Avatar: The Last Airbender — 1. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
359 kelime
Seviye
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
vizon
Sahnedeyumuşak kürklü küçük bir hayvan
The mink has soft fur
Vizonun yumuşak kürkü vardır
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
ateş bükmek
Sahnedebüyü veya bükme yeteneği ile ateş yaratmak ya da kontrol etmek
He can firebend with his hands
Elleriyle ateş bükebiliyor
vahşet
Sahnedeaşırı zalimce davranış biçimi
The reports described the savagery of the attack
Raporlar saldırının vahşetini anlatıyordu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
girmek
Sahnedebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
karşılaşmak
beklenmedik bir durumla yüz yüze gelmek
I walked into a serious problem
Ciddi bir sorunla karşılaştım
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
takılmak
Sahnedeeğlenmek için vakit geçirmek
They are just messing around
Sadece takılıyorlar
takılmak
birine şakacı veya sinir bozucu bir şekilde davranmak
He likes to mess around with his friends
Arkadaşlarına takılmayı sever
ciddiyetsiz davranmak
saçma veya oyunbaz bir şekilde hareket etmek
Stop messing around and finish your work
Ciddiyetsiz davranmayı bırak ve işini bitir
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
iyileşme
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelme süreci
Healing takes time
İyileşme zaman alır
iyileşme
sağlıklı duruma geri dönme süreci
The wound is healing fast
Yara hızla iyileşiyor
iyileştirme
birini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The medicine is healing the wound
İlaç yarayı iyileştiriyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
odaklanmak
Sahnedetüm dikkatini bir şeye vermek
I need to concentrate on my homework
Ödevime odaklanmam gerekiyor
vatandaş
Sahnedebir ülkeye yasal bağı olan kişi
He is a citizen of this country
O, bu ülkenin bir vatandaşı
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
odaklanmak
Sahnedebir şeye tüm dikkatini vermek
She is concentrating on her homework
O ödevine odaklanıyor
girmek
Sahnedebir yere veya duruma doğru ilerlemek
We headed into the forest
Ormana girdik
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
okyanus
Sahnedeçok büyük tuzlu su alanı
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
gözden uzak
Sahnedegörünür olmayan
He stayed out of sight
Gözden uzak durdu
müthiş
son derece iyi veya etkileyici
The new performance was out of sight
Yeni performans müthişti
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yavaşça kaybolmak
Sahnedeyavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
sessizce uzaklaşmak
kimseye görünmeden sessizce gitmek
We decided to slip away early from the party
Partiden erkenden sessizce uzaklaşmaya karar verdik
infaz
Sahnedebirinin ceza veya cinayet yoluyla öldürülmesi
The criminal faced execution
Suçlu infazla karşı karşıya kaldı
uygulama
bir planın veya görevin yerine getirilmesi
The execution of the plan was perfect
Planın uygulanması mükemmeldi
patika
Sahnedeyürüyüş için kullanılan dar yol
We walked along the narrow path
Dar patika boyunca yürüdük
yol
bir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yaprak
Sahnedebitkilerin ve ağaçların yassı yeşil kısmı
Many leaves fall from the tree in autumn
Sonbaharda ağaçtan çok sayıda yaprak dökülür
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden uzaklaşmak
I will leave now
Şimdi ayrılacağım
tabaka
bir maddenin çok ince ve düz parçası
He used a thin leaf of gold for decoration
Süsleme için ince bir altın tabaka kullandı
yok olmak
Sahnedeaniden ortadan kaybolmak
The mist vanished quickly
Sis hızla yok oldu
parmak ucu
Sahnedeparmağın uç kısmındaki yumuşak bölüm
Touch the screen with your fingertip
Ekrana parmak ucunla dokun
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
gürültü çıkarmak
Sahnedeani ve yüksek sesler oluşturmak
The fireworks went off loudly
Havai fişekler yüksek sesle gürültü çıkardı
ayrılmak
bir yerden ayrılmak veya gitmek
He went off to work
İşe gitti
sert çıkışmak
birine öfkeyle bağırmak veya şikayet etmek
He went off on me for being late
Geç kaldığım için bana sert çıktı
sapmak
belirlenmiş bir plandan veya yoldan uzaklaşmak
We decided to go off the plan
Plandan sapmaya karar verdik
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
hava bükücülük
Sahnedebükme sanatını kullanarak havayı kontrol etme becerisi
Airbending is one of four elements
Hava bükücülük dört elementten biridir
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
su kabilesi
Sahnedeortak geleneklere ve liderlere sahip topluluk
The Water Tribe lives near the ocean
Su kabilesi okyanusun yakınında yaşar
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
başparmak
Sahnedeelin yan tarafındaki kısa ve kalın parmak
He hurt his thumb
Başparmağını incitti
baş parmak işareti
baş parmak ile yapılan kaba bir jest
He made a rude thumb gesture
O kaba bir baş parmak işareti yaptı
hâkimiyet
birinin üzerinde kurulan güç veya otorite
He is under his boss's thumb
O patronunun hâkimiyeti altında
konuşma
Sahnedefikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
konuşma
düşünceleri ifade etmek veya iletişim kurmak için kelimeler söyleme
She started talking at a young age
O küçük yaşta konuşmaya başladı
ham
Sahnedeişlenmemiş veya doğal durumunda olan
They use raw materials for production
Üretim için ham madde kullanıyorlar
Raw
1987 yapımı Eddie Murphy standup komedi filmi
Eddie Murphy released a comedy special called Raw
Eddie Murphy Raw adında bir komedi gösterisi yayınladı
tahriş olmuş
sürtünme veya tahriş nedeniyle kızarmış ve acı veren
His skin is raw from the cold
Soğuktan cildi tahriş olmuş
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
darbe
Sahnedebir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
mahvetmek
bir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
çok uzun zaman önce
Sahnedeçok eski bir zamanda
I lived there a long time ago
Çok uzun zaman önce orada yaşadım
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
yakalamak
Sahnedebir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
kaydetmek
bir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
etkilemek
birinin ilgisini veya beğenisini kazanmak
Her smile captured his heart
Gülümsemesi onun kalbini kazandı
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
insanlar
Sahnedeözellikle aile veya arkadaşlar olan bir grup insan
Some folks like to travel
Bazı insanlar seyahat etmeyi sever
aile üyeleri
bir ailedeki kişiler
My folks live in New York
Ailem New York'ta yaşıyor
anne baba
anne ve baba için kullanılan gayriresmi kelime
I need to call my folks
Anne babamı aramam lazım
hokkabaz
Sahnedegösteri amaçlı nesneleri havada çeviren kişi
The jugglers performed at the circus
Hokkabazlar sirkte gösteri yaptı
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
gönüllü
Sahnedeücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
gönüllü olmak
bir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
daha geniş
Sahnedeiki kenarı arasında daha fazla mesafe bulunan
This road is wider than the other one
Bu yol diğerinden daha geniş
daha geniş
normalden daha büyük genişliğe sahip
Open your mouth wider
Ağzını daha geniş aç
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
rütbe
Sahnedebir grup içindeki seviye veya konum
He holds a high rank in the army
Orduda yüksek bir rütbeye sahip
ağır kokulu
çok kötü kokan
The room had a rank smell
Odada ağır bir koku vardı
sıralamak
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
The teacher ranked the students by height
Öğretmen öğrencileri boylarına göre sıraladı