

Arrow — Season 4 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
696 kelime
Seviye
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
zemin kat
binanın sokak seviyesindeki katı
Our office is on the ground floor
Ofisimiz zemin katta
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
ambulans
Sahnedehasta insanları hastaneye götüren araç
The ambulance arrived quickly
Ambulans hızlıca geldi
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
aptal
sağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
dayatmak
Sahnedeotorite kullanarak bir şeyi zorla kabul ettirmek
He tried to dictate the terms of the agreement
Anlaşmanın şartlarını dayatmaya çalıştı
dikte etmek
otorite kullanarak bir şeyi emretmek
You cannot dictate my life
Hayatıma dikte edemezsin
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri yüksek sesle söylemek
The boss asked me to dictate a letter to his secretary
Patron sekreterine bir mektup dikte etmemi istedi
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri sesli olarak söylemek
The manager dictated the report to her secretary
Müdür raporu sekreterine dikte etti
denetleyici
Sahnedeçalışanları denetleyen kişi
My supervisor is very helpful
Denetleyicim çok yardımsever
acele et
bir işi çabuk yapmak
Move it and get in the car
Acele et ve arabaya bin
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
taraftarı olmak
birini veya bir şeyi desteklemek
I am in favor of the new law
Yeni yasanın taraftarıyım
potansiyel
Sahnedegelecekte gerçekleşmesi veya var olması mümkün olan
There is a potential problem
Potansiyel bir sorun var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
farklı bir şekilde
Sahnedeaynı şekilde değil, başka bir biçimde
We think differently
Farklı düşünüyoruz
koruyucu
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutan
She is protective of her children
Çocuklarını çok korur
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
ön cam
Sahnedebir aracın ön kısmındaki cam
The windshield is dirty
Ön cam kirli
ön cam
bir aracın ön penceresi
A stone hit the windshield
Ön cama bir taş çarptı
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
eksik olmak
Sahnedegerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
iç karartıcı
Sahnedebirini çok üzgün veya umutsuz hissettiren
This weather is very depressing
Bu hava çok iç karartıcı
akılda kalıcı
Sahnedekolayca hatırlanan veya tanınan
The song has a catchy melody
Şarkının akılda kalıcı bir melodisi var
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeengelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
diploma
Sahnedeeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
katlanmak
rahatsız edici bir şeye tahammül etmek
I cannot put up with this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
misafir
Sahnedesizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
holding
Sahnedebirçok küçük şirketten oluşan büyük şirket
The company grew into a global conglomerate
Şirket küresel bir holdinge dönüştü
kabul etmek
bir teklifi veya meydan okumayı kabul etmek
I will take up the offer
Teklifi kabul edeceğim
gündeme getirmek
bir konuyu tartışmak için ortaya atmak
I will take this up with my boss
Bu konuyu patronumla görüşeceğim
kaplamak
bir alanı veya zamanı doldurmak
The sofa takes up too much space
Kanepe çok fazla yer kaplıyor
sökmek
bir şeyi yerinden kaldırıp çıkarmak
They took up the old carpet
Eski halıyı söktüler
başlamak
yeni bir hobiye veya aktiviteye başlamak
I will take up tennis next week
Gelecek hafta tenise başlayacağım
ince
Sahnedebelirgin olmayan veya fark edilmesi zor olan
There is a subtle difference between the two
İkisi arasında ince bir fark var
durmak
Sahnedehareket etmeyi bırakmak veya durdurmak
The train came to a sudden halt
Tren aniden durdu
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
boş
Sahnededolu olmayan veya işgal edilmemiş
The room is vacant
Oda boş
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
televizyon
Sahnedeyayın sinyallerini alan ve hareketli görüntüler gösteren cihaz
I bought a new TV
Yeni bir televizyon aldım
televizyon
hareketli görüntü ve ses ileten sistem
I saw it on TV
Onu televizyonda gördüm
televizyon
programlar ve filmler gösteren cihaz
We watch TV every evening
Her akşam televizyon izleriz
iğnelik
iğne ve toplu iğneleri üzerine batırıp saklamaya yarayan küçük yastık
She stuck the pin into the pincushion
İğneyi iğneliğe batırdı
yeterlilik kazandırmak
Sahnedebirine bir şey için gerekli becerileri veya şartları sağlamak
This training will qualify you for the job
Bu eğitim sizi iş için yeterli kılacak
sayılmak
bir şey olarak kabul edilmek
This does not qualify as a success
Bu bir başarı sayılmaz
hak kazanmak
gerekli şartları veya nitelikleri taşımak
He qualifies for the loan
Kredi için gerekli şartları sağlıyor
hak kazanmak
bir şeye dahil olma hakkına sahip olmak
You need experience to qualify for this position
Bu pozisyona hak kazanmak için deneyime ihtiyacın var
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
sonuçlandırmak
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
The meeting concluded at noon
Toplantı öğlen sona erdi
karara varmak
bir konu üzerinde düşünerek karara ulaşmak
We concluded that the plan was good
Planın iyi olduğuna karar verdik
renk
Sahnedekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
renk
ışığın nesnelerden yansımasıyla oluşan görüntü
Her favorite color is blue
En sevdiği renk mavidir
kurmak
Sahnedebir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
kanıtlamak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
zahmete değer
Sahnedeharcanan zamana veya çabaya değen
It was a worthwhile experience for everyone
Herkes için zahmete değer bir deneyimdi
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
kesinti
Sahnedetoplamdan çıkarılan para miktarı
There was a deduction from my salary
Maaşımdan bir kesinti yapıldı
çıkarım
dikkatlice düşünerek bir sonuca varma süreci
His deduction was based on a small clue
Çıkarımı küçük bir ipucuna dayanıyordu
koruma
Sahnedebirini korumak için tutulan kişi
He has a professional bodyguard
Onun profesyonel bir koruması var
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
gölge
Sahnedeışığın engellenmesiyle oluşan karanlık alan
The tree casts a long shadow
Ağaç uzun bir gölge oluşturur
far
göz kapaklarına sürülen renkli toz makyaj malzemesi
She is wearing blue eye shadow
Mavi göz farı sürüyor
takip etmek
birinin yaptığı işi öğrenmek için onu yakından izlemek
I will shadow the manager to learn the job
İşi öğrenmek için müdürü takip edeceğim
elden çıkarmak
bir eşyayı vermek veya satmak
I cannot part with my old car
Eski arabamı elden çıkaramam
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
şirket
Sahnedebüyük bir ticari organizasyon
He works for a large corporation
Büyük bir şirkette çalışıyor
şirket
büyük bir ticari kuruluş
He works for a large corporation
O büyük bir şirkette çalışıyor
aşırıya kaçmak
bir şeyi olması gerekenden daha fazla yapmak
You should not go overboard with the party decorations
Parti süslemeleri konusunda aşırıya kaçmamalısın
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
kaçırmak
Sahnedebirini zorla alıp götürmek
The criminals tried to abduct the child
Suçlular çocuğu kaçırmaya çalıştı
savunmasız
Sahnedekolayca zarar görebilen veya incinebilen
Small animals are vulnerable to predators
Küçük hayvanlar avcılara karşı savunmasızdır
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
kendini koruma
kendini bir saldırıdan koruma eylemi
She is taking a self defense class
Kendini koruma dersi alıyor
kendini savunma
bir saldırıya karşı kişinin kendi güvenliğini sağlama eylemi
They practiced self defense techniques
Kendini savunma teknikleri çalıştılar
sorumlu
kontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
algoritma
Sahnedebir problemi çözmek veya bir görevi yerine getirmek için izlenen işlem basamakları
The computer uses an algorithm to sort the data
Bilgisayar, verileri sıralamak için bir algoritma kullanır
algoritma
bir problemi çözmek veya bir görevi yerine getirmek için izlenen adım adım yöntem
The computer uses an algorithm to sort the list
Bilgisayar listeyi sıralamak için bir algoritma kullanıyor
teknik
Sahnedebir şeyi yapmak için kullanılan özel yöntem
She has a great painting technique
Onun harika bir resim tekniği var
iyi geceler
ayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
heyecanlı
Sahnedeçok mutlu ve istekli hissetmek
She is excited to meet you
Seninle tanışacağı için heyecanlı
heyecanlı
bir şey hakkında çok mutlu ve coşkulu hissetmek
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
heyecanlı
çok mutlu veya istekli hissetme durumu
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor