

John Wick 3: Parabellum
Konusu
Güvenli bölgede hiç yapmamanız gereken şeyi yaptınız. Birisini öldürdünüz. Kellenize 14 milyon dolar ödül koyuldu. Arkanızda birbirinden tehlikeli suikastçiler var ve sıkışıp kaldığınız otelden kaçıp kurtulmak için sadece bir saatiniz var. Ne yapardınız? Şahsen bir köşede oturup ağlardım ama John Wick abimiz öyle mi, çevresinde gördüğü tüm fırsatları kullanarak heyecan dolu bir aksiyonun içine atlıyor. Evet pijamaları giydik, arkamıza yaslandık ve nefes nefese aksiyonu dibine kadar yaşıyoruz ama bi’ saniye bir şey eksik değil mi? Türkçe altyazı ile izliyoruz. Artık sıkmadı mı? Haydi filmde kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını öğrenip altyazısız izlemeye çalışalım. Film izleyerek ingilizce öğrenmek istiyorsan tüm kelimeler hazır. Quizi başlat bilmediğin kelime kalmasın. Çok fazla kelime var tek seferde öğrenemem diyorsan üye olup daha sonra kaldığın yerden devam edebilirsin.
Kelimeler ve anlamları
623 kelime
Seviye
birazdan
Sahnedekısa bir süre sonra
I will be there presently
Birazdan orada olacağım
şu anda
şu anki zamanda
She is presently working in the office
O şu anda ofiste çalışıyor
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
burada
bir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
liderlik etmek
bir grubun veya projenin başında yer almak
He will front the team
Takıma o liderlik edecek
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
yarı yolda
Sahnedeorta noktada veya orta noktaya kadar
We are halfway to the city
Şehre yarı yoldayız
orta yolu bulmak
bir anlaşmaya varmak için karşılıklı çaba göstermek
Let's meet halfway on this price
Bu fiyat konusunda orta yolu bulalım
kısmen
tam olarak değil
I only understand this halfway
Bunu sadece kısmen anlıyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
zor durumda
çok kötü veya umutsuz bir durum içinde olmak
He is really in a bone
O gerçekten çok zor durumda
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
bağırsak
Sahnedevücutta yiyecekleri sindiren uzun tüp
The intestine digests food
Bağırsak yiyecekleri sindirir
numara
Sahnedesihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
oyalanmak
kararsız kalarak veya yavaş hareket ederek vakit kaybetmek
Don't dilly dally, we are late
Oyalanma, geç kaldık
kutsallığını kaldırmak
Sahnedebir binanın resmi dini statüsünü sona erdirmek
The cathedral was deconsecrated last year
Katedralin kutsallığı geçen yıl kaldırıldı
dini kullanımını sonlandırmak
Sahnedebir yerin dini amaçlı kullanımını resmi olarak sona erdirmek
They voted to deconsecrate the old chapel
Eski şapelin dini kullanımını sonlandırmak için oy kullandılar
mesele
Sahnedekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
ayaklar
vücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
inşa etme
bir şeyi yapma veya geliştirme etkinliği
Building a house takes time
Bir ev inşa etmek zaman alır
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
dahil
bir şeye dahil olmak
He is too up in this
Buna çok fazla dahil oldu
yukarısında
bir mekanın üst kısımlarında veya yüksek bir noktasında bulunma durumu
The cat is up in the tree
Kedi ağacın tepesinde
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
yukarı bakmak
gözleri yukarıya yöneltmek
Look up at the sky
Gökyüzüne bak
bakmak
bir bilgiyi sözlük veya listeden aramak
Look up the word in the dictionary
Kelimeye sözlükten bak
araştırmak
bir kişi veya şey hakkında bilgi aramaya çalışmak
I will look up the company online
Şirketi internetten araştıracağım
düzelmek
daha iyi bir duruma gelmek
Things are starting to look up for us
İşler bizim için düzelmeye başladı
cennet
Sahnedeharika bir yer
This island is a paradise
Bu ada bir cennet
çözmek
Sahnedebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
durulmak
sakinleşmek ve berraklaşmak
The dust began to settle
Toz çökmeye başladı
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yetinmek
beklediğinden daha kötü bir şeyi kabullenmek
He had to settle for a cheaper car
Daha ucuz bir araba ile yetinmek zorunda kaldı
el sallamak
Sahnedeselamlaşmak veya vedalaşmak için elini hareket ettirmek
Wave hello to your grandmother
Büyükannene el salla
dalga
Sahnedebir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
dalga
suyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
yedek
Sahnedebir şeyin yerine geçen başka bir şey
I need a replacement for the broken part
Kırık parça için bir yedeğe ihtiyacım var
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
sadakat
Sahnedegüçlü ve sadık bağlılık
He swore fealty to the king
Krala sadakat yemini etti
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
emlak
Sahnedebirine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
tenezzül etmek
Sahnedebir şeyi yapmayı kendine uygun görmek
He did not deign to answer
Cevap vermeye tenezzül etmedi
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
ilerleme yolu
ilerlemeyi sağlayan yöntem veya plan
We need to find a way forward
İlerlemek için bir yol bulmalıyız
tamamlamak
Sahnedebir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
tam
vurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
toplumsal
Sahnedeinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal
toplumla veya arkadaşlıklarla ilgili olan
She is a very social person
O çok sosyal bir insandır
sosyal medya
sosyal etkileşim için kullanılan bir web sitesi veya uygulama
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
patika
yürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
izin vermek
Sahnedebir şeye izin vermek veya onaylamak
My parents permit me to go out
Ailem dışarı çıkmama izin veriyor
izin belgesi
size izin veren resmi bir kağıt
You need a work permit
Bir çalışma iznine ihtiyacınız var
birinci sınıf
en yüksek kalitede olan
This is a top shelf product
Bu, birinci sınıf bir üründür
en üst raf
eşyaları koymak için kullanılan en yüksek düz tahta
Please put the books on the top shelf
Lütfen kitapları en üst rafa koy
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
olasılık
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tuhaf
normalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The car accident was fatal
Araba kazası ölümcüldü
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
etrafından dolanmak
farklı bir yol izleyerek bir şeyin yanından geçmek
We had to go around the roadwork
Yol çalışmasının etrafından dolanmak zorunda kaldık
yayılmak
kişiden kişiye geçmek veya dolaşmak
A flu is going around the office
Ofiste bir grip salgını yayılıyor
dolaşmak
yerden yere gezmek
I love to go around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
sırayla uğramak
bir gruptaki her kişiye veya yere uğramak
The teacher went around the class
Öğretmen sınıfta sırayla uğradı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will give this another go-around
Bunu bir kez daha deneyeceğim
bilen
Sahnedebir durumdan haberdar olan
He had a knowing look
Bilmiş bir bakışı vardı
bilme
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
Knowing the rules helps everyone
Kuralları bilmek herkese yardımcı olur
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
anlam
Sahnedebir sözcüğün ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
önem taşımak
önemli veya değerli olmak
You mean a lot to me
Benim için çok önem taşıyorsun
yani
bir durumu açıklığa kavuşturmak için kullanılan ifade
It is hot I mean boiling
Hava sıcak yani kavurucu
kastetmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
kaos
Sahnedetam bir kargaşa ve karışıklık durumu
The city was in total chaos
Şehir tam bir kaos içindeydi
altyazı
Sahnedevideonun altında görünen yazılar
I watch movies with subtitles
Filmleri altyazılı izlerim
habersiz
önemli bir bilgiye sahip olmamak
They kept me in the dark
Beni habersiz bıraktılar
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
uzun zaman
olayların gerçekleştiği uzun süre
I haven't seen him for a long time
Onu uzun zamandır görmedim
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
dışlanmış
Sahnedebir gruptan kovulmuş veya uzaklaştırılmış kişi
He became an excommunicado after breaking the rules
Kuralları çiğnedikten sonra dışlanmış biri haline geldi
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
ikinci seviye
bir ölçekteki veya sistemdeki bir konum
You need to complete level two to pass
Geçmek için ikinci seviyeyi tamamlaman gerekiyor
doğu
Sahnedebir yerin doğu kısmından gelen
He lives in eastern Europe
Doğu Avrupa'da yaşıyor
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
kayırmak
Sahnedebirine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnedebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız