

Beauty in Black — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
331 kelime
Seviye
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
evinde kalmak
Sahnedebir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
yanında kalmak
Sahnedebirinin yanında ayrılmadan durmaya devam etmek
Please stay with me until I finish
Lütfen ben bitirene kadar yanımda kal
yanında kalmak
Sahnedebirinden ayrılmamak veya onunla olmaya devam etmek
Please stay with me
Lütfen benim yanımda kal
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
beraber kalmak
birinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
misafir kalmak
birinin yanında geçici bir süre yaşamak
I will stay with my uncle
Amcamda misafir kalacağım
misafir olmak
birinin yanında geçici olarak kalmak
I will stay with my aunt
Teyzeme misafir olacağım
misafir kalmak
birinin evinde kısa süreliğine yaşamak
I will stay with my aunt
Teyzemde misafir kalacağım
ambulans
Sahnedehasta insanları hastaneye götüren araç
The ambulance arrived quickly
Ambulans hızlıca geldi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
üniforma
Sahnedebir grubun üyeleri tarafından giyilen kıyafetler
The police officer is wearing a uniform
Polis memuru üniforma giyiyor
üniforma
belirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
kafası güzel olmak
Sahnedeuyuşturucu veya alkolün etkisiyle sarhoş olmak
He used drugs to get high
Kafası güzel olsun diye uyuşturucu kullandı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
hissetmek
Sahnedebir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
zeka
Sahnededüşünme ve öğrenme yeteneği
He uses his brains to solve puzzles
Bulmacaları çözmek için zekasını kullanır
beyin
kafatasının içinde düşünce ve duyguları kontrol eden organ
Our brains control everything we do
Beyinlerimiz yaptığımız her şeyi kontrol eder
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
araştırmak
Sahnedebir şey hakkında bilgi bulmaya çalışmak
I will look up the word in the dictionary
Kelimeyi sözlükten araştıracağım
yukarı bakmak
gözleri yukarıya yöneltmek
Look up at the sky
Gökyüzüne bak
düzelmek
daha iyi bir duruma gelmek
Things are starting to look up for us
İşler bizim için düzelmeye başladı
uğramak
birinin bulunduğu yere gidip onu ziyaret etmek
Look me up when you visit Ankara
Ankara ya gittiğinde bana uğra
bakmak
bir kaynaktan bilgi bulmak
I will look up the word in the dictionary
Sözlükten kelimeye bakacağım
araştırmak
bir bilgiye ulaşmak için kaynaklara bakmak
I will look up the word in the dictionary
Kelimeyi sözlükten araştıracağım
tavsiye etmek
Sahnedebirine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
tavsiye etmek
birine öneride bulunmak veya fikir vermek
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
yol göstermek
birine bir konuda rehberlik etmek
He advised me on how to solve the issue
Sorunu nasıl çözeceğim konusunda bana yol gösterdi
öğüt vermek
birine görüş veya öneri sunmak
She advised them to be careful
Onlara dikkatli olmaları için öğüt verdi
hayati belirtiler
Sahnedevücudun yaşam fonksiyonlarını gösteren belirtiler
The nurse checked the patient's vitals
Hemşire hastanın yaşamsal bulgularını kontrol etti
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
patlamak
Sahnedegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
tehdit
Sahnedebirine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
tehdit
zarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
kalmak
Sahnedebir yerde kalmaya devam etmek
I am staying at a hotel
Bir otelde kalıyorum
kalma
bir yerde bulunmaya devam etme
He is staying at a hotel
O bir otelde kalıyor
kalma
kısa bir süreliğine bir yerde yaşamak
I am staying at a hotel
Bir otelde kalıyorum
kalmak
bir yerde belirli bir süre yaşamak
I am staying at a hotel
Bir otelde kalıyorum
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
çekmek
Sahnedebir aracı başka bir araçla çekmek
The truck had to tow the car
Kamyon arabayı çekmek zorunda kaldı
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
tehdit etmek
Sahnedebirine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
tehdit etmek
birini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yönetme
Sahnedebir şeyi kontrol etme veya onunla ilgilenme
He is handling the situation well
Durumu iyi yönetiyor
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
internetten yayılan
Sahnedeinternet ortamında çok çabuk paylaşılan
This clip is viral on social media
Bu klip sosyal medyada internetten yayılıyor
viral
virüsle ilgili olan
She has a viral infection
Viral bir enfeksiyonu var
hızla yayılan
birçok kişi arasında kısa sürede yayılan
The news went viral in the neighborhood
Haber mahallede hızla yayıldı
fenomen olan
internette bir anda büyük ilgi gören
Her dance video went viral overnight
Onun dans videosu bir gecede fenomen oldu
kaçırmak
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıp götürmek
The criminals tried to kidnap the businessman
Suçlular iş adamını kaçırmaya çalıştı
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
Sahnedebirinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
nalburiye
Sahnedeev veya bahçe işleri için kullanılan metal aletler ve ekipmanlar
He bought some hardware at the store
Mağazadan biraz nalburiye malzemesi satın aldı
hırdavat
bir şeyleri yapmak veya onarmak için kullanılan araç gereçler
I bought some hardware at the store
Mağazadan bazı hırdavat malzemeleri aldım
polis
Sahnedeyasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman stopped the car
Polis arabayı durdurdu
polis
yasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman is here
Polis burada
polis memuru
yasaları uygulamakla görevli kişi
He is a policeman
O bir polis memuru
polis memuru
emniyet teşkilatında görevli erkek memur
The policeman directed the traffic
Polis memuru trafiği yönetti
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
zıt
Sahnedebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
karşı
bir şeyin diğer tarafında bulunan
They sat opposite each other
Birbirlerinin karşısında oturdular
mevkidaş
farklı bir grupta aynı işi yapan kişi
I met my opposite at the conference
Konferansta mevkidaşımla tanıştım
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
zayıf
Sahnedegüçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
Sahnedesert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
dokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
söz vermek
Sahnedebirine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
salakça
Sahnedeaptalca veya mantıksız
He made a stupid-ass mistake
Çok salakça bir hata yaptı
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
olmak
meydana gelmek
What is goin on
Neler oluyor
çıkmak
bir kişiyle romantik ilişki yaşamak
They have been goin for months
Aylardır çıkıyorlar
devam etmek
bir eylemi durmadan sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I am goin to the store now
Şimdi dükkana gidiyorum
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
olmak
bir olayın gerçekleşmesi
What is goin on here
Burada neler oluyor
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hareket etmek
Sahnedebir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
Sahnedeyaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
grafik
Sahnedeverilerin veya bilgilerin görsel olarak gösterimi
Look at the sales chart
Satış grafiğine bak
liste
popülerliği gösteren sıralama listesi
The song reached the top of the chart
Şarkı listenin zirvesine ulaştı
rotasını belirlemek
bir yol veya yön planlamak
They charted a course for the trip
Gezi için bir rota belirlediler
ön kapı
Sahnedeevin veya binanın ana giriş kapısı
She knocked on the front door
Ön kapıyı çaldı
ön kapı
bir binanın ön tarafındaki ana giriş
Please lock the front door
Lütfen ön kapıyı kilitle
evli
Sahnedebir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
yönelmek
Sahnedebir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
optik
Sahnedegörme duyusu veya ışık ile ilgili olan
She studies optics in physics class
O fizik dersinde optik çalışıyor
algı
bir şeyin insanlar tarafından nasıl göründüğü
The optics are bad
Görüntü kötü
optik
ışık ve görme üzerine yapılan bilimsel çalışma
He studies optics at university
Üniversitede optik okuyor
algı
bir durumun toplum tarafından algılanma şekli
The optics of this situation are bad
Bu durumun toplumdaki algısı kötü
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
silahlı çatışma
Sahnedesilahların kullanıldığı çatışma
There was a shootout in the street
Sokakta bir silahlı çatışma yaşandı
kenarda kalmak
Sahnedebir kişinin bir faaliyete katılımını engellemek
He had to sit on the sidelines during the game
Oyun sırasında kenarda kalmak zorunda kaldı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
müdahale etmek
Sahnedebir duruma dahil olmak
I had to step in to stop the fight
Kavgayı durdurmak için müdahale etmem gerekti
basmak
ayağını bir şeyin içine koymak
He stepped in the mud
Çamura bastı
yerine geçmek
birinin görevini geçici bir süreliğine üstlenmek
I will step in for my sick colleague
Hasta arkadaşımın yerine ben geçeceğim
pot kırmak
birini kazara üzecek bir şey söylemek veya yapmak
You stepped in it when you mentioned his ex
Eski sevgilisinden bahsettiğinde pot kırdın
müdahale etmek
bir duruma karışarak dahil olmak
The police had to step in
Polis müdahale etmek zorunda kaldı
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
avukat
yasalar konusunda uzmanlaşmış kişi
The lawyer helped us in court
Avukat mahkemede bize yardımcı oldu
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
şart
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
başkasının parasıyla lüks yaşamak
Sahnedebir başkasının maddi imkanlarıyla şatafatlı bir hayat sürmek
He lives high off his parents money
Ailesinin parasıyla lüks yaşıyor
adet
Sahnedebelirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
parça
bir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
yeterli
Sahnedekabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
kızgın
Sahnedegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
gizli
Sahnedebaşkalarından saklanan veya gizli tutulan
He lived a closeted life for many years
Uzun yıllar boyunca gizli bir hayat yaşadı
gizli
Sahnedegerçek kimliği hakkında sır saklayan
He is closeted about his beliefs
İnançları konusunda gizli davranıyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi