

Arrow — Season 7 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
623 kelime
Seviye
zorlama
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakma
He is forcing me to go
Gitmem için beni zorluyor
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
sıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
sıradan
özel veya sıra dışı olmayan
It is a common mistake
Bu sıradan bir hata
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
koruma
Sahnedebirini korumak için tutulan kişi
He has a professional bodyguard
Onun profesyonel bir koruması var
koruma
birini tehlikeden korumak için tutulan kişi
The celebrity hired a bodyguard
Ünlü bir koruma tuttu
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
vazgeçmek
Sahnededenemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
ümidini kesmek
birinin gelişeceğine veya bir şeyin başarılı olacağına dair umudunu yitirmek
Do not give up on your dreams
Hayallerinden ümidini kesme
ümidi kesmek
birine veya bir şeye yardım etme ya da onu değiştirme çabasına son vermek
I will not give up on you
Senden ümidi kesmeyeceğim
durdurmak
Sahnedebir şeyin hareketini veya işlemini kesmek
You should freeze the screen here
Ekranı burada durdurmalısın
donmak
soğuk nedeniyle katılaşmak
Water freezes at 0 degrees
Su sıfır derecede donar
donmak
sıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
çok üşümek
aşırı derecede soğuk hissetmek
I am freezing in this room
Bu odada çok üşüyorum
dışlamak
birini gruptan bilerek uzak tutmak
They decided to freeze him out of the project
Onu projeden dışlamaya karar verdiler
dondurmak
bir sıvıyı soğutarak katı hale getirmek
I will freeze the orange juice
Portakal suyunu donduracağım
beyin donması
soğuk gıdaları hızlıca yerken oluşan ani baş ağrısı
Eating ice cream too fast causes brain freeze
Çok hızlı dondurma yemek beyin donmasına sebep olur
dondurarak saklamak
yiyeceği taze tutmak için çok soğukta bekletmek
We should freeze the leftover meat
Artan eti dondurarak saklamalıyız
donakalmak
hareket etmeyi bırakıp olduğu yerde kalmak
She froze when she saw the spider
Örümceği görünce donakaldı
buz tutmak
soğuk etkisiyle sıvının katılaşması
The pond will freeze in winter
Göl kışın buz tutar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
içerik akışı
Sahnedesürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
beslemek
Sahnedebir canlıyı düzenli olarak yedirmek
It is time to feed the cat
Kediyi besleme zamanı
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
hayvanlar için verilen yiyecek
The farmer gave some feed to the cows
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
beslenmek
gıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
beslemek
birine veya bir şeye yemek vermek
I feed my dog every morning
Köpeğimi her sabah beslerim
yerleştirmek
bir makineye malzeme sokmak
Feed the paper into the printer
Kağıdı yazıcıya yerleştirin
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
yazık
üzücü veya pişmanlık verici durum
It is a shame that you cannot come
Gelemeyecek olman ne yazık
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
utandırmak
birinin kendini mahcup veya aptal hissetmesine yol açmak
He shamed her in front of everyone
Herkesin önünde onu utandırdı
utanmazlık
kötü bir şey yaptığında utanmama durumu
He felt no shame after stealing
Çaldıktan sonra hiç utanç duymadı
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
algoritma
Sahnedebir problemi çözmek veya bir görevi yerine getirmek için izlenen işlem basamakları
The computer uses an algorithm to sort the data
Bilgisayar, verileri sıralamak için bir algoritma kullanır
algoritma
bir problemi çözmek veya bir görevi yerine getirmek için izlenen adım adım yöntem
The computer uses an algorithm to sort the list
Bilgisayar listeyi sıralamak için bir algoritma kullanıyor
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
dikiş
Sahnedeciltteki bir kesiği kapatmak için kullanılan ip
The doctor put in five stitches
Doktor beş dikiş attı
yan ağrısı
vücudun yan tarafında hissedilen keskin ağrı
I have a stitch in my side
Yanım ağrıyor
cerrahi dikiş
bir yarayı kapatmak için kullanılan küçük ip
The wound needs a stitch
Yaranın dikişe ihtiyacı var
dikmek
iğne ve iplik kullanarak kumaşı birleştirmek
She needs to stitch the torn pocket
Yırtık cebi dikmesi gerekiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
koltuk
bir grupta veya organizasyonda özellikle mecliste veya konseyde ayrılan yer
He won a seat in parliament
Parlamentoda bir koltuk kazandı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
fark etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
yer
belirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
çalışmak
Sahnedebir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
uğraşmak
bir şeyi zaman içinde elde etmeye çalışmak
He is working for his goals
Hedefleri için uğraşıyor
gayret etmek
bir şeyi başarmak için çok çaba harcamak
We must work for peace
Barış için gayret etmeliyiz
etkileşime girmek
Sahnedeberaber çalışmak veya bağlantı kurmak
We need to interface with the other team
Diğer ekiple etkileşime girmemiz gerekiyor
arayüz
iki sistemin buluşup etkileşime girdiği nokta
The software has a simple interface
Yazılımın basit bir arayüzü var
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
berbat etmek
Sahnedebir şeyi hata yaparak bozmak veya mahvetmek
I really don't want to screw it up
Bunu gerçekten berbat etmek istemiyorum
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
yöntem
bir şeyi gerçekleştirme yolu
The company has a new plan
Şirketin yeni bir yöntemi var
niyet
bir şeyi yapma kararı
My plan is to work tomorrow
Niyetim yarın çalışmak
kroki
bir yerin düzenini gösteren çizim
I drew a plan of the room
Odanın krokisini çizdim
tasarı
bir şeyi yapma fikri
They had a secret plan
Gizli bir tasarıları vardı
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
ihtar
bir şeyi hemen yapmaya yönelik istek veya işaret
The eviction notice was on the door
Tahliye ihtarı kapıdaydı
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I noticed a small mistake
Küçük bir hata fark ettim
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
patika
Sahnedeyürüyüş için kullanılan dar yol
We walked along the narrow path
Dar patika boyunca yürüdük
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
aptal
Sahnedezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
She was born deaf and dumb
O sağır ve dilsiz doğdu
haksızca
Sahnedehakkaniyete aykırı veya adaletsiz bir şekilde
He was treated unfairly
Ona haksızca davranıldı
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
mahvetmek
Sahnedebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
başlamak
bir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
yaklaşıyor olmak
belirli bir yaşa gelmek üzere olmak
She is going on twenty
Yirmi yaşına yaklaşıyor
harcanmak
para veya zamanın bir şey için kullanılması
Most of my money goes on rent
Paramın çoğu kiraya harcanıyor
dırdır etmek
bir şey hakkında rahatsız edici şekilde uzun süre konuşmak
He keeps going on about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
flört etmek
biriyle romantik bir şekilde buluşmaya gitmek
They have been going on dates lately
Son zamanlarda flört ediyorlar
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
yer almak
bir faaliyetin parçası olmak
Many people went on the protest
Protestoda birçok kişi yer aldı
sahneye çıkmak
bir gösteri veya etkinlikte görünmek
The band will go on at nine
Grup saat dokuzda sahneye çıkacak
kullanmaya başlamak
düzenli olarak ilaç almaya başlamak
The doctor told me to go on this medication
Doktor bu ilacı kullanmaya başlamamı söyledi
dahil olmak
bir aktiviteye veya geziye katılmak
We decided to go on the trip together
Geziye birlikte dahil olmaya karar verdik
iştirak etmek
bir organizasyon veya etkinliğe katılmak
She will go on the marathon next week
Gelecek hafta maratona iştirak edecek
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
devamlı konuşmak
hiç durmadan uzun süre konuşmaya devam etmek
She went on for an hour about the movie
Film hakkında bir saat devamlı konuştu
tekrar tekrar anlatmak
bir şeyi sürekli yineleyerek konuşmak
He went on about his childhood again
Çocukluğunu tekrar tekrar anlattı
devam etmek
bir işi veya etkinliği sürdürmek
We must go on with our work
İşimizi devam ettirmeliyiz
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
sinirlendirmek
birini kızdırmak veya huzursuz etmek
His behavior upset everyone
Davranışları herkesi sinirlendirdi
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra kendini üzgün hissetti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
kilitlemek
Sahnedebirini bir yerin içinde tutmak
He locked me in the room
Beni odaya kilitledi
kesinleştirmek
bir kararı veya seçimi kesin olarak belirlemek
Lock in your final answer
Son cevabını kesinleştir
bağlanma
bir plana veya karara sadık kalma zorunluluğu
The new contract includes a lock in
Yeni sözleşme bir bağlanma süresi içeriyor
kapalı kapı eğlencesi
insanların bir süre mekanda kilitli kaldığı sosyal etkinlik
The bar hosted a lock in for regulars
Bar müdavimler için kapalı kapı eğlencesi düzenledi
odaklanmak
bir işe tamamen yoğunlaşmak ve konsantre olmak
He is locked in on his work
O işine odaklanmış durumda
sabitlemek
bir anlaşmayı veya fiyatı değişmeyecek şekilde kesinleştirmek
We locked in a lower price
Daha düşük bir fiyatı sabitledik
içeri kapatmak
Birini bir yerde tutarak çıkmasını engellemek
They locked the dog in the garage
Köpeği garajın içinde kilitlediler
sabitlemek
Bir şeyi hareket edemeyecek şekilde tutturmak
You must lock in the heavy metal frame
Ağır metal çerçeveyi sabitlemelisiniz
kanarya
Sahnedeşarkı söyleyen küçük sarı bir kuş
The canary sings beautifully
Kanarya güzel şarkı söyler
bakmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
sevmek
bir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
eskiden yapardı
Sahnedegeçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışkın
deneyim veya alışkanlık yoluyla bir şeye aşina olma
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
alışkın olmak
bir durumu çok kez yaşadığın için ona aşina olmak
I am used to living alone
Yalnız yaşamaya alışkınım
algılayıcı
Sahnedefiziksel değişimleri algılayan cihaz
The sensor detects the movement
Algılayıcı hareketi algılar
sensör
bir şeyi algılayan veya ölçen araç
The sensor detects movement
Sensör hareketi algılar
hükümet
Sahnedebir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
yönetim
bir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
deniz aşırı
Sahnedekıyıdan uzakta veya yabancı bir ülkede bulunan
The company has offshore accounts
Şirketin deniz aşırı hesapları var
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
etkilemek
birinin duyguları veya ruh hali üzerinde etki yaratmak
The sad song let me feel nostalgic
Hüzünlü şarkı beni nostaljik hissettirdi
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let me go home
Lütfen eve gitmeme izin ver
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanları güldürmek veya ciddiye alınmaması gereken bir durumu ifade etmek için söylenen söz
I was just making a joke
Sadece şaka yapıyordum
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
kapı eşiği
Sahnedebir binanın ön kapısının hemen dışındaki alan
He stood on the doorstep
Kapı eşiğinde durdu
ölüm eşiği
birinin ölmeye çok yakın olması
He was at death's doorstep
O ölümün eşiğindeydi
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
karar vermek
Sahnedebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
karar vermek
bir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
kararlaştırmak
bir şey üzerinde anlaşmaya varmak
We decided the time of the meeting
Toplantının zamanını kararlaştırdık
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
uyuşturucu satıcısı
Sahnedeyasa dışı uyuşturucu maddelerin satışını yapan kişi
The police arrested the drug dealer
Polis uyuşturucu satıcısını tutukladı
göz kulak olmak
Sahnedebirini korumak veya güvenliğini sağlamak
He looks out for his sister
Kız kardeşine göz kulak olur
dikkat etmek
bir şeyin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için çevreye bakmak
Look out for cars when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
dikkat etmek
birinin güvende kalması için dikkat etmek
Look out for traffic when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken trafiğe dikkat et
kollamak
birini veya bir şeyi koruyup gözetmek
She always looks out for her little brother
O her zaman küçük erkek kardeşini kollar
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
lehtar
Sahnedebaşkasından para veya yardım alan kimse
She is the sole beneficiary of his estate
O mirasının tek lehtarıdır
yararlanıcı
bir şeyden avantaj veya para sağlayan kişi
They are the beneficiaries of the new tax policy
Onlar yeni vergi politikasının yararlanıcılarıdır
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
yazı
gazete veya dergideki kısa metin
He wrote a piece for the paper
Gazete için bir yazı yazdı
eser
tek bir sanat çalışması
This is a beautiful piece of art
Bu güzel bir sanat eseri
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
parça
bir şeyin küçük bir bölümü
She ate a piece of cake
Bir parça kek yedi
sayın
Sahnedemektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
çevrelemek
Sahnedebir şeyin her tarafını sarmak
The walls surround the city
Duvarlar şehri çevreler
ağır suçlu
Sahnedeağır bir suç işlemiş kişi
He is a convicted felon
O, hüküm giymiş bir ağır suçludur
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
affedilemez
Sahnedebağışlanması mümkün olmayan
His betrayal was unforgivable
Onun ihaneti affedilemezdi
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
katil
Sahnedebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere kullanmak
Do not waste your time
Zamanını boşa harcama
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
mektup
birine gönderilen yazılı mesaj
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
mükemmel
Sahnedebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
The train will arrive shortly
Tren yakında varacak