

Titanic
Konusu
İnsanlığın artık her şeyi keşfettik, teknolojide doruk noktasına ulaştık şeklinde düşündüğü bir dönemde hiçbir sebebin batıramayacağı söylenen gösterişli Titanic gemisi yola çıkar. Bu gemi aynı zamanda çok farklı sosyal tabakalarda bulunan iki gencin aşkına ev sahipliği yapacaktır. Acaba Titanic batacak mı? Hadi ama hepimiz bu filmin sonunu biliyoruz. Türkçe dublaj ve altyazılı olarak en az 3 kere izledik. Peki ingilizce altyazılı ve altyazısız izlemeye ne dersin? İngilizce öğrenmek için filmler arasında gösterilen Titanic filminde kullanılan tüm kelimelere ve anlamlarına hemen aşağıdan çalışabilirsin. Quizi tamamladığında tüm kelimeleri öğrendiğin için rahatlıkla ingilizce altyazılı olarak izleyebileceksin. Haydi vakit kaybetmeden quize başlayalım.
Kelimeler ve anlamları
1378 kelime
Seviye
kamar
Sahnedegemi veya trendeki özel oda
We booked a stateroom for the cruise
Gemi yolculuğu için bir kamar tuttuk
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
perçinlemek
Sahnedemetal parçalarını küçük bir metal çivi ile birleştirmek
The workers will rivet the metal plates together
İşçiler metal plakaları birbirine perçinleyecek
kilitlemek
birinin dikkatini tamamen üzerine çekmek
The mysterious story riveted the audience
Gizemli hikaye seyirciyi kilitledi
havyar
Sahnedelüks bir yiyecek olarak tüketilen tuzlanmış balık yumurtaları
Caviar is very expensive
Havyar çok pahalıdır
eğilmek
Sahnedevücudun dik durmaması için hareket ettirilmesi
Do not lean against the wall
Duvara yaslanma
kıt
bir şeyin çok az olması
It was a lean year
Kıt bir yıldı
yağsız
vücutta çok az yağ olması
I like lean meat
Yağsız eti severim
eğiliminde olmak
bir şeyi tercih etme veya seçme olasılığı
I lean toward the blue shirt
Mavi gömleğe eğilimindeyim
göre
Sahnedebirinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
göre
birinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
göre
birinden veya kaynaktan alınan bilgiye dayanarak
According to the news it will rain
Haberlere göre yağmur yağacak
kendi isteğine göre
birinin kendi tercihine bağlı olarak
He worked according to his own choice
Kendi isteğine göre çalıştı
uyarınca
bir kaynağı veya kuralı temel alarak
Everything went according to the plan
Her şey plana uyarınca ilerledi
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
göre
bir kişinin veya kaynağın belirttiği şekilde
According to her it is raining
Ona göre hava yağmurlu
tanımak
birine bir hak veya statü vermek
They accord the leader great respect
Lidere büyük saygı tanırlar
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
alıkoymak
Sahnedebirini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
zapt etmek
birinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
saklamak
bir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
şımarık çocuk
Sahnedekötü davranan çocuk
He is acting like a brat
O şımarık bir çocuk gibi davranıyor
bratwurst
genellikle ızgarada pişirilen bir sosis türü
I like grilled brats
Izgara bratwurstları severim
asker çocuğu
askeri bir ailede büyüyen çocuk
She grew up as a military brat
O bir asker çocuğu olarak büyüdü
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He drinks too much alcohol
O çok fazla içki içiyor
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
önünde
Sahnedekonum veya zaman açısından daha önde
He is ahead of me in the race
Yarışta benim önümde
ilerisinde
gelecekte veya vaktinden önce
We are ahead of schedule
Programın ilerisindeyiz
küstah
Sahnedekaba bir şekilde aşırı özgüvenli
He made a presumptuous comment
Küstahça bir yorum yaptı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gökkubbe
Sahnedeyeryüzünün üzerindeki geniş gökyüzü alanı
The moon lit up the firmament
Ay gökkubbeyi aydınlattı
fermuar
Sahnedepantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
giymek
Sahnedevücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
giymek
kıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
bir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
sıkı
Sahnedesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
tayt
bacakları ve alt vücudu saran bir giysi
She wears black tights
O siyah tayt giyiyor
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
büyümek
Sahnedeçocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
oğlan
Sahnedegenç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
delikanlı
Sahnedegenç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
buhar çıkarmak
Sahnededışarıya buhar vermek
The pot is steaming
Tencere buhar çıkarıyor
güç
Sahnedebir işi yapabilme kuvveti
The project lost steam halfway through
Proje yarı yolda gücünü kaybetti
hızla ilerlemek
Sahnedebir araçla çok hızlı hareket etmek
The train steamed into the station
Tren istasyona hızla girdi
öfke
baskı veya sinirlilikten kaynaklanan güçlü hisler
He blew off some steam after work
İşten sonra biraz öfkesini attı
Steam
video oyunları satın almak ve oynamak için popüler çevrimiçi mağaza
I bought a new game on Steam
Steam üzerinden yeni bir oyun satın aldım
buharda pişirmek
sıcak su buharı kullanarak yemek pişirmek
We steam vegetables for dinner
Akşam yemeği için sebzeleri buharda pişiriyoruz
bölme duvar
Sahnedegemi veya uçağı ayrı bölümlere ayıran duvar
Water leaked through the bulkhead
Su bölme duvardan sızdı
binmek
Sahnedebir taşıta binmek
Get on the bus
Otobüse bin
telefona geçmek
telefonla görüşme yapmak
Get on the phone
Telefona geç
azarlamak
birinin davranışı hakkında şikayet etmek
Stop getting on at me
Beni azarlamayı bırak
idare etmek
bir durumla başa çıkmak
How are you getting on
Nasıl idare ediyorsun
yaşlanmak
ilerleyen yaşta olmak
He is getting on in years
O yaşlanıyor
sinirini bozmak
birini rahatsız etmek
You are getting on my nerves
Sinirlerimi bozuyorsun
binmek
bir otobüs trene veya uçağa girmek
I will get on the bus
Otobüse bineceğim
ilerlemek
bir işi başarmak veya yol katetmek
How are you getting on with your work
İşinle ilgili nasıl ilerliyorsun
anlaşmak
biriyle arkadaşça bir ilişkiye sahip olmak
They get on well with each other
Birbirleriyle iyi anlaşıyorlar
iyi anlaşmak
biriyle dostça veya uyumlu bir ilişkiye sahip olmak
I get on well with my sister
Kız kardeşimle iyi anlaşırım
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
aşmak
Sahnedebir şeyi aşmak veya üstesinden gelmek
It took her a long time to get past the failure
Başarısızlığı aşması uzun zaman aldı
fark edilmeden geçmek
birisi tarafından görülmemek veya dikkat çekmemek
He tried to get past the guards unnoticed
Gardiyanların yanından fark edilmeden geçmeye çalıştı
atlatmak
birinin fark etmesinden veya yakalamasından kaçınmak
We managed to get past the security
Güvenliği atlatmayı başardık
yanından geçmek
yolunuzu kapatan bir şeyin ötesine ilerlemek
Please let me get past you
Lütfen senin yanından geçmeme izin ver
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak veya talep etmek
You wanna eat now
Şimdi yemek istiyorsun
İrlandalı
Sahnedeİrlanda ülkesi ile ilgili olan
He is Irish
O, İrlandalıdır
İrlandaca
İrlanda'da konuşulan dil
He speaks Irish fluently
O akıcı bir şekilde İrlandaca konuşuyor
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
ayırmak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyden ayırmak
Detach the cable from the computer
Kabloyu bilgisayardan ayırın
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
nefes almak
Sahnedehavayı akciğerlere alıp vermek
It is hard to breathe
Nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
nefes almak
akciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
solumak
havayı vücuda alıp verme eylemi
All living beings must breathe
Tüm canlılar solumalıdır
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
uyarı
Sahnedeolası bir tehlike hakkında bilgilendirme
This is a final warning
Bu son bir uyarıdır
uyarı
olası bir tehlike hakkında bilgi veren ifade
He gave me a warning about the slippery floor
Kaygan zemin hakkında bana bir uyarıda bulundu
uyarı
olası bir tehlike veya sorun hakkında yapılan bildirim
The sign gave a warning about the danger
Tabela tehlike hakkında bir uyarı verdi
kül
Sahnedebir şey yandıktan sonra geriye kalan toz
The fireplace was full of ashes
Şömine kül doluydu
küller
yanma sonucu geriye kalan toz
The fire left only ashes
Yangın geriye sadece küller bıraktı
Ashes serisi
İngiltere ve Avustralya arasında iki yılda bir düzenlenen kriket turnuvası
England and Australia play in the Ashes series
İngiltere ve Avustralya Ashes serisinde oynuyor
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
suya düşmek
Sahnedeplanlandığı gibi gerçekleşmemek
Our travel plans fell through
Seyahat planlarımız suya düştü
dağılmak
Sahnedefarklı yönlere doğru hızla gitmek
The birds scattered when they saw the cat
Kediyi görünce kuşlar dağıldı
ilgilenmek
Sahnedebir şeye dikkat etmek veya onunla uğraşmak
I am minding the shop for my friend
Arkadaşım için dükkanla ilgileniyorum
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı sıkıntı duymak
Do you mind the loud music
Yüksek sesli müzikten rahatsız oluyor musun
göz kulak olmak
birinin veya bir şeyin güvenliğinden sorumlu olmak
She is minding the children
O çocuklara göz kulak oluyor
listelemek
Sahnedeöğeleri düzenli bir listeye eklemek
The library will catalogue all the new books
Kütüphane tüm yeni kitapları listeleyecek
katalog
satışa sunulan ürünlerin bulunduğu kitap veya liste
I looked at the furniture catalogue to choose a chair
Bir sandalye seçmek için mobilya kataloğuna baktım
bundan sonra
Sahnedeşu andan itibaren
From now on, I will be more careful
Bundan sonra daha dikkatli olacağım
bundan böyle
şu andan itibaren gelecek zaman boyunca
I will work harder from now on
Bundan böyle daha çok çalışacağım
artık
şu anki zamandan başlayarak
I will not eat junk food from now on
Artık abur cubur yemeyeceğim
şimdiden sonra
bugün itibarıyla ve gelecekte
Keep the door locked from now on
Şimdiden sonra kapıyı kilitli tutun
kayıt
Sahnedeolayların yazılı veya dijital kaydı
Keep a log of your hours
Çalışma saatlerinin kaydını tut
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
He put a log on the fire
Ateşe bir kütük attı
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
The log is very heavy
Kütük çok ağır
kaydetmek
bir şeyin resmi yazılı veya sesli kaydını tutmak
Please log your hours worked
Lütfen çalıştığınız saatleri kaydedin
gidip getirmek
Sahnedebir şeyi gidip geri getirmek
Can you fetch the ball?
Topu getirir misin?
etmek
belirli bir fiyata satılmak
This antique will fetch a high price
Bu antika yüksek bir fiyata satılacak
yapman lazım
Sahnedebir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
yapman lazım
bir şeyi yapmanın zorunlu olması
You gotta see this movie
Bu filmi görmen lazım
mikrosaniye
Sahnedesaniyenin milyonda biri
The computer works in microseconds
Bilgisayar mikrosaniyeler içinde çalışır
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
bit
Sahnedevücutta veya saçta yaşayan küçük böcekler
She has lice in her hair
Saçında bitler var
bit
insan vücudunda veya saçında yaşayan parazit böcekler
Lice can spread quickly
Bitler hızla yayılabilir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
varmak
bir yere ulaşmak
We got to the hotel at noon
Otele öğlen vardık
gitmek
bir etkinliğe ulaşmak
I cannot get to the party today
Bugün partiye gidemiyorum
yapabilmek
bir şeyi yapma izni olmak
I get to stay up late tonight
Bu gece geç saatlere kadar oturabiliyorum
izinli olmak
bir şeyi yapmaya yetkili olmak
She gets to drive the car today
Bugün arabayı sürme izni var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
zorunda olmak
bir şeyi yapma mecburiyeti
I get to finish this task now
Bu görevi şimdi bitirmek zorundayım
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
imkanı olmak
bir şeyi yapma olanağı
We get to visit them next week
Gelecek hafta onları ziyaret etme imkanımız var
yetkili olmak
yapma yetkisi bulunmak
You get to pick the winner
Kazananı seçme yetkin var
şansı olmak
bir şeyi yapma fırsatı
We get to win the prize
Ödülü kazanma şansımız var
olanağı olmak
yapma olanağına sahip olmak
They get to see the show
Gösteriyi izleme olanakları var
mecbur kalmak
yapma mecburiyetinde olmak
I get to pay for dinner
Akşam yemeğini ödemeye mecbur kalıyorum
etkilemek
birini duygu olarak sarsmak
His rude comments really get to me
Kaba yorumları beni gerçekten etkiliyor
başarmak
bir işi başarıyla tamamlamak
She got to finish the race
Yarışı bitirmeyi başardı
becermek
bir şeyi yapmayı başarmak
We finally got to see the view
Sonunda manzarayı görmeyi becerdik
gerek duymak
bir şeyi yapmaya ihtiyaç duymak
I get to ask him for help
Ondan yardım istemeye gerek duyuyorum
ihtiyaç duymak
yapma zorunluluğu hissetmek
You get to send these emails
Bu e-postaları göndermeye ihtiyaç duyuyorsun
ele almak
bir işe veya konuya başlamak
Let us get to the next point
Bir sonraki maddeyi ele almaya başlayalım
girişmek
bir faaliyete başlamak
I will get to cleaning later
Evi temizlemeye daha sonra girişeceğim
koyulmak
işe veya çalışmaya başlamak
We should get to working now
Şimdi çalışmaya koyulmalıyız
melek
Sahnedebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
yazmak
Sahnedebir metin meydana getirmek
I will write a book
Bir kitap yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bilgiyi bir belgeye veya kayda geçirmek
Please write your name on the form
Lütfen adınızı forma yazın
yazmak
bir kağıt veya ekran üzerine kelimeler oluşturmak
She wants to write a letter
O bir mektup yazmak istiyor
kaleme almak
bir konu hakkında metin üretmek
He will write a report tomorrow
Yarın bir rapor kaleme alacak
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
betimlemek
bir şeyi yazarak anlatmak
The author wrote his appearance in detail
Yazar onun dış görünüşünü detaylıca betimledi
harf dizmek
bir yüzeye harfler yerleştirmek
Children learn to write letters early
Çocuklar erken yaşta harf dizmeyi öğrenir
metin yazmak
bir yüzey üzerinde yazı oluşturmak
You should write the text clearly
Metni açık bir şekilde yazmalısın
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
yazı yazmak
bir yüzeye harf veya kelimeler oluşturmak
It is hard to write on glass
Camın üzerine yazı yazmak zordur
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
kutluyor
Sahnedeözel bir gün için bir şey yapmak
We are celebrating her birthday
Onun doğum gününü kutluyoruz
varsaymak
Sahnedekanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
bir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
kısa bir süre
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
çekici kişi
Sahnedegenellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
bebeğim
sevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
başa çıkmak
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
full
Sahnedepoker oyununda üçlü ve ikiliden oluşan el
He won the poker game with a full house
Poker oyununu full ile kazandı
kapalı gişe
tüm koltukların dolu olduğu yer
The theater played to a full house
Tiyatro kapalı gişe oynadı
dolu salon
tüm koltukların dolu olduğu yer
The theater was a full house
Tiyatro salonu tamamen doluydu
kapalı gişe
biletlerin tükendiği etkinlik durumu
The show is a full house tonight
Gösteri bu gece kapalı gişe
dört bir yanda
Sahnedeher yerde veya çok sayıda
People were shouting left and right
İnsanlar dört bir yanda bağırıyordu
coşturmak
Sahnedebirini çok heyecanlı veya istekli hale getirmek
The news really stoked the fans
Bu haber taraftarları gerçekten coşturdu
ateşi canlandırmak
bir ateşe yakıt eklemek
He stoked the fire to keep the room warm
Odayı sıcak tutmak için ateşi canlandırdı
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzenlemek
Sahnedebir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya organize etmek
I will organize a meeting
Bir toplantı düzenleyeceğim
düzenlemek
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
I need to organize my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor
düzenlemek
bir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya hazırlamak
I need to organize a party for my friend
Arkadaşım için bir parti düzenlemem gerekiyor
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
çıkmak
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru hareket etmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
I will go up to the city
Şehre doğru yöneliyorum
çıkmak
daha yüksek bir yere gitmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
artmak
daha yüksek bir seviyeye ulaşmak
The price will go up
Fiyat artacak
içine bakmak
Sahnedebir yerde bir şeyi bulmaya çalışmak
I will look in the drawer
Çekmeceye bakacağım
uğramak
bir kişiyi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will look in on my neighbor later
Daha sonra komşuma uğrayacağım
içine bakmak
bir yerin veya kabın içini kontrol etmek için göz atmak
Please look in the drawer to find your keys
Anahtarlarını bulmak için çekmecenin içine bak
içini incelemek
bir şeyin içinde ne olduğunu görmek için bakmak
I looked in the bag to check my things
Eşyalarımı kontrol etmek için çantanın içine baktım
içeri göz atmak
bir açıklıktan veya aralıktan içeriye doğru bakmak
They looked in through the open door
Açık kapıdan içeri göz attılar
yansımaya bakmak
bir yüzeyin içindeki görüntüyü görmek için bakmak
I looked in the mirror to fix my hair
Saçımı düzeltmek için aynaya baktım
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapalı
açık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
kapatmak
bir şeyi bir kutunun içine koyup üzerini örtmek
She shut the papers in the box
Kağıtları kutuya kapattı
kurtulmak
birinden veya bir şeyden kurtulmak
I am glad to be shut of him
Ondan kurtulduğuma memnunum
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
düzine
Sahnedeon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
tonlarca
Sahnedebir ağırlık birimi veya gayriresmi olarak çok fazla miktarda
I have tons of work to do
Yapacak tonlarca işim var
çok
çok büyük miktarda
I have tons of work to do
Bugün yapacak çok işim var
bir sürü
çok fazla sayıda
There were tons of people at the concert
Konserde bir sürü insan vardı
pek çok
büyük miktarda
We have tons of ideas for the project
Proje için pek çok fikrimiz var
tasarladı
Sahnedebir şeyin planını oluşturmak
He designed a new car
Yeni bir araba tasarladı
tasarlanmış
belirli bir amaç için planlanmış
This app is designed for children
Bu uygulama çocuklar için tasarlanmıştır
tasarladı
bir şeyi planlayıp yapmak
She designed a beautiful dress
O güzel bir elbise tasarladı
tasarlanmış
bir şey için plan yapmak veya çizmek
This house was designed by an architect
Bu ev bir mimar tarafından tasarlandı
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
taç
Sahnedekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
cadde ismi
bir yol veya sokak için kullanılan bir isim
We live on Crown Street
Crown Caddesinde oturuyoruz
kraliyet ailesi
bir kral veya kraliçe ile onların ailesi
The crown traveled to the city
Kraliyet ailesi şehre seyahat etti
taç giydirmek
birini resmi olarak kral veya kraliçe yapmak
They will crown the new queen tomorrow
Yeni kraliçeye yarın taç giydirecekler
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz