you misunderstand me
Sanırım beni yanlış anlıyorsun
yanlış anlamak
bir ifadeyi hatalı yorumlamak
Please do not misunderstand me
Lütfen beni yanlış anlamayın
yanlış yorumlamak
bir şeyi yanlış şekilde kavramak
You misunderstand the situation
Durumu yanlış anlıyorsun
yanlış anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavrayamamak
I misunderstood the question
Soruyu yanlış anladım
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
I will take care of this problem
Bu problemle ben ilgileneceğim
sayıca üstün olmak
Sahnedesayıca daha fazla olmak
Women outnumber men in this class
Bu sınıfta kadınlar erkeklerden sayıca daha fazla
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
gerçek
aslında var olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
madem
bir şeyin nedeni olarak
Since you are here let us talk
Madem buradasın konuşalım
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She felt her mistake to everyone
O hatasını herkese itiraf etti
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyguya sahip olmak
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
minnettar olmak
çok şanslı veya müteşekkir hissetmek
I feel grateful for your help
Yardımın için minnettar hissediyorum
sezgi
bir şeyi düşünmeden anlama yeteneği
She has a feel for music
Onun müzik için bir sezgisi var
hava
bir şeyin genel karakteri veya atmosferi
The room has a cozy feel
Odanın rahat bir havası var
sezmek
bir şeyin doğasını anlamak
I could feel his anger
Onun öfkesini sezebiliyordum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
Sahnedebir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
acı
Sahnedeyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
acı
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
I feel pain in my leg
Bacağımda acı hissediyorum
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
idari
Sahnedeyönetim veya organizasyonla ilgili olan
She has administrative experience
Onun idari deneyimi var
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
yönetim
Sahnedebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
varsaymak
Sahnedekanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
bir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
ötesinde
Sahnedebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
atamak
Sahnedebirini yeni bir göreve getirmek
They instated a new leader
Yeni bir lider atadılar
önemsiz
Sahnedeciddi veya önemli olmayan
It was a minor mistake
Bu önemsiz bir hataydı
reşit olmayan
yasal yetişkinlik yaşının altındaki kişi
He is still a minor
O hâlâ reşit değil
minör
hüzünlü veya ciddi bir tınısı olan müzik dizisi
This song is in a minor key
Bu şarkı minör tonda
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
bir şeyi öğrenmek için soru sormak
Please ask him about the time
Lütfen ona zamanı sor
bilgi istemek
bir konuda bilgi talep etmek
I ask for the latest report
Son rapor hakkında bilgi istiyorum
merak
Sahnedebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
He walked away from the house
Evden uzaklaştı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
olmak
bir şey haline gelmeye başlamak
She wants to become a teacher
O öğretmen olmak istiyor
haline gelmek
yeni bir duruma bürünmek
The weather will become cold
Hava soğuk bir hal alacak
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
He became angry
O öfkeye girdi
halini almak
bir durumun içine geçmek
The sky became dark
Gökyüzü karanlık halini aldı
başlamak
bir durumun başlangıcında olmak
It became sunny
Hava güneşli olmaya başladı
evrilmek
başka bir şekle dönüşmek
The situation has become worse
Durum daha kötüye evrildi
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The car accident was fatal
Araba kazası ölümcüldü
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
unvan
Sahnederesmi bir isim veya makam
His official designation is manager
Resmi unvanı müdürdür
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnedebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
boş
Sahnedebir şey yapmayan veya çalışmayan
The machine stood idle all day
Makine bütün gün boş durdu
boş durmak
bir süre çalışmayı veya hareket etmeyi bırakmak
The engine continued to idle
Motor boşta çalışmaya devam etti
rölantide çalışmak
motoru araç hareket etmiyorken çalıştırmak
The car engine is idling
Araba motoru rölantide çalışıyor
boş
bir iş yapmayan veya çalışmayan
I spent an idle afternoon
Boş bir öğleden sonra geçirdim
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
ara sıra
Sahnedezaman zaman veya bazen
I occasionally visit my grandparents
Ara sıra büyükanne ve büyükbabamı ziyaret ederim
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
mesele
Sahnedekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
öldürülmüş
Sahnedesavaş veya çatışma gibi bir durumda can vermiş kimseler
The slain soldiers were honored
Öldürülen askerler onurlandırıldı
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
yazı
gazete veya dergideki kısa metin
He wrote a piece for the paper
Gazete için bir yazı yazdı
eser
tek bir sanat çalışması
This is a beautiful piece of art
Bu güzel bir sanat eseri
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
parça
bir şeyin küçük bir bölümü
She ate a piece of cake
Bir parça kek yedi
söylentiler
Sahnedegayriresmi olarak yayılan bilgi
Word on the street is that he is quitting
Söylentilere göre istifa ediyormuş
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
mahvetmek
birini çok üzmek veya huzursuz etmek
The long waiting is killing me
Uzun süre beklemek beni mahvediyor
öldürmek
bir insanın veya hayvanın yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
etki etmek
zihin veya davranış üzerinde bir etkisi olmak
The noise went to his head
Gürültü zihnini etkiledi
gönderilmek
birine iletilmek veya teslim edilmek
The prize goes to her
Ödül ona gönderiliyor
düşünmek
zihnini bir şeye odaklamak
I will go to that idea later
O fikri sonra düşüneceğim
vermek
birine bir şey sunmak
All profits go to charity
Tüm kâr hayır kurumuna veriliyor
olmak
bir olayın meydana gelmesi
I wonder what goes to happen
Ne olacağını merak ediyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I go to write a letter
Mektup yazmaya niyetleniyorum
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula gidiyorum
yönelmek
bir yerin istikametine doğru ilerlemek
She went to the window
Pencereye yöneldi
ilerlemek
bir yöne doğru hareket etmek
They went to the station
İstasyona doğru ilerlediler
gerekmek
bir şeyin yapılmasına ihtiyaç duymak
You go to be careful
Dikkatli olman gerekir
elde etmeye çalışmak
bir şeyi satın almaya veya almaya gayret etmek
I will go to get some milk
Biraz süt almaya çalışacağım
planlamak
bir şeyi yapmayı tasarlamak
I go to study hard
Sıkı çalışmayı planlıyorum
geçmek
bir sonraki aşamaya ilerlemek
Let us go to the next topic
Bir sonraki konuya geçelim
uzanmak
bir noktaya kadar devam etmek
The road goes to the sea
Yol denize uzanıyor
seyahat etmek
bir yere yolculuk yapmak
They go to Paris every year
Her yıl Paris'e seyahat ederler
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmek için oraya gitmek
I will go to my friend
Arkadaşımı ziyaret edeceğim
gerçekleşecek
gelecekte olması planlanan durum
It is going to rain today
Bugün yağmur yağacak
çatışma
Sahnedekısa ve küçük çaplı dövüş veya savaş
There was a small skirmish at the border
Sınırda küçük bir çatışma yaşandı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
uygulamak
Sahnedebir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
idam etmek
birini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
parasal
Sahnedepara ile ilgili olan
The government is changing the monetary policy
Hükümet para politikasını değiştiriyor
isteğe bağlı
Sahnedezorunlu olmayan
The test is optional
Test isteğe bağlıdır
dünyadaki her şey
Sahnededünyada var olan her şey
They sell everything under the sun at this shop
Bu dükkanda dünyadaki her şeyi satıyorlar
dünyadaki
dünyada var olan her şey
They tried everything under the sun
Dünyadaki her şeyi denediler
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
hak edilmiş
genellikle ceza olarak kazanılmış olan şey
He had it coming
Bunu hak etmişti
geliş
bir yere ulaşma eylemi
Your coming was unexpected
Gelişin beklenmedikti
inme
yukarıdan aşağıya doğru hareket etme
Coming down the ladder is slow
Merdivenden inmek yavaş
girme
bir alanın içine doğru ilerleme
Coming into the office is okay
Ofise girmek sorun değil
gelme
bir hedefe doğru hareket etme
I like coming home early
Eve erken gelmeyi seviyorum
yaklaşma
bir şeye doğru mesafe katetme
Coming near is not allowed
Yaklaşmaya izin yok
yönelme
bir tarafa doğru ilerleme
Coming toward me is safe
Bana doğru yönelmek güvenli
ilerleme
bir süreçte gelişme kaydetme
The work is coming along well
İşler iyi ilerliyor
beklenen geliş
önemli birinin gelecekteki gelişi
The coming of the hero is near
Kahramanın gelişi yakın
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ilk
zaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
ilk olarak
diğerlerinden önce gerçekleşen veya gelen
First we will eat then we will go
İlk olarak yemek yiyeceğiz sonra gideceğiz
birinci
sayıca veya sıra olarak en başta olan
He came in first in the race
Yarışta birinci geldi
ilk defa
bir şeyin gerçekleştiği ilk sefer
I am here for the first time
Buraya ilk defa geliyorum
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
delik
Sahnedekeskin bir nesnenin yaptığı küçük delik
I have a puncture in my tire
Lastiğimde bir delik var
delmek
keskin bir nesneyle küçük bir delik açmak
A nail punctured the tire
Çivi lastiği deldi
delmek
bir nesnede küçük bir delik açmak
A sharp object punctured the tire
Keskin bir nesne lastiği deldi
yanında
Sahnedebir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
yanında
bir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
bitişiğinde
arasında hiçbir şey olmadan bir şeye yakın
The store is next to the bank
Mağaza bankanın bitişiğinde
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
kutsallığını kaldırmak
Sahnedebir binanın resmi dini statüsünü sona erdirmek
The cathedral was deconsecrated last year
Katedralin kutsallığı geçen yıl kaldırıldı
dini kullanımını sonlandırmak
Sahnedebir yerin dini amaçlı kullanımını resmi olarak sona erdirmek
They voted to deconsecrate the old chapel
Eski şapelin dini kullanımını sonlandırmak için oy kullandılar
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmışın dışında olan
This is a special day
Bugün özel bir gün
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
bağlı
Sahnedeiple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
kesin
gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
yolunda
bir yere gitmekte olan veya olması beklenen
The train is bound for Paris
Tren Paris yolunda
mecbur
bir kural veya görevle zorunlu tutulan
You are bound by the law
Kurallara uymaya mecbursun
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya direk
The marker shows the path
İşaret yolu gösteriyor
keçeli kalem
Sahnedeçizim veya yazı yazmak için kullanılan kalem
I need a red marker
Kırmızı bir keçeli kaleme ihtiyacım var
keçeli kalem
Sahnedekalın uçlu ve parlak mürekkepli yazı aracı
I used a red marker to highlight the text
Metni vurgulamak için kırmızı bir keçeli kalem kullandım
işaret
bir şeyi gösteren veya tanımlayan nesne
The stone is a marker for the path
Bu taş yol için bir işarettir
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
etkilemek
birinin duyguları veya ruh hali üzerinde etki yaratmak
The sad song let me feel nostalgic
Hüzünlü şarkı beni nostaljik hissettirdi
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let me go home
Lütfen eve gitmeme izin ver
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar