

Beauty in Black — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
314 kelime
Seviye
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
yeterli
Sahnedekabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
yararlanmak
Sahnedebir şeyden fayda sağlamak
What did you get out of the meeting
Toplantıdan ne yarar sağladın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
çıkmak
fiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
çıkmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak ya da kaçınmak
I want to get out of this room
Bu odadan çıkmak istiyorum
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
tezgah
Sahnedeküçük, kapalı bir satış alanı veya bölme
He sells fruit at the market stall
Pazar tezgahında meyve satıyor
oyalamak
Sahnedebir şeyin planlanandan daha geç gerçekleşmesini sağlamak
He tried to stall for time
Zaman kazanmaya çalıştı
duraksamak
bir sürecin veya işin ilerlemesinin durması
The negotiations stalled after the disagreement
Görüşmeler anlaşmazlıktan sonra duraksadı
havada hız kaybetmek
bir uçağın yeterli hızı kaybedip uçamaz hale gelmesi
The plane stalled during the flight
Uçak uçuş sırasında hız kaybetti
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
Sahnedebir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
yapış yapış
Sahnededokunulduğunda hoş olmayan bir şekilde ıslak ve yapışkan olan
My hands felt clammy from nervousness
Heyecan yüzünden ellerim yapış yapış oldu
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yolun kenarına sürüp durdurmak
You should pull over if you are tired
Yorgunsan kenara çekmelisin
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yolun kenarına sürüp durdurmak
Please pull over so I can get out
Lütfen inebilmem için kenara çek
üzerine çekmek
bir şeyi bir yüzeyin veya vücudun bir kısmının üzerine örtmek
Please pull the blanket over you
Lütfen battaniyeyi üzerine çek
kenara çekmek
bir aracı yolun kenarına doğru sürmek
The police officer told him to pull over
Polis memuru ona kenara çekmesini söyledi
kenara çekmek
bir aracı yolun yan tarafına yönlendirip durdurmak
The police told the driver to pull over
Polis sürücüden kenara çekmesini istedi
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
ödemek
Sahnedeyapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
Sahnedeyapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
bir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
kırışıklık
Sahnedekumaşta veya ciltte oluşan küçük çizgi veya katlanma
His shirt has a few wrinkles
Gömleğinde birkaç kırışıklık var
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
Sahnedebirinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
çalmak
Sahnedebirine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
başkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
gitmiş
Sahnedebir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
bitmiş
tükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
yıl
Sahnedeüç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
on iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
yıllar
uzun bir süre kapsayan zaman dilimi
It has been many years since we met
Görüşmeyeli uzun yıllar oldu
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
canım
Sahnedesevilen birine hitap etmek için kullanılan kelime
Good night, sweetheart
İyi geceler canım
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için gayret göstermek
You should go for it
Bunu yapmaya cesaret etmelisin
denemek
istediğin bir şeyi yapmaya çalışmak
You really want that job so go for it
O işi gerçekten istiyorsun o yüzden dene
girişmek
bir şeyi yapmayı denemek
I am not sure if I can win but I will go for it
Kazanabilir miyim bilmiyorum ama girişmeye değer
cesaretlendirmek
birine bir şeyi denemesini söylemek
You should go for it
Bunu denemelisin
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
adamım
Sahnedegayriresmi şekilde bir kişi veya arkadaş için kullanılan argo bir terim
He is a cool nigga
O havalı bir adam
adam
resmi olmayan bir şekilde erkek anlamında kullanılan kelime
My nigga helped me out today
Benim adam bugün bana yardım etti
rozet
Sahnedekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
rozet
kişinin kim olduğunu gösteren küçük bir işaret
He wears a badge at work
İş yerinde bir rozet takıyor
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
gerekli
Sahnedeyapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
gerekli
yapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
kenara çekilmek
Sahnedesürüş sırasında polis tarafından durdurulmak
I got pulled over for speeding
Hız yaptığım için polis tarafından durduruldum
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
aksine
Sahnedebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
minnettar
Sahnedebir şeye karşı şükran duyma
I am very appreciative of your help
Yardımınız için çok minnettarım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
susmak
Sahnedekonuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
yakında
Sahnedekısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
yakında
kısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
gelme
bir yere doğru hareket etme eylemi
Your coming made me happy
Gelmen beni mutlu etti
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
lanet
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılan kaba bir ifade
Get your motherfucking hands off me
O lanet ellerini üzerimden çek
denemek
Sahnedekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
söylemek
kelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
kişiler
insanları ifade eden zamir
I like the ones who are honest
Dürüst olan kişileri severim
olanlar
bir grup içindeki insanlar veya nesneler
I like the blue ones
Mavi olanları seviyorum
kişiler
bir grup içindeki insanları belirtmek için kullanılır
The young ones are playing in the park
Gençler parkta oynuyor
biri
belirli bir kişi veya şey
This one is my favorite
Bu benim favorim
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
Sahnedebir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
almak
Sahnedebirini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
edinmek
Sahnedebir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
makyaj
Sahnedegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
oluşum
bir şeyin nasıl bir araya getirildiği
The chemical makeup of the soil is complex
Toprağın kimyasal oluşumu karmaşıktır
telafi sınavı
kaçırılan bir sınav yerine girilen sınav
I took a makeup test today
Bugün bir telafi sınavına girdim
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
cam gibi
Sahnedecamı andıran parlak ve pürüzsüz görünüm
The sea was calm and glassy
Deniz durgun ve cam gibiydi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
sabit
Sahnedeönceden belirlenmiş ve değiştirilemez olan
The meeting time is fixed
Toplantı saati sabittir
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
I fixed a quick snack
Hızlıca bir atıştırmalık hazırladım
tamir etmek
bozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
He fixed the broken chair
Kırık sandalyeyi tamir etti
sabit
değişmeyen veya hareket etmeyen
The price is fixed
Fiyat sabit
tamir edilmiş
bozulan bir şeyi tekrar çalışır hale getirmek
I fixed the broken chair
Kırık sandalyeyi tamir ettim
tepsi
Sahnedeeşyaları taşımak veya tutmak için kullanılan düz açık kap
He carried the drinks on a tray
İçecekleri bir tepsiyle taşıdı
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.