5000 Kelime: 2000 - 3000 Kelimeleri
Kelimeler ve anlamları
1000 kelime
Seviye
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
kötü muamele etmek
birine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
aksan
bir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
yanlışlıkla
istemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
başarmak
bir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
anlaşma
gruplar arasında yapılan resmi uzlaşma
The two countries signed a peace accord
İki ülke bir barış anlaşması imzaladı
başarmak
özellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
etkinlik
yapılan bir şey
Reading is a fun activity
Okumak eğlenceli bir etkinliktir
etkinlik
eğlenmek veya çalışmak için yapılan şey
What is your favorite activity
En sevdiğin etkinlik nedir
etkinlik
insanların vakit geçirmek için yaptığı şeyler
We planned a fun activity for the afternoon
Öğleden sonra için eğlenceli bir etkinlik planladık
faaliyet
bir işin yapılması sırasındaki hareketlilik
There is a lot of activity in the city center
Şehir merkezinde çok faaliyet var
oyuncu
oyunlarda veya filmlerde rol alan kişi
He is a famous actor
O ünlü bir oyuncudur
meraklı
bir şeye çok ilgi duyan veya alışmış kişi
I am a coffee addict
Ben bir kahve tutkunuyum
bağımlı
bir davranışı yapmayı bırakamayan kişi
He is a gambling addict
O bir kumar bağımlısı
madde bağımlısı
uyuşturucu gibi maddeleri kullanmayı bırakamayan kişi
He is a drug addict
O bir uyuşturucu bağımlısı
bağımlı hale getirmek
bir şeye, özellikle zararlı bir maddeye alışkanlık derecesinde ihtiyaç duymasını sağlamak
The drug can addict people quickly
Bu uyuşturucu insanları hızla bağımlı hale getirebilir
hayran olmak
birine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayranlıkla bakmak
bir şeye zevk alarak ve beğenerek bakmak
We stood there to admire the view
Manzarayı hayranlıkla seyretmek için orada durduk
evlat edinmek
bir çocuğu yasal olarak kendi çocuğu olarak kabul etmek
They decided to adopt a child
Bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler
benimsemek
yeni bir tutum veya inancı kabullenmek
They adopted a new approach
Yeni bir yaklaşım benimsediler
sevimli
çok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
macera
alışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
tavsiye etmek
birine öneride bulunmak veya fikir vermek
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
tavsiye etmek
birine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
yol göstermek
birine bir konuda rehberlik etmek
He advised me on how to solve the issue
Sorunu nasıl çözeceğim konusunda bana yol gösterdi
öğüt vermek
birine görüş veya öneri sunmak
She advised them to be careful
Onlara dikkatli olmaları için öğüt verdi
sonra
daha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterward
Akşam yemeği yedik ve sonra yürüyüşe çıktık
ajans
belirli bir hizmet sunan işletme
She works for an advertising agency
Bir reklam ajansında çalışıyor
irade
kendi kararlarını verme gücü
You have the agency to make your own choices
Kendi seçimlerini yapma iraden var
acente
hizmet veren işletme
They work for a travel agency
Bir seyahat acentesinde çalışıyorlar
öhöm
birinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
dikkat sesi
birini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
yardım
destek veya yardım sağlayan şey
The organization provided food aid
Kuruluş gıda yardımı sağladı
nişan almak
bir şeyi belirli bir hedefe doğru yöneltmek
He aimed at the target
Hedefe nişan aldı
amaç
bir kişinin ulaşmak istediği hedef veya niyet
My aim is to learn English
Amacım İngilizce öğrenmek
amaçlamak
birini memnun etmek için bir şeyler yapmaya çalışmak
We aim to please our customers
Müşterilerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz
hava bükücü
kurgusal bir dünyada havayı kontrol edebilen kişi
He is a powerful airbender
O güçlü bir hava bükücü
alkol
insanı sarhoş edebilen içki
He does not drink alcohol
O alkol içmez
alkol
cildi veya nesneleri temizlemek için kullanılan bir sıvı
I cleaned the cut with alcohol
Kesilen yeri alkolle temizledim
suçsuzluk kanıtı
bir suç işlendiğinde başka bir yerde olduğunu kanıtlama
He has a strong alibi
Güçlü bir suçsuzluk kanıtı var
ara sokak
binalar arasında kalan dar sokak
The cat ran down the alley
Kedi ara sokağa doğru koştu
ittifak
ortak bir amaç için kurulan birliktelik
The two countries formed an alliance
İki ülke bir ittifak kurdu
ambulans
hasta insanları hastaneye götüren araç
The ambulance arrived quickly
Ambulans hızlıca geldi
amin
duanın sonunda inancı veya onayı belirtmek için söylenen söz
We said amen after the prayer
Duadan sonra amin dedik
kesinlikle katılıyorum
birinin söylediği ifadeye tamamen katıldığını göstermek için kullanılan söz
Amen to that idea
O fikre kesinlikle katılıyorum
çok eski
oldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
antik
çok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
açı
iki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
bakış açısı
bir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
açı
iki doğrunun birleştiği yerdeki açıklık
This angle is ninety degrees
Bu açı doksan derecedir
ayak bileği
ayağı bacağa bağlayan eklem
I hurt my ankle
Ayak bileğimi incittim
ayak bileği
ayak ile bacak arasındaki eklem
He wore socks up to his ankle
Bileğine kadar çorap giydi
yıldönümü
geçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
yıldönümü
bir olayın geçmişte gerçekleştiği tarih
Today is the anniversary of the war
Bugün savaşın yıldönümü
yıl dönümü
bir olayın anısını yaşatmak için her yıl kutlanan özel gün
We celebrated our wedding anniversary last night
Dün gece evlilik yıl dönümümüzü kutladık
yıl dönümü
bir olayın üzerinden geçen her tam yıl
This year marks the tenth anniversary of the foundation
Bu yıl kuruluşun onuncu yıl dönümü
duyurmak
bir şeyi kamuoyuna bildirmek
They announced the winner
Kazananı duyurdular
açıklamak
bir şeyi resmi olarak insanlara söylemek
The company announced a new plan
Şirket yeni bir plan açıkladı
duyurmak
bir şeyi herkese bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
duyurmak
bir şeyi herkese açıkça bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
duyuru
halka veya bir gruba yapılan resmi bildirim
The school made an announcement
Okul bir duyuru yaptı
duyuru
bir topluluğa yapılan resmi açıklama
The school made an important announcement
Okul önemli bir duyuru yaptı
anonim
ismi bilinmeyen veya belirtilmemiş olan
The letter was anonymous
Mektup anonimdi
anonim
kimliği bilinmeyen
The author of the book is anonymous
Kitabın yazarı anonimdir
herhangi bir zamanda
herhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
cezbetmek
ilgi çekici veya hoş gelmek
This idea appeals to me
Bu fikir bana cazip geliyor
itiraz
bir kararın değiştirilmesi için yapılan resmi başvuru
He filed an appeal
Temyize başvurdu
alkış
onaylamak için el çırpma
The crowd gave loud applause
Kalabalık yüksek sesle alkışladı
elma
New York şehri için kullanılan bir lakap
New York is called the Big Apple
New York'a Büyük Elma denir
elma
kırmızı veya yeşil kabuklu yaygın bir meyve
I eat an apple every day
Her gün bir elma yerim
dükkan
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the apple to buy some milk
Süt almak için dükkana gidiyorum
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
başvuru
bir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
uygulama
bir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
onaylamak
bir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
mimar
binaları tasarlayan kişi
He is a talented architect
O yetenekli bir mimardır
mimar
binaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
şaka mı yapıyorsun
bir duruma karşı şaşkınlık kızgınlık veya inanmazlık ifade etmek
Are you kidding me this is so expensive
Şaka mı yapıyorsun bu çok pahalı
tartışma
insanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
zırh
savaşta giyilen metal koruyucu giysi
The knight wore heavy armor
Şövalye ağır bir zırh giydi
zırhlamak
savunma amacıyla sert bir katmanla kaplamak
The soldiers armored the vehicle
Askerler aracı zırhladı
düzenlemek
şeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
iki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
makale
gazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
her zamanki gibi
her zaman olduğu gibi aynı şekilde
He is late as always
O her zamanki gibi geç kaldı
her zamanki gibi
beklendiği şekilde veya değişmeden
He is as ever very kind
O her zamanki gibi çok nazik
utanmış
utanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
suikastçı
para veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
saldırmak
birine fiziksel olarak saldırmak
He tried to assault the guard
Muhafıza saldırmaya çalıştı
varlık
bir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
The company has many assets
Şirketin birçok varlığı var
iş arkadaşı
birlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
iliştirmek
bir şeyi başka bir şeye tutturmak veya bağlamak
Please attach the photo to the form
Lütfen fotoğrafı forma iliştirin
tutum
bir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
çekmek
birini ilgilendirmek veya bir şeye yönlendirmek
The flowers attract bees
Çiçekler arıları çeker
çekici
görünüşü hoş veya arzulanan
She is very attractive
O çok çekici
huzura kabul
önemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
seçme
oyunculuk veya şarkıcılık yeteneğini ölçmek için yapılan kısa sınav
She has an audition tomorrow
Yarın bir seçmesi var
seçme
bir rolü kapmak için sergilenen kısa performans
I failed my audition for the play
Oyun için girdiğim seçmelerde başarısız oldum
deneme performansı
bir sanatçının yeteneğini test etmek için yaptığı kısa gösteri
The dancer's audition was amazing
Dansçının deneme performansı harikaydı
ototrof
kendi besinini basit maddelerden üretebilen canlı
Plants are autotrophs
Bitkiler ototroftur
ototrof
kendi besinini inorganik maddelerden üreten canlı
Plants are autotrophs
Bitkiler ototroftur
ortalama
normal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalamasını almak
bir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
ödül
başarı karşılığında verilen ödül
She won an award for her painting
Resmi için bir ödül kazandı
ödül vermek
birine başarı karşılığında ödül vermek
They awarded her a prize
Ona bir ödül verdiler
bekâr
evli olmayan erkek
He is a bachelor
O bekârdır
deneyim
belirli bir alanda kazanılan bilgi veya beceri
He has a background in finance
Onun finans alanında bir geçmişi var
köken
bir kişinin ailesi ve geçmiş hayatı
They come from different backgrounds
Farklı kökenlerden geliyorlar
arka plan
bir resmin veya sahnenin arkasında kalan kısım
The mountains are in the background
Dağlar arka planda
bilgilendirmek
birine önemli bilgiler vermek
The manager will background the team on the new project
Müdür yeni proje hakkında ekibi bilgilendirecek
geri geri girmek
bir aracı bir alana park edene kadar geriye doğru hareket ettirmek
I will back into that parking space
O park yerine geri geri gireceğim
geri girmek
bir şeyin içine tekrar girmek
He went back into the room
Odaya geri girdi
geri gitmek
ters yönde hareket etmek
Please back up the car
Lütfen arabayı geri sür
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
geri gitmek
özellikle bir araçla ters yöne doğru ilerlemek
Please back up the car
Lütfen arabayı geri götür
yedeklemek
verileri başka bir yere kopyalamak
I always back up my files
Dosyalarımı her zaman yedeklerim
yedek
asıl olanın bulunmadığı durumlarda kullanılan kişi veya şey
We need a back up if she cannot come
Gelemezse bir yedeğe ihtiyacımız var
geriye doğru
arkaya doğru veya ters yöne
He took a step backward
Geriye doğru bir adım attı
tersine
zıt yönde veya sırada
Can you count backward from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
domuz pastırması
tuzlanmış veya tütsülenmiş domuz eti
I eat bacon for breakfast
Kahvaltıda domuz pastırması yerim
rozet
kim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
çok
çok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
yetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
yem
balıkları veya hayvanları çekmek için kullanılan yiyecek
He used a worm as bait
Yem olarak solucan kullandı
kışkırtmak
birini kasıtlı olarak rahatsız etmek veya sinirlendirmek
He tried to bait me into an argument
Beni tartışmaya kışkırtmaya çalıştı
fırında pişirmek
fırında kuru ısı ile pişirmek
I bake cookies
Kurabiye pişiririm
pişirme
ısı kullanarak yiyecek hazırlama etkinliği
I love to bake
Pişirmeyi severim
kafasını karıştırmak
birinin kafasını çok karıştırmak
That question really baked me
O soru kafamı gerçekten karıştırdı
fırında pişirmek
yiyecekleri fırın kullanarak hazırlamak
She wants to bake some cookies
O biraz kurabiye pişirmek istiyor
şişmek
hacmi artmak veya genişlemek
The costs began to balloon
Maliyetler hızla artmaya başladı
balon
hava veya gazla doldurulmuş esnek torba
She blew up a balloon
Bir balon şişirdi
balon
hava veya gazla doldurulmuş lastik torba
The balloon floated away into the sky
Balon gökyüzüne doğru uçup gitti
muz
uzun ve sarı bir meyve
I like to eat bananas
Muz yemeyi severim
kaçık
aklı başında olmayan veya saçma
He is acting a bit banana
Biraz kaçık davranıyor
anlaşma
iki kişi veya grup arasındaki uzlaşma
We made a bargain
Bir anlaşma yaptık
kelepir
normal fiyatından daha ucuza alınan şey
This car was a real bargain
Bu araba tam bir kelepir
pazarlık etmek
bir anlaşmanın şartlarını tartışmak
We had to bargain for the price
Fiyat için pazarlık etmek zorunda kaldık
ummak
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
He got more than he bargained for
Beklediğinden fazlasını elde etti
ahır
ekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
varil
depolama için kullanılan büyük yuvarlak kap
The wine is in a barrel
Şarap bir varilde
hızla ilerlemek
belirli bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car barreled down the road
Araba yolda hızla ilerledi
namlu
merminin çıktığı silahın uzun metal kısmı
He cleaned the barrel of the gun
Silahın namlusunu temizledi
namlu
mermilerin ateşlendiği silahın uzun metal kısmı
The bullet left the barrel
Mermi namludan çıktı
bar
içecek servis edilen yer
I met my friend at a bar
Arkadaşımla bir barda buluştum
dizeler
müzik veya şiirdeki ölçüler veya bölümler
He wrote some great bars
Harika dizeler yazdı
parmaklıklar
bariyer veya muhafaza oluşturmak için kullanılan uzun ve sert metal parçaları
The lion looked out from behind the bars
Aslan parmaklıkların arkasından dışarı baktı
tatlı dilim
dikdörtgen şeklinde kesilmiş tatlı
These lemon bars are delicious
Bu limonlu tatlı dilimleri çok lezzetli