

Beauty in Black — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
321 kelime
Seviye
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
hadi
Sahnedebirini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
dindar
Sahnedebir dine güçlü bir şekilde inanan
He is a very religious person
O çok dindar bir insan
dini
din veya inançla ilgili
It is a religious holiday
Bu dini bir bayramdır
güvenli
Sahnedetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
korumak
bir şeyi tehlikelere karşı güvenceye almak
The lock helps to secure the house
Kilit evi korumaya yardımcı olur
ele geçirmek
bir şeyi güvende tutmak için kontrolünü sağlamak
They managed to secure the area
Bölgeyi ele geçirmeyi başardılar
çarpmak
Sahnedebir aracın birine çarpması
The truck ran over the pedestrian
Kamyon yayaya çarptı
ezmek
bir aracın üzerinden geçerek zarar vermek
The car ran over the dog
Araba köpeği ezdi
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
makyaj
Sahnedegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
oluşum
bir şeyin nasıl bir araya getirildiği
The chemical makeup of the soil is complex
Toprağın kimyasal oluşumu karmaşıktır
telafi sınavı
kaçırılan bir sınav yerine girilen sınav
I took a makeup test today
Bugün bir telafi sınavına girdim
acımasız
Sahnedemerhameti veya acıması olmayan
He is a ruthless businessman
O acımasız bir iş adamıdır
acımasız
hiç acıma duygusu olmayan
The ruthless boss fired everyone
Acımasız patron herkesi kovdu
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
susturmak
Sahnedebirinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
Sahnedekonuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
adamım
Sahnedegayriresmi şekilde bir kişi veya arkadaş için kullanılan argo bir terim
He is a cool nigga
O havalı bir adam
adam
Sahnederesmi olmayan bir şekilde erkek anlamında kullanılan kelime
My nigga helped me out today
Benim adam bugün bana yardım etti
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
harcamak
Sahnedebir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
Sahnedebir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
ele almak
Sahnedebir konuyla uğraşmaya başlamak
We will get to that issue later
O konuyu daha sonra ele alacağız
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
fırsat bulmak
bir şeyi yapabilme veya yapmaya izinli olma durumu
I get to travel for my job
İşim gereği seyahat etme fırsatı buluyorum
başlamak
bir eylemi yapmaya girişmek
We get to work at nine
Dokuzda çalışmaya başlarız
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
kapalı
Sahnedeaçık olmayan durum
The store is closed today
Mağaza bugün kapalı
kapalı
girişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
genel durum
Sahnedebir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
düşmanca
Sahnedegüçlü bir nefret veya karşıtlık gösteren
The environment was hostile
Ortam düşmancaydı
düşman
size karşı olan kişi
He is a hostile opponent
O düşman bir rakiptir
çok komik
Sahnedeaşırı eğlenceli veya güldüren
That movie was absolutely hysterical
O film kesinlikle çok komikti
histerik
aşırı duygusal ve kontrol dışı
She became hysterical after the accident
Kazadan sonra histerik bir hale geldi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
toplantı
Sahnedeinsanların konuşmak veya çalışmak için bir araya geldiği planlı etkinlik
We have a board meeting to discuss the project
Projeyi konuşmak için bir toplantımız var
Yönetim kurulu toplantısı
Şirketi veya kurumu yöneten grubun yaptığı resmi toplantı
The CEO discussed the company's future at the board meeting
CEO yönetim kurulu toplantısında şirketin geleceğini görüştü
yönetim kurulu toplantısı
şirket yöneticilerinin katıldığı resmi toplantı
The CEO will attend the board meeting today
CEO bugün yönetim kurulu toplantısına katılacak
kardeş
Sahnedeerkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
kardeş
yakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
bir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
ancak
Sahnedeiki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
ancak
zıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
nasıl olursa olsun
hangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
milyar
Sahnedebin milyon olan çok büyük bir sayı
There are billions of stars
Milyarlarca yıldız var
milyar
1.000.000.000 sayısı
He earned a billion dollars
Bir milyar dolar kazandı
milyar
bin milyon olan sayı
The company is worth a billion dollars
Şirket bir milyar dolar değerinde
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
bilgilendirmek
Sahnedebirine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
Sahnedeboş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
doldurmak
bir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
değersiz
Sahnedehiçbir değeri veya kullanımı olmayan
This old key is worthless
Bu eski anahtar değersiz
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
karar vermek
bir seçenek üzerinde tercihte bulunmak
You must decide which path to take
Hangi yolu seçeceğine karar vermelisin
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
özellik
Sahnedebir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
özel yazı
gazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
yer vermek
bir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
eğilimi olmak
Sahnedebelirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
bakmak
bir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
aptal
Sahnedeaptal veya saçma sapan davranan kişi
You numbnuts, look where you're going
Seni aptal, nereye gittiğine bak
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
lanet
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılan kaba bir ifade
Get your motherfucking hands off me
O lanet ellerini üzerimden çek
kontrol altına almak
Sahnedebir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
içermek
bir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
morg
Sahnedeölü bedenlerin tutulduğu yer
The body was taken to the morgue
Ceset morga götürüldü
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
prostat
Sahnedeerkek vücudunda bulunan küçük bir organ
The prostate is a small gland
Prostat küçük bir bezdir
oynamak
Sahnedeeğlence amacıyla biriyle veya bir şeyle etkinlik yapmak
I play with my dog in the park
Parkta köpeğimle oynuyorum
oyalanmak
Sahnedebir şeyi eğlence için elinde tutup kurcalamak
Stop playing with your food
Yemeğinle oynamayı bırak
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
ile uğraşmak
eğlence veya aktivite için bir şeyi kullanmak veya ellemek
He is playing with the controls
Kontrollerle uğraşıyor
oyalamak
eğlenmek amacıyla bir şeyle oynamak veya onu hareket ettirmek
Do not play with your food
Yemeğinle oynama
biriyle oynamak
biriyle eğlenceli bir şey yapmak
I like to play with my friend
Arkadaşımla oynamayı severim
biriyle vakit geçirmek
biriyle eğlence amaçlı etkileşimde bulunmak
She likes to play with her cat
O kedisiyle oynamayı sever
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
sınıf
Sahnedeokulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
yemek
Sahnedebelirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
öğün
günün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
söylemek
kelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim