

Titanic
Konusu
İnsanlığın artık her şeyi keşfettik, teknolojide doruk noktasına ulaştık şeklinde düşündüğü bir dönemde hiçbir sebebin batıramayacağı söylenen gösterişli Titanic gemisi yola çıkar. Bu gemi aynı zamanda çok farklı sosyal tabakalarda bulunan iki gencin aşkına ev sahipliği yapacaktır. Acaba Titanic batacak mı? Hadi ama hepimiz bu filmin sonunu biliyoruz. Türkçe dublaj ve altyazılı olarak en az 3 kere izledik. Peki ingilizce altyazılı ve altyazısız izlemeye ne dersin? İngilizce öğrenmek için filmler arasında gösterilen Titanic filminde kullanılan tüm kelimelere ve anlamlarına hemen aşağıdan çalışabilirsin. Quizi tamamladığında tüm kelimeleri öğrendiğin için rahatlıkla ingilizce altyazılı olarak izleyebileceksin. Haydi vakit kaybetmeden quize başlayalım.
Kelimeler ve anlamları
1378 kelime
Seviye
plakalar
Sahnedemalzemeden yapılmış yassı ve ince parçalar
These steel plates are very strong
Bu çelik plakalar çok sağlamdır
tabaklar
yemek servis etmek için kullanılan düz kap
I washed the plates
Tabakları yıkadım
tabaklar
yemek servisi yapmak için kullanılan düz yuvarlak kaplar
Put the food on the plates
Yemekleri tabaklara koy
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
ölçek
Sahnedebir şeyin boyutu veya kapsamı
We need to understand the scale of this problem
Bu sorunun ölçeğini anlamamız gerekiyor
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
gam
müzik notalarının belirli bir sıraya göre dizilmesi
She practiced the piano scale
O piyano gamı çalıştı
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
para
Sahnedealışverişte kullanılan madeni veya kağıt ödeme aracı
Do you have any money?
Hiç paran var mı?
sonradan kazanılan zenginlik
aileden kalmayıp kişinin kendi kazandığı servet
Her success is an example of new money
Onun başarısı sonradan kazanılan zenginliğe bir örnektir
gösterge
Sahnedebir duygunun veya gerçeğin simgesi
This is a token of my gratitude
Bu, minnettarlığımın bir göstergesidir
jeton
para yerine kullanılan yuvarlak metal parça
I need a token for the game
Oyun için bir jetona ihtiyacım var
göstermelik
gerçek bir anlamı olmayan sadece yapılmış gibi görünmek için yapılan
It was only a token gesture
Bu sadece göstermelik bir jestti
yükselmek
Sahnedeyukarı doğru hareket etmek
The sun rises in the east
Güneş doğudan yükselir
artmak
miktar veya değerce çoğalmak
Prices rise every year
Fiyatlar her yıl artar
tepki
birinin verdiği öfkeli veya duygusal yanıt
He tried to get a rise out of me
Benden tepki almaya çalıştı
ayaklanmak
bir yönetime veya hükümdara karşı savaşmaya başlamak
The people decided to rise against the king
Halk krala karşı ayaklanmaya karar verdi
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
görkemli merdiven
Sahnedebir binanın içindeki büyük ve etkileyici merdivenler
They walked up the grand staircase
Görkemli merdivenlerden yukarı yürüdüler
sürtük
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan kişiye yönelik aşağılayıcı ifade
She was called a slut
Ona sürtük dendi
hafif kadın
cinsel açıdan aktif bir kadına yönelik kullanılan aşağılayıcı bir terim
He called her a slut
Ona hafif kadın dedi
hareket halinde
Sahnedebir yerden bir yere gitme durumu
We are on the move all day
Gün boyu hareket halindeyiz
hareket halinde
bir yerden başka bir yere gitmekte olma
We are always on the move for work
İş için sürekli hareket halindeyiz
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
The movie was somewhat boring
Film biraz sıkıcıydı
biraz
bir dereceye kadar
It is somewhat cold outside
Dışarısı biraz soğuk
biraz
az bir ölçüde
I am somewhat tired
Biraz yorgunum
yüzücü
Sahnedeyüzebilen kişi
She is a good swimmer
O iyi bir yüzücü
yüzücü
su sporlarıyla uğraşan kişi
He is a professional swimmer
O profesyonel bir yüzücü
şimdilik
Sahnedegeçici bir süre için
We will stay here for the time being
Şimdilik burada kalacağız
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
defolup gitmek
Sahnedebir yeri öfkeyle ve aceleyle terk etmek
Get the hell out of here right now
Buradan hemen defolup git
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
uygun
durum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
saplamak
Sahnedekeskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
bıçaklamak
keskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
kapalı
Sahnedegirişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
köken
Sahnedebir kişinin ailesi ve geçmiş hayatı
They come from different backgrounds
Farklı kökenlerden geliyorlar
arka plan
bir resmin veya sahnenin arkasında kalan kısım
The mountains are in the background
Dağlar arka planda
bilgilendirmek
birine önemli bilgiler vermek
The manager will background the team on the new project
Müdür yeni proje hakkında ekibi bilgilendirecek
arka plan
kullanıcının doğrudan müdahalesi olmadan çalışan bilgisayar işlemi
This app runs in the background
Bu uygulama arka planda çalışır
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
erotik
Sahnedecinsel arzu veya uyarılma ile ilgili
She wrote an erotic novel
Erotik bir roman yazdı
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
tonlarca
Sahnedebir ağırlık birimi veya gayriresmi olarak çok fazla miktarda
I have tons of work to do
Yapacak tonlarca işim var
çok
çok büyük miktarda
I have tons of work to do
Bugün yapacak çok işim var
bir sürü
çok fazla sayıda
There were tons of people at the concert
Konserde bir sürü insan vardı
pek çok
büyük miktarda
We have tons of ideas for the project
Proje için pek çok fikrimiz var
kaçık
Sahnedeçok tuhaf veya akılsızca davranan kimse
He is a total nutcase
O tam bir kaçık
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
halat
Sahnedebağlamak için kullanılan kalın ve güçlü ip
He used a rope to tie the box
Kutuyu bağlamak için bir halat kullandı
kandırmak
birini bir şey yapması için aldatmak
They roped me into helping them
Onlara yardım etmem için beni kandırdılar
gökyüzü
SahnedeBulutların ve yıldızların bulunduğu yer
The stars shine in the heaven
Yıldızlar gökyüzünde parlar
cennet
Tanrı'nın ve iyi insanların öldükten sonra gittiği yer
He believes in heaven
O, cennete inanır
cennet
iyi insanların ölümden sonra gittiğine inanılan yer
He believes he will go to heaven
Cennete gideceğine inanıyor
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
-e kadar
Sahnedebelirli bir zamana kadar olan süre
I lived there up until last year
Geçen yıla kadar orada yaşadım
kadar
belirli bir zamana dek
I stayed awake up until midnight
Gece yarısına kadar uyanık kaldım
buzdağı
Sahnededenizde yüzen çok büyük buz kütlesi
The ship hit an iceberg
Gemi bir buzdağına çarptı
buzdağı
denizde yüzen devasa buz kütlesi
Icebergs are found in the Arctic
Buzdağları Arktik'te bulunur
bit
Sahnedevücutta veya saçta yaşayan küçük böcekler
She has lice in her hair
Saçında bitler var
bit
insan vücudunda veya saçında yaşayan parazit böcekler
Lice can spread quickly
Bitler hızla yayılabilir
taşmak
Sahnedebir kabın kenarından dışarı dökülmek
The milk spilled over the pot
Süt tencereden taştı
gövde
Sahnedegeminin ana iskelet yapısı
The hull of the ship was damaged
Geminin gövdesi hasar görmüştü
gövde
bir geminin veya hava taşıtının ana dış iskeleti
The ship's hull was damaged
Geminin gövdesi hasar görmüştü
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
dinlemek
bir sesi duymak için dikkatini vermek
Listen to the teacher
Öğretmeni dinle
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir yerin içerisinden dışarıya doğru hareket etmek
The dog will come out of the house
Köpek evin dışına çıkacak
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a swell idea
Bu harika bir fikir
şişmek
büyümek veya şişmek
My ankle began to swell
Ayak bileğim şişmeye başladı
artış
miktar veya yoğunluktaki kademeli yükseliş
The crowd began to swell
Kalabalık artmaya başladı
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split the apple
Elmayı böldük
şpagat
bacakların zıt yönlere açıldığı jimnastik hareketi
She can do the splits
Şpagat yapabiliyor
ayrılmak
bir yerden hızla uzaklaşmak
We need to split now
Hemen gitmemiz gerekiyor
muzlu split
dondurma ve soslarla servis edilen tatlı
I ate a banana split for dessert
Tatlı olarak muzlu split yedim
lüks
Sahnedeihtiyaç duyulmayan pahalı şey
A sports car is a luxury
Spor bir araba lükstür
lüks
pahalı ve keyif verici şey
Staying at this hotel is a real luxury
Bu otelde kalmak gerçek bir lüks
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan sevgi sözcüğü
Good night, my sweet pea
İyi geceler, tatlım
sanmak
Sahnedebir konuda fikri olmak veya inanmak
I reckon it will rain tomorrow
Yarın yağmur yağacağını sanıyorum
hava almak
Sahnededışarı çıkıp temiz hava solumak
We went outside to take the air
Hava almak için dışarı çıktık
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
elinde tutmak
Sahnedebir şeyi hazır bulundurmak
I always have a pen on hand
Yanımda her zaman bir kalem bulundururum
elini koymak
birinin veya bir şeyin üzerine elini yerleştirmek
She put her hand on my shoulder
Elini omzuma koydu
iletmek
bir şeyi başka birine vermek
Please hand on this note to your brother
Lütfen bu notu kardeşine ilet
tarif edilemez
Sahnedetanımlanamayacak kadar büyük
He suffered untold misery
Tarif edilemez bir acı çekti
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına katılıp beraber gitmek
You can come along with me
Benimle gelebilirsin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya ortaya çıkmak
The bus finally came along
Otobüs sonunda geldi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
rağmen
Sahnedebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
uyudu
Sahnedegözleri kapatıp vücudu dinlendirmek
He slept for eight hours
O sekiz saat uyudu
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with his partner
Partneriyle birlikte oldu
uyuyarak geçirmek
bir olay sırasında uyanmadan uyumaya devam etmek
I slept through the storm
Fırtınayı uyuyarak geçirdim
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak veya talep etmek
You wanna eat now
Şimdi yemek istiyorsun
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
burada
Sahnedekonuşmacının bulunduğu yer
Come up here and sit with me
Benimle buraya gel ve otur
somon
Sahnedegenellikle yenen pembe etli bir balık
I love eating grilled salmon
Izgara somon yemeyi severim
somon rengi
kırmızıya yakın açık bir renk
She wore a salmon dress
Somon rengi bir elbise giydi
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
çarpışma
Sahnedeiki şeyin şiddetli bir şekilde birbirine çarpması
The collision damaged both cars
Çarpışma her iki araca da zarar verdi
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
Sahnedebirini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
en genç
Sahnedeyaşı en az olan
She is the youngest in her class
Sınıfındaki en genç kişi o
en genç
yaşı en küçük olan
She is the youngest child in her family
O ailesindeki en genç çocuktur
en küçük
ailede dünyaya en son gelmiş olan çocuk
She is the youngest child in the family
O ailenin en küçük çocuğudur
en genç
bir gruptaki yaşı en az olan kişi
She is the youngest student in the class
O sınıfın en genç öğrencisi
en küçük
yaşça herkesten daha aşağıda olan
She is the youngest child in the family
O ailenin en küçük çocuğudur
en genç
yaş olarak herkesten daha yeni olan
He is the youngest person in the team
O takımdaki en genç kişidir
en taze
henüz çok az zaman geçmiş olan
This is the youngest tree in the garden
Bu bahçedeki en taze ağaçtır
tereddüt etmek
Sahnedeşüphe veya korku nedeniyle duraksamak veya yavaşlamak
Her voice did not falter during the speech
Konuşma sırasında sesi hiç tereddüt etmedi
düşürmek
Sahnedemiktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
daha düşük
Sahnededaha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
indirmek
Sahnedebir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the volume
Lütfen sesi kıs
alçaltmak
bir şeyi daha az yüksek bir seviyeye getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı alçaltın
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the music
Lütfen müziğin sesini kısın
sesi azaltmak
bir sesin şiddetini düşürmek
Can you lower the volume
Ses seviyesini azaltabilir misin
daha alçak
daha az yükseklikte olan
He lives on a lower floor
O daha alçak bir katta yaşıyor
düşük
miktar veya seviye bakımından yüksek olmayan
Prices are lower today
Fiyatlar bugün daha düşük
kısık
yüksek olmayan ses
Speak in a lower voice
Daha kısık bir sesle konuş
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır