

Beauty in Black — 1. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
302 kelime
Seviye
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
araç yolculuğu
Sahnedebir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
sürmek
hareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
ıslak
Sahnedesu veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
pısırık
cesareti veya karakter gücü olmayan
He is too wet to stand up for himself
Kendini savunmak için fazla pısırık
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
ölü
Sahnedeartık yaşamayan
The flower is dead
Çiçek ölü
bitmiş
çok ciddi bir sorun içinde olan
If the boss finds out I am dead
Eğer patron öğrenirse bittim
tam
çok veya tamamen
The shot was dead center
Atış tam merkezdeydi
uyuşmuş
geçici olarak hissizleşmiş
My leg is dead
Bacağım uyuşmuş
kayıt dışı
gizli tutulan ve paylaşılmayan
This information is off the record
Bu bilgi kayıt dışıdır
kayıt dışı
resmi olarak kaydedilmeyen veya paylaşılmayan
The politician made an off the record comment
Siyasetçi kayıt dışı bir yorum yaptı
kayıt dışı
özel olarak konuşulan ve resmiyete dökülmemesi gereken bilgi
I will tell you something off the record
Sana kayıt dışı bir şey söyleyeceğim
resmi olmayan
halka açıklanması amaçlanmayan veya kayda geçmeyen durum
This comment is off the record
Bu yorum resmi değildir
basına kapalı
yayınlanmaması veya duyurulmaması beklenen sözler
The leader spoke off the record
Lider basına kapalı konuştu
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hareket etmek
Sahnedebir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
sorun çözücü
Sahnedebaşkaları adına zor problemleri çözen kimse
He is known as a fixer in the office
O ofiste sorun çözücü olarak bilinir
tamirci
eşyaları onaran kişi
He is a great fixer
O harika bir tamircidir
sabitleyici
fotoğrafları kalıcı hale getirmek için kullanılan kimyasal madde
Pour the fixer into the tray
Sabitleyiciyi tepsiye dökün
soğuk
Sahnedenezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
düşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
yüksek sesle
Sahnedegüçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
yüksek sesli
çok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
lanet
Sahnedekızgınlık veya vurgu göstermek için kullanılır
That fucking car broke down again
O lanet araba yine bozuldu
kahrolası
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılır
This is a fucking waste of time
Bu kahrolası bir zaman kaybı
aşırı
Sahnedebir şeyi güçlü bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking hot outside
Dışarısı aşırı sıcak
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
kelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
lanet olası
kızgınlık veya rahatsızlığı vurgulamak için kullanılır
Get that fucking dog away from me
O lanet olası köpeği benden uzaklaştır
lanet
bir hakareti veya küfrü şiddetlendirmek için kullanılır
You are a fucking idiot
Sen lanet bir aptalsın
cinsel ilişki
cinsel birliktelik eylemi
They were fucking in the bedroom
Yatak odasında cinsel ilişkiye giriyorlardı
çok
bir kelimeyi güçlü bir şekilde vurgulamak için kullanılır
That was a fucking good movie
O çok iyi bir filmdi
fazlasıyla
büyük bir derecede vurgu yapmak için kullanılır
I am fucking tired today
Bugün fazlasıyla yorgunum
kaba vurgu
bir şeyi çok güçlü ve kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
Do not fucking touch that
Oraya sakın dokunma
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
dil
Sahnedeağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
tahrik etmek
Sahnedebirinde cinsel arzu uyandırmak
That music turns me on
O müzik beni tahrik ediyor
beni tahrik etmek
cinsel olarak uyarmak veya heyecanlandırmak
Your voice turns me on
Sesin beni tahrik ediyor
üstlenmek
Sahnedebir işin sorumluluğunu gönüllü olarak kabul etmek
He will take upon himself the project management
Proje yönetimini üstlenecek
üstlenmek
bir işi kimse söylemeden yapmaya karar vermek
She took it upon herself to organize the event
Etkinliği organize etmeyi kendi üstlendi
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
hakaret
birine kırıcı veya aşağılayıcı sözler söyleme eylemi
He stopped the name calling immediately
Hakaret etmeyi hemen bıraktı
kaba hitap
insanlara hakaret içeren kelimelerle seslenme durumu
The teacher does not tolerate name calling in class
Öğretmen sınıfta kaba hitap edilmesine müsamaha göstermez
aşağılama
kişiyi küçük düşürmek amacıyla kötü sözler kullanma
That kind of name calling is very immature
Bu tür aşağılamalar çok çocukça
sözlü taciz
kırıcı veya saldırgan ifadeler kullanma biçimi
Name calling is a form of bullying
Sözlü taciz bir zorbalık biçimidir
hakaret
birini üzmek için kaba veya saldırgan sözler söyleme eylemi
You should avoid name calling in arguments
Tartışmalarda hakaret etmekten kaçınmalısın
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
Sahnedebir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
ödeşmek
Sahnedesana zarar veren birine karşılık olarak zarar vermek
I will get even with him
Onunla ödeşeceğim
ödeşmek
hesapları kapatmak veya borcu ödemek
We finally got even with each other
Sonunda birbirimizle ödeştik
intikam almak
sana kötü davranan birine aynısını yapmak
He wants to get even for what happened
Yaşananlar için intikam almak istiyor
gerçeklere dayalı
Sahnedegerçeklere dayanan
The report is factual
Rapor gerçeklere dayalı
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
kaba
Sahnedenazik olmayan veya rahatsız edici
His joke was very vulgar
Şakası çok kabaydı
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
dip
Sahnedeçok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
düşük
miktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tok
Sahnedeyeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
boyun eğdirmek
Sahnedebirini kendi isteği dışında bir şeye zorlamak
He tried to bend the rules to his advantage
Kuralları kendi lehine esnetmeye çalıştı
bükmek
bir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
dert yanmak
birine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
bükme
özel bir güç veya yetenek
He used his fire bend
Ateş bükme yeteneğini kullandı
esnemek
kuralları veya planları bir duruma uyacak şekilde değiştirmek
You might need to bend the rules slightly
Kuralları biraz esnetmen gerekebilir
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
soyup çıkarmak
Sahnedeüzerindeki kaplamayı veya kıyafetleri çıkarmak
Strip the old paint
Eski boyayı sök
şerit
bir şeyin uzun ve dar parçası
He cut a strip of paper
Bir şerit kağıt kesti
parça
uzun ve ince bir bölüm
Use a strip of cloth
Bir bez parçası kullan
hiçbir şey
Sahnedehiçbir şey
I have nothing
Hiçbir şeyim yok
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
sınırı aşmak
Sahnedekabul edilebilir veya izin verilenin dışına çıkmak
He did not overstep his authority
O yetkisini aşmadı
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
şu an
Sahnedeiçinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu anda
tam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
beklemek
bir şey olana kadar orada kalmak
Please wait for the bus
Lütfen otobüsü bekle
gelecekte
Sahnedeileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
daha sonra
şimdiki zamandan sonraki bir vakitte
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
arkasındaki
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
arkasında
bir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
inmek
Sahnedebir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
inmek
bir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kurtulmak
bir ceza veya suçlamadan kaçınmak
He got off with a warning
Uyarı ile kurtuldu
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
I am waiting here
Burada bekliyorum
beklemek
bir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
bekleme
bir şeyin olmasını bekleyerek geçirilen süre
The waiting time is very long
Bekleme süresi çok uzun
beklemek
birisi veya bir şey gelene kadar bir yerde durmak
We are waiting for the bus
Otobüsü bekliyoruz
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
siktirip gitmek
Sahnedekaba bir şekilde uzaklaşmak
He told me to fuck off
Bana siktirip gitmemi söyledi
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
defol
birine kızgın bir şekilde gitmesini söylemenin kaba yolu
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
gözden kaybolmak
öfkeyle ve kaba bir tavırla ortamdan ayrılmak
Tell him to fuck off immediately
Ona hemen siktirip gitmesini söyle
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
gerçekleşmek
Sahnedebir yerde meydana gelmek
Many events go on at this park
Bu parkta birçok etkinlik gerçekleşir
işe başlamak
belirli bir saatte çalışmaya başlamak
I go on at eight every morning
Her sabah sekizde işe başlarım
söylenmek
birine sürekli şikayet etmek
She keeps going on at me about chores
Ev işleri hakkında bana söylenip duruyor
olmak
bir olayın gerçekleşmesi
I wonder what is going on at the party
Partide neler olduğunu merak ediyorum