Avatar: The Last Airbender — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
314 kelime
Seviye
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
araçların ve insanların seyahat ettiği döşeli geçit
The road is very long
Yol çok uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
tuzaklanmış
patlayıcı yerleştirilerek hazırlanan
The soldier found a booby trapped box
Asker tuzaklanmış bir kutu buldu
sabote edilmiş
zarar vermek için gizli düzenek kurulan
They realized the device was booby trapped
Cihazın sabote edildiğini fark ettiler
tuzaklanmış
gizli bir tehlikeli düzenekle donatılmış
The abandoned house was booby trapped
Terk edilmiş ev tuzaklanmıştı
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
bozulmuş
Sahnedeartık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
kırık
hasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
israf etmek
Sahnedebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
kız torun
Sahnedeoğlunuzun veya kızınızın kızı
She is my granddaughter
O benim kız torunum
kız torun
çocuğun kızı
She has a granddaughter
Onun bir kız torunu var
kız torun
birinin oğlu veya kızından olan kız çocuk
Her granddaughter looks like her
Kız torunu ona benziyor
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
şimşek
Sahnedegökyüzünde aniden beliren parlak ışık
A bolt of lightning flashed across the sky
Bir şimşek gökyüzünü aydınlattı
cıvata
parçaları birleştirmek için kullanılan metal pim
The bolt is too small
Cıvata çok küçük
fırlayıp kaçmak
aniden ve hızla uzaklaşmak
The horse bolted from the stable
At ahırdan fırlayıp kaçtı
arbalet oku
arbalet ile fırlatılan kısa ve kalın bir ok
He fired a bolt from his crossbow
Arbaletinden bir ok fırlattı
krallık
Sahnedebir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke
The United Kingdom is an island nation
Birleşik Krallık bir ada ülkesidir
diyar
bir kral veya kraliçe tarafından yönetilen bölge veya alan
He ruled over a vast kingdom
Geniş bir diyarı yönetti
yeniden doğmuş
Sahnedetekrar dünyaya gelmiş veya tamamen yenilenmiş
He felt reborn after the vacation
Tatilden sonra yeniden doğmuş gibi hissetti
tatbikat
Sahnedeacil durumlar için yapılan uygulama çalışması
We have a fire drill today
Bugün yangın tatbikatımız var
matkap
delik açmak için kullanılan alet
He used a drill to make a hole
Delik açmak için matkap kullandı
sorguya çekmek
birine art arda çok soru sormak
The teacher drilled the students with questions
Öğretmen öğrencileri sorularla sorguya çekti
delmek
bir alet kullanarak bir nesnede delik açmak
He will drill a hole in the wall
Duvara bir delik açacak
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
heyecanlı
Sahnedeçok mutlu ve istekli hissetmek
She is excited to meet you
Seninle tanışacağı için heyecanlı
heyecanlı
bir şey hakkında çok mutlu ve coşkulu hissetmek
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
heyecanlı
çok mutlu veya istekli hissetme durumu
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
büyük büyükbaba
büyükbabanın veya büyükannenin babası
My great grandfather lived in Istanbul
Büyük büyükbabam İstanbul'da yaşadı
büyük dede
dedenin babası
My great grandfather lived here
Büyük dedem burada yaşadı
yatmak
uyumak için yatağa girmek
I go to bed at ten
Saat onda yatarım
casus
Sahnedegizlice bilgi toplayan kişi
He is a spy
O bir casus
gözetlemek
bir şeyi gizlice görmek
I spied a bird in the tree
Ağaçta bir kuş gördüm
gözetlemek
birini veya bir şeyi gizlice izlemek
He was spying on his neighbor
Komşusunu gözetliyordu
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
bırakmak
tutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
yüzyıl
Sahnedeyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
It happened a century ago
Bu bir yüzyıl önce oldu
yüzyıllar
yüz yıllık dönemler
It has taken centuries to build
İnşası yüzyıllar sürdü
Yüzyıl
100 yıllık bir dönem
We live in the twenty first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
delilik
Sahnedeakıl sağlığını yitirme veya çok aptalca olma durumu
This is pure madness
Bu tam bir delilik
hazırlanmak
bir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
hava bükme
Sahnedezihin gücüyle havayı yönetebilme kurgusal yeteneği
Aang is learning airbending
Aang hava bükme öğreniyor
hava bükücülük
Sahnedebükme sanatını kullanarak havayı kontrol etme becerisi
Airbending is one of four elements
Hava bükücülük dört elementten biridir
hoş
Sahnedehoş veya keyifli olan
The weather is very pleasant today
Bugün hava çok hoş
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
kızak kayma
Sahnedekızakla kar üzerinde kayma etkinliği
We love sledding in winter
Kışın kızakla kaymayı severiz
kızakla kaymak
kar üzerinde bir araçla kayarak ilerlemek
We are sledding down the hill
Tepeden aşağı kızakla kayıyoruz
kızak kayma
kızak kullanarak karda yapılan eğlenceli kış aktivitesi
Sledding is a fun winter activity
Kızak kayma eğlenceli bir kış aktivitesidir
ışın
Sahnedebir ışık çizgisi
A beam of sunlight hit the floor
Bir güneş ışını yere vurdu
ışıldamak
çok mutlu veya gururlu bir şekilde gülümsemek
She beamed with joy
Sevinçle ışıldadı
kiriş
inşaatta kullanılan uzun ve ağır ahşap veya metal parça
The steel beam supports the roof
Çelik kiriş çatıyı destekliyor
ışınlamak
bir enerji ışınıyla bir yerden başka bir yere taşımak
They can beam the crew to the planet
Mürettebatı gezegene ışınlayabilirler
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
çevik
Sahnedehızlı ve kolay hareket edebilen
The agile cat jumped over the fence
Çevik kedi çitin üzerinden atladı
ateş kontrolcüsü
Sahnedezihniyle ateşi yönlendirebilen kişi
The fantasy hero is a firebender
Fantastik kahraman bir ateş kontrolcüsüdür
ateş bükücü
Avatar Son Hava Bükücü evreninde ateşi kontrol edebilen kişi
Zuko is a powerful firebender
Zuko güçlü bir ateş bükücüdür
rahat bırakmamak
Sahnedesürekli sıkıntı veya endişe vermek
The memory of the accident haunts him
Kazanın anısı onu rahat bırakmıyor
musallat olmak
bir yere hayalet olarak gelmek
Ghosts haunt this old house
Hayaletler bu eski eve musallat olur
uğrak yeri
birinin eğlenmek veya sosyalleşmek için sık sık gittiği yer
This cafe is a popular haunt for local students
Bu kafe yerel öğrenciler için popüler bir uğrak yeridir
lezzetli
Sahnedeyemeğin tadının güzel olduğunu ifade eder
Yum! This cake is great
Mmm! Bu kek harika
lezzetli
çok iyi bir tada sahip
This cake is yum
Bu kek çok lezzetli
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
ayrılmak
bir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
penguen
Sahnedeuçamayan siyah beyaz bir deniz kuşu
The penguin lives in Antarctica
Penguen Antarktika'da yaşar
penguen
Sahnedesoğuk bölgelerde yaşayan uçamayan siyah beyaz bir kuş
I saw a cute penguin at the zoo
Hayvanat bahçesinde sevimli bir penguen gördüm
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
yenmek
Sahnedebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
su bükmek
Sahnedebükme yeteneklerini kullanarak suyu kontrol etmek veya hareket ettirmek
The character can waterbend to create a shield
Karakter bir kalkan oluşturmak için su bükebilir
bıçaklamak
Sahnedekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
saplamak
Sahnedekeskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
kültür
Sahnedebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
bizon
Sahnedeboynuzlu ineğe benzeyen büyük yabani bir hayvan
The bison is a large animal
Bizon büyük bir hayvandır
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
su bükücü
Sahnedekurgusal bir dünyada suyu yöneten karakter
Katara is a powerful waterbender
Katara güçlü bir su bükücüdür
su bükücü
Sahnedebüyü kullanarak suyu kontrol edebilen kişi
The waterbender used magic to create a wave
Su bükücü dalga yaratmak için büyü kullandı
su bükücü
zihniyle suyu kontrol edebilen kişi
A waterbender moves water with gestures
Su bükücü suyu hareketlerle yönlendirir
su bükücü
suyu yönlendirme yeteneğine sahip kimse
Every waterbender has a special gift
Her su bükücünün özel bir yeteneği vardır
gözlemlemek
Sahnedebir şeyi öğrenmek için dikkatle izlemek
She observed the birds
Kuşları gözlemledi
uymak
bir kurala veya söze göre hareket etmek
Drivers must observe the traffic rules
Sürücüler trafik kurallarına uymalıdır.
fark etmek
bir şeyin farkına varmak
I observed a small change in the plan
Plandaki küçük bir değişikliği fark ettim
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
ürkütücü
Sahnedekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
sihirli değnek
Sahnedebüyü yaparken kullanılan ince çubuk
The wizard waved his magic wand
Büyücü sihirli değneğini salladı