

Beauty in Black — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
301 kelime
Seviye
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
kağıt
üzerine yazı yazılan ince malzeme
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kötü bir şekilde
Sahnedeiyi olmayan bir biçimde
He speaks English poorly
İngilizceyi kötü konuşuyor
rahatsız
sağlığı yerinde olmayan
He has been feeling poorly lately
Son zamanlarda kendini rahatsız hissediyor
gerizekalı
Sahnedeakıllı olmayan biri için kullanılan çok kaba bir kelime
Stop acting like a dumbass
Gerizekalı gibi davranmayı bırak
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayranlık duymak
Sahnedebir şeye keyif ve saygıyla bakmak
I admire your work
İşine hayranlık duyuyorum
hayran olmak
birini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
bedava vermek
Sahnedebir şeyi ücret almadan başkasına vermek
She decided to give away her old books
Eski kitaplarını bedava vermeye karar verdi
bağışlamak
bir şeyi karşılık beklemeden vermek
I will give away my old clothes
Eski kıyafetlerimi bağışlayacağım
ele vermek
bir sırrı veya gizli bir şeyi açıklamak
Don't give away the ending of the movie
Filmin sonunu söyleme
bedava vermek
bir şeyi ücretsiz olarak başkasına vermek
I decided to give away my old clothes
Eski kıyafetlerimi bedava vermeye karar verdim
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
çıkmak
bir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
sensör
Sahnedebir şeyi algılayan veya ölçen araç
The sensor detects movement
Sensör hareketi algılar
algılayıcı
fiziksel değişimleri algılayan cihaz
The sensor detects the movement
Algılayıcı hareketi algılar
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kusur bulmak
Sahnedebirinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
hiç olmadık bir yer
Sahnedebeklenmedik veya şaşırtıcı bir konum
You chose this small town out of all places
Hiç olmadık bir yer olarak bu küçük kasabayı seçtin
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
çıkmak
fiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
What did you get out of the meeting
Toplantıdan ne yarar sağladın
çıkmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak ya da kaçınmak
I want to get out of this room
Bu odadan çıkmak istiyorum
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
beklemek
bir şey olana kadar orada kalmak
Please wait for the bus
Lütfen otobüsü bekle
külot
Sahnedekadınlar veya kız çocukları için bir iç çamaşırı
She bought new panties
Yeni külotlar aldı
külot
kadınların alt kısma giydiği iç çamaşırı
She bought new panties
Yeni külot satın aldı
çok sevmek
Sahnedebirini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi duymak
I adore my grandmother
Büyükannemi çok seviyorum
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
hadi
Sahnedebirini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
kovmak
Sahnedebirinin gitmesini sağlamak
He tried to run away the stray cat
Sokak kedisini kovmaya çalıştı
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
kaçmak
tehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
oyun evi
Sahnedeçocukların içinde oynaması için yapılmış küçük ev
The children built a playhouse in the garden
Çocuklar bahçeye bir oyun evi kurdu
tiyatro binası
oyunların sergilendiği bina
They performed the play at the playhouse
Oyunu tiyatro binasında sergilediler
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
mülakat yapmak
Sahnederesmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
soru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
twerk yapmak
Sahnedekalça hareketleriyle yapılan bir dans türü
She likes to twerk at parties
Partilerde twerk yapmayı seviyor
twerk yapmak
kalçaları ritmik bir şekilde sallayarak yapılan dans
She learned how to twerk
Nasıl twerk yapılacağını öğrendi
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
Sahnedebir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans etmek
Sahnedevücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
müziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
pislik
nefret edilen veya saygı duyulmayan kişiye söylenen kaba bir hakaret
Get away from that sorry ass
O pislikten uzak dur
berbat
çok kötü veya kalitesiz
That was a sorry ass performance
Berbat bir performanstı
değersiz
hiçbir değeri veya kıymeti olmayan
He did a sorry-ass job
Çok değersiz bir iş çıkardı
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
bir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
haline getirmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesini sağlamak
Make it a rule to arrive on time
Zamanında gelmeyi kural haline getir
gibi göstermek
bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak
Don't make it look so difficult
Onun bu kadar zor görünmesini sağlama
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
yetişmek
bir yere ulaşmayı başarmak
We will make it on time
Vaktinde yetişeceğiz
saç bakımı
Sahnedesaçın temizliği ve sağlığı için yapılan işlemler
I need to buy some hair-care products
Bazı saç bakımı ürünleri almam gerekiyor
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
internet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
hayırsever
Sahnedeihtiyaç sahibi kişilere para veya yardım veren kimse
The philanthropist donated millions to the hospital
Hayırsever hastaneye milyonlarca bağışta bulundu
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I convinced him to stay
Onu kalmaya ikna ettim
ikna olmuş
bir şeyin doğru olduğuna inandırılmış
I am convinced that this is true
Bunun doğru olduğuna ikna oldum
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
utangaç
Sahnedebaşkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
yardım etmek
Sahnedebirine destek sağlamak
She is helping her friend with homework
O arkadaşına ödevinde yardım ediyor
porsiyon
bir kişiye servis edilen yemek miktarı
I would like a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
yardım etmek
birine destek sağlama eylemi
He is helping me with my homework
Ödevimle bana yardım ediyor
yardım etmek
birine destek veya katkı sağlamak
I am helping my friend with homework
Arkadaşıma ödevinde yardım ediyorum
atlatmak
Sahnedebir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
geçmek
bir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
aşmak
fiziksel bir engelin üzerinden geçmek veya tırmanmak
He had to get over the wall
Duvarı aşması gerekiyordu
kandırmak
birini aldatmak veya yanıltmak
He tried to get over on me
Beni kandırmaya çalıştı
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek
I do not give a fuck about what they think
Ne düşündüklerini umursamıyorum
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
olağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
o günden beri
Sahnedegeçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
çeşit
Sahnedebelirli bir tür veya tarz
This is a different flavor of problem
Bu farklı bir tür sorun
lezzet
yiyecek veya içeceklerin kendine özgü tadı
I like the flavor of this apple
Bu elmanın lezzetini seviyorum
daha fazla vakit
Sahnedeilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
Sahnedebir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
zeki
Sahnedeçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
uyuşmuş
Sahnedehiçbir şeyi hissedemeyecek durumda olma
My fingers are numb from the cold
Soğuktan parmaklarım uyuştu
uyuşmuş
herhangi bir şeyi hissedemeyen
My feet are numb from the cold
Ayaklarım soğuktan uyuşmuş durumda
ödeme yapmak
Sahnedeyapılan işin karşılığında para vermek
I will pay in the workers today
Bugün işçilere ödeme yapacağım
yatırmak
bir hesaba veya yere para vermek
I need to pay in some cash
Biraz nakit para yatırmam gerekiyor
para yatırmak
bir banka hesabına para koymak
I need to pay in some money tomorrow
Yarın biraz para yatırmam gerekiyor
para yatırmak
banka hesabına para eklemek
I need to pay in this check at the bank
Bu çeki bankaya yatırmam gerekiyor
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
yüksek moda
Sahnedeözel tasarım ve pahalı kıyafetler
She wears couture gowns
O özel tasarım elbiseler giyiyor
metres
Sahnedeana partnerin haricinde gizlice ilişki yaşanılan kişi
He has a side piece
Onun bir metresi var
yasak sevgili
resmi bir ilişkisi varken gizlice görüşülen kişi
He was caught with his side piece
Onu yasak sevgilisiyle yakaladılar
hımm
düşünürken veya duraksarken çıkarılan ses
Mm mm, let me think
Hımm, bir düşüneyim
ı-ı
hayır demek veya şüphe belirtmek için kullanılan ses
Mm mm, I don't think so
I-ı, öyle olduğunu sanmıyorum
hmm
yemeklerin lezzetli olduğunu göstermek için çıkarılan ses
Mm-mm this soup is delicious
Hmm bu çorba çok lezzetli
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
mütevazı
Sahnedekibirli veya gururlu olmayan
He is a humble man
O mütevazı bir adamdır
mütevazılaştırmak
birinin kendisini daha az önemli hissetmesini sağlamak
The loss humbled the champion
Mağlubiyet şampiyonu mütevazılaştırdı
alçakgönüllü yapmak
birinin kendini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onu alçakgönüllü yaptı
gururunu kırmak
birinin kendisini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onun gururunu kırdı
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
ağrı kesici
Sahnedeağrıyı azaltan ilaç
I need a painkiller for my headache
Baş ağrım için bir ağrı kesiciye ihtiyacım var