5000 Kelime: 1000 - 2000 Kelimeleri
Kelimeler ve anlamları
1000 kelime
Seviye
terk etmek
arkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
yukarıda
başka bir şeyden daha yüksek seviye konum veya miktarda
The bird is flying above the trees
Kuş ağaçların üzerinde uçuyor
-e göre
birinin söylediği veya bildirdiği üzere
According to him, it is true
Ona göre bu doğru
anlaşma
gruplar arasındaki resmi uzlaşma
They signed an accord
Bir anlaşma imzaladılar
uygun şekilde
bir şeye uyumlu veya ona göre hareket eden
Everything went according to plan
Her şey plana uygun şekilde gitti
uygun
bir kurala veya plana göre olan
Everything went according to the plan
Her şey plana uygun gitti
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
gerçek
gerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
zaten söylenmiş bir şeye ilave bir şey söylemek
He added that he was tired
Yorgun olduğunu ekledi
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
yetişkin
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
ilerlemek
ileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir olaydan önce gerçekleşen veya mevcut olan
Please give me advance notice
Lütfen bana önceden haber verin
avantaj
bir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
etkilemek
bir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
gücü yetmek
bir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
nihayetinde
beklenenin aksine bir sonucun gerçekleştiğini belirtir
It did not rain after all
Nihayetinde yağmur yağmadı
sonuçta
bir durumu açıklayan veya gerekçelendiren bir sebep sunar
You should forgive him after all he is your brother
Onu affetmelisin sonuçta o senin kardeşin
öğleden sonra
öğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
buyurun
birinin bir yerden önce geçmesine izin vermek için kullanılan kibar ifade
After you through the door
Kapıdan önce siz buyurun
sözleşme
her iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
anlaşma
insanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
değil
am is are has veya have not ifadelerinin yerine kullanılan standart dışı kısaltma
I ain sure about that
Bundan emin değilim
havalimanı
uçakların kalktığı ve indiği yer
I am going to the airport
Havalimanına gidiyorum
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
alarm
insanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
uyanık
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
uyarı
size tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
uzaylı
başka bir gezegenden gelen varlık
The alien comes from Mars
Uzaylı Mars'tan geliyor
bitkin
çok yorgun olan
I am all in after the long race
Uzun yarıştan sonra çok bitkinim
kararlı
tüm gücüyle kendini bir işe adamış
He is all in for the new project
Yeni proje için tamamen kararlı
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
yol boyunca
başlangıçtan sona kadar olan tüm mesafe
I walked all the way home
Eve kadar tüm yolu yürüdüm
tamamen
bir şeyin son noktasına kadar veya bütünüyle
I read the book all the way to the end
Kitabı sonuna kadar okudum
cinsel ilişkiye girmek
cinsel birliktelik yaşamak için kullanılan nazik bir ifade
They decided to go all the way
Cinsel ilişkiye girmeye karar verdiler
baskın
en güçlü veya en önemli olan
He is the alpha of the group
O grubun lideridir
alfa
Yunan alfabesinin ilk harfi
Alpha is the first letter of the Greek alphabet
Alfa Yunan alfabesinin ilk harfidir
tamam
onaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
rağmen
zıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
amerika
kuzey ve güney amerika kıtalarını kapsayan kara parçası
America is a large landmass
Amerika büyük bir kara parçasıdır
amerika
amerika birleşik devletleri ülkesi
Many people live in America
Amerika'da birçok insan yaşıyor
arasında
başka kişi veya nesnelerin ortasında veya çevrelenmiş durumda
He is among his friends
O arkadaşlarının arasında
miktar
bir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
melek
bazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
öfke
çok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
sinirlendirmek
hafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
rahatsız etmek
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
rahatsız etmek
birini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
ayrı
beraber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
parça parça
parçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
ayrı
parçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
özür
üzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
geçerli olmak
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
uygulamak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
kendini vermek
bir işe tüm dikkatini ve çabasını harcamak
You must apply yourself to study
Ders çalışmaya kendini vermelisin
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
önceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
alan
bir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
iyi misin
birinin fiziksel veya duygusal olarak sağlıklı ya da güvende olup olmadığını sormak
Are you okay after the accident
Kazadan sonra iyi misin
emin misin
birinin bir şeyden emin olup olmadığını veya doğru karar verip vermediğini kontrol etmek için sorulan soru
Are you sure about your decision
Kararın hakkında emin misin
karşı çıkmak
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
bir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
varmak
bir yere ulaşmak
The train arrives at ten
Tren saat onda varıyor
ulaşmak
bir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
varmak
bir yere gelmek
When did you arrive
Ne zaman vardın
varmak
yolculuk sonunda hedefe ulaşmak
They arrived in London
Londra'ya vardılar
sanat
insan yaratıcılığının ifadesi
I love modern art
Modern sanatı severim
sanatçı
sanat eseri üreten kişi
He is a great artist
O harika bir sanatçıdır
usta
işini çok iyi yapan kişi
He is an artist with a paintbrush
Fırça kullanmakta tam bir usta
sanatçı
sanat eseri yapan kimse
She is a famous artist
O ünlü bir sanatçı
kül
bir şey yandıktan sonra geriye kalan ince gri toz
The fire left only ash
Ateş sadece kül bıraktı
dişbudak
güçlü odunu olan bir ağaç türü
This table is made of ash
Bu masa dişbudaktan yapılmıştır
hariç
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
yana
bir tarafa veya kenara doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekil
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
uyuyor
uyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
asistan
başka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
güvence vermek
birine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
katılmak
bir etkinlikte veya yerde hazır bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
avukat
hukuksal konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a successful attorney
O başarılı bir avukat
hala veya teyze
ebeveynin kız kardeşi
My aunt lives in London
Halam Londra'da yaşıyor
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
yetki
emir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
otorite
belirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
müsait
kullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
uyanık
uykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
farkında
bir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
berbat
çok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
utandırıcı
rahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
evet
onay bildiren eski veya yöresel söz
He said ay to the request
İsteğe evet dedi
ah
acı veya üzüntü bildiren nida
Ay that hurts a lot
Ah bu çok acıtıyor
evet
evet demek için kullanılır
Aye, captain!
Evet, kaptan!
çekici kişi
genellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
bebeğim
sevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
aniden ayrılmak
bir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
kefalet
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
dengelemek
şeyleri eşit veya sabit hale getirmek
You should balance the weight
Ağırlığı dengelemelisin
dengede tutmak
farklı şeyleri doğru miktarlarda tutmak
I try to balance work and life
İş ve hayatı dengede tutmaya çalışıyorum
denge
şeylerin eşit olduğu durum
The ecosystem is in balance
Ekosistem dengede
dengede durmak
bir şeyin düşmesini engellemek
He can balance on one leg
Tek ayağı üzerinde dengede durabiliyor
grup
birlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
bant
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyenler topluluğu
They started a band in college
Üniversitede bir müzik grubu kurdular
birleşmek
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
perçem
alnın önüne düz kesilmiş saç
She has bangs
Saçında perçem var
seks yapmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They banged
Onlar seks yaptı
vurmak
yüksek sesle bir şeye çarpmak
He banged the table
Masaya vurdu
ev
birinin yaşadığı yer
This is my bang
Burası benim evim
zar zor
çok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
dayandırmak
bir kararın temelini oluşturmak
I base my decision on facts
Kararımı gerçeklere dayandırıyorum
taban
bir şeyi destekleyen alt kısım
The lamp has a heavy base
Lambanın ağır bir tabanı var
temel
bir şeyin ana veya en alt kısmı
This is the base for the soup
Bu, çorbanın temeli
dayalı
bir şeyi temel alan veya ona dayanan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayalı
bir şeyden yola çıkılarak geliştirilen veya oluşturulan
The movie is based on a book
Film bir kitaba dayalıdır
temelli
belirli bir temele veya esasa sahip olan
It is a fact based argument
Bu gerçek temelli bir tartışmadır
merkezli
bir yerde bulunan veya faaliyet gösteren
The company is based in London
Şirket Londra merkezlidir
bodrum
binanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
temel olarak
temel bir şekilde
It is basically a simple plan
Bu temel olarak basit bir plan
levrek
bir tür tatlı su balığı
He caught a big bass
Büyük bir levrek yakaladı
bas
düşük notalar çalan büyük telli bir çalgı
He plays the bass
Bas çalıyor
banyo
yıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
banyo
vücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka