

Beauty in Black — 1. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
304 kelime
Seviye
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
dans etmek
müziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
asi
Sahnedebaşkaldıran ve geleneklere uymayan genç kimse
He is a typical punk
O tipik bir asi
punk
bir müzik türü
They love listening to punk
Punk dinlemeyi seviyorlar
kandırmak
birine şaka yapmak
He decided to punk his friend
Arkadaşını kandırmaya karar verdi
asi
kurallara uymayan cesur ve aykırı tutum
He has a punk attitude
Onun asi bir tutumu var
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
uydurmak
Sahnedebir hikaye veya bahane yaratmak
He had to make up an excuse
Bir bahane uydurmak zorundaydı
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
makyaj
Sahnedegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
oluşum
bir şeyin nasıl bir araya getirildiği
The chemical makeup of the soil is complex
Toprağın kimyasal oluşumu karmaşıktır
telafi sınavı
kaçırılan bir sınav yerine girilen sınav
I took a makeup test today
Bugün bir telafi sınavına girdim
utanç kaynağı
Sahnedebaşkalarının utanç duymasına neden olan kişi veya şey
He is a disgrace to his family
O ailesi için bir utanç kaynağı
rezil etmek
birini utandıracak duruma düşürmek
He disgraced his family with his actions
Yaptıklarıyla ailesini rezil etti
acınası
Sahnedeacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
fırsat bulmak
bir şeyi yapabilme veya yapmaya izinli olma durumu
I get to travel for my job
İşim gereği seyahat etme fırsatı buluyorum
başlamak
bir eylemi yapmaya girişmek
We get to work at nine
Dokuzda çalışmaya başlarız
ele almak
bir konuyla uğraşmaya başlamak
We will get to that issue later
O konuyu daha sonra ele alacağız
tırmanmak
Sahnedeel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
perişan
Sahnedeçok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
mutsuz
çok üzgün veya rahatsız hissetme durumu
He felt miserable after the bad news
Kötü haberden sonra kendini çok mutsuz hissetti
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
gerizekalı
Sahnedeakıllı olmayan biri için kullanılan çok kaba bir kelime
Stop acting like a dumbass
Gerizekalı gibi davranmayı bırak
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
adamım
Sahnedegayriresmi şekilde bir kişi veya arkadaş için kullanılan argo bir terim
He is a cool nigga
O havalı bir adam
adam
Sahnederesmi olmayan bir şekilde erkek anlamında kullanılan kelime
My nigga helped me out today
Benim adam bugün bana yardım etti
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bluz
Sahnedeüst vücut için giyilen kıyafet
She wore a white blouse
Beyaz bir bluz giydi
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
Sahnedebir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
çıkmak
bir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
evlilikle bir aileye girmek
Sahnedeevlenerek bir ailenin parçası olmak
She married into a rich family
Zengin bir aileye gelin gitti
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
rezalet
Sahnedetoplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
başa çıkmak
bir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu ele almak veya halletmek
I need to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
aygır
Sahnedeyetişkin erkek at
The stallion ran fast
Aygır hızlı koştu
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
yakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
kimyager
Sahnedekimya bilimi ile uğraşan bilim insanı
The chemist works in the laboratory
Kimyager laboratuvarda çalışıyor
eczacı
ilaç hazırlayan ve satan kişi
The chemist gave me some medicine
Eczacı bana biraz ilaç verdi
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
harika
Sahnedebir şeyin çok iyi veya etkileyici olduğunu belirten argo ifade
That is the diggity
O harika bir şey
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
Sahnedebirine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
unutulmasını sağlamak
Sahnedegeçmişteki utanç verici bir durumu unutturmak
He will never live it down
O bunu asla unutturamayacak
unutulmasını sağlamak
utanç verici bir durumun etkisinden kurtulmak
I will never live down that mistake
Bu hatayı asla unutmayacaklar
unutulmasını sağlamak
utanç verici bir durumu zamanla unutturmak
He will never live down that mistake
O hatanın unutulmasını asla sağlayamayacak
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
hadi
Sahnedebirini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
beklemek
bir şey olana kadar orada kalmak
Please wait for the bus
Lütfen otobüsü bekle
beraber kalmak
Sahnedebirinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
misafir kalmak
Sahnedebirinin evinde kısa süreliğine yaşamak
I will stay with my aunt
Teyzemde misafir kalacağım
evinde kalmak
bir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
misafir kalmak
birinin yanında geçici bir süre yaşamak
I will stay with my uncle
Amcamda misafir kalacağım
yanında kalmak
birinin yanında ayrılmadan durmaya devam etmek
Please stay with me until I finish
Lütfen ben bitirene kadar yanımda kal
misafir olmak
birinin yanında geçici olarak kalmak
I will stay with my aunt
Teyzeme misafir olacağım
yanında kalmak
birinden ayrılmamak veya onunla olmaya devam etmek
Please stay with me
Lütfen benim yanımda kal
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am thankful for your help
Yardımın için minnettarım
toplantı
Sahnedeinsanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
toplantı
planlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
sallanmak
Sahnedebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
savurmak
birine veya bir şeye vurmak için bir şeyi kuvvetlice hareket ettirmek
He swung his bat at the ball
Sopasını topa doğru savurdu
ayarlamak
bir şeyi ayarlamayı veya yapmayı başarmak
I can swing a meeting for Friday
Cuma günü için bir toplantı ayarlayabilirim
deneme
bir şeyi yapmaya çalışma çabası
He took a swing at the problem
Sorunu çözmek için bir deneme yaptı
yedek oyuncu
bir gösteride birden fazla rolü üstlenen oyuncu
The swing covered three roles tonight
Yedek oyuncu bu gece üç rolü üstlendi
etkilemek
bir durumun sonucunu değiştirmek
He tried to swing the vote
Oyların yönünü değiştirmeye çalıştı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
eklemek
bir şeyi başka şeylerin arasına katmak
Please add sugar to my coffee
Lütfen kahveme şeker ekle
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
alay etmek
Sahnedebirini dalga geçerek kışkırtmak
He taunted his opponent
Rakibiyle alay etti
cezbetmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya istekli hale getirmek
The cake tempted me
Pasta beni cezbetti
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
dahil etmek
Sahnedebirini bir işe katılmaya çağırmak
They will bring in a new team
Yeni bir ekip dahil edecekler
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
gözaltına almak
bir şüpheliyi polis merkezine götürmek
The police will bring in the suspect
Polis şüpheliyi gözaltına alacak
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
dahil etmek
bir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
pislik
nefret edilen veya saygı duyulmayan kişiye söylenen kaba bir hakaret
Get away from that sorry ass
O pislikten uzak dur
berbat
çok kötü veya kalitesiz
That was a sorry ass performance
Berbat bir performanstı
değersiz
hiçbir değeri veya kıymeti olmayan
He did a sorry-ass job
Çok değersiz bir iş çıkardı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
telafi etmek
Sahnedebir hatayı düzeltmek için iyi bir şey yapmak
I will make it up to you
Bunu sana telafi edeceğim
telafi etmek
birine karşı yaptığınız hatayı düzeltmek için iyi bir şey yapmak
I will make it up to you
Bunu senin için telafi edeceğim
astım
Sahnedenefes almayı zorlaştıran bir hastalık
He has asthma
Onun astımı var
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
memnuniyetle
Sahnedemutlu veya istekli bir şekilde
I will gladly help you
Sana memnuniyetle yardım ederim
ücret
Sahnedebir hizmet için ödenen para
You have to pay an entry fee
Giriş ücretini ödemeniz gerekiyor
ücret
bir hizmet karşılığında ödenen para
The entrance fee is ten dollars
Giriş ücreti on dolardır
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim