

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
363 kelime
Seviye
geçmişi düşünmek
Sahnedegeçmişte yaşanan olayları değerlendirmek
We look back on our youth with joy
Gençliğimizi neşeyle hatırlarız
arkasına bakmak
başını çevirip arkasını görmek
She looked back to see who was there
Kimin orada olduğunu görmek için arkasına baktı
geçmişe bakmak
geçmişte yaşananları düşünmek
I look back on my childhood fondly
Çocukluğuma sevgiyle bakarım
pişmanlıkla anmak
geçmişteki bir hata yüzünden üzüntü duymak
He looks back on his choice with regret
Seçimine pişmanlıkla bakar
arkaya bakmak
arkada kalan bir şeyi görmek için başını çevirmek
Do not look back while running
Koşarken arkaya bakma
hatırlamak
geçmişte olanları anımsamak
I like to look back on my childhood
Çocukluğumu hatırlamayı severim
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
teslimat
Sahnedemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
konuşma tarzı
bir kişinin topluluk önünde hitabet şekli
His delivery of the speech was excellent
Onun konuşma tarzı harikaydı
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
Sahnedealkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
antika
Sahnedeeski ve değerli eşya
This shop sells antiques
Bu dükkan antika satıyor
antika
eski zamanlarda yapılmış
This table is an antique
Bu masa antikadır
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
hazırlanmak
Sahnedebir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
acayip korkunç
aşırı derecede korkutucu
That movie was scary ass
O film acayip korkunçtu
çok korkunç
çok korkutucu veya dehşet verici
That was a scary-ass movie
O çok korkunç bir filmdi
ıh ıh
hayır demenin gayriresmi yolu
Do you want more? Uh uh
Daha ister misin? Ih ıh
hayır
hayır demek için kullanılan ses
He went uh-uh when I offered him some food
Ona yemek teklif ettiğimde hayır anlamında bir ses çıkardı
dekorasyon
Sahnedebir odadaki eşyaların düzenlenme biçimi
The office decor is modern
Ofis dekorasyonu modern
dekor
bir yerin görünüşü veya tarzı
I like the restaurant decor
Restoranın dekorunu beğendim
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kurnaz
Sahnedehileli bir şekilde zeki
He is a slick salesman
O kurnaz bir satıcı
kaygan
pürüzsüz ve tutması zor
The road is slick with rain
Yol yağmur nedeniyle kaygan
kaygan
çok pürüzsüz ve parlak olan yüzey
The road was slick after the rain
Yağmurdan sonra yol kaygandı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
fayton evi
Sahnedearaç veya atların saklandığı bina
The carriage house is behind the main building
Fayton evi ana binanın arkasındadır
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
bey
Sahnedebir erkeğe nazik şekilde seslenmek için kullanılan kelime
Is there a gentleman who can help
Yardım edebilecek bir bey var mı
beyefendi
bir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
beyefendi
nazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
beyefendi
yüksek sosyal sınıftan gelen nazik erkek
He is a true gentleman
O gerçek bir beyefendi
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
sağlıklı
Sahnedeiyi bir sağlık durumuna sahip olma
She is a healthy person
O sağlıklı bir insan
sağlıklı
sağlığa yararlı
Eating fruit is a healthy choice
Meyve yemek sağlıklı bir seçimdir
faydalı
yararlı veya olumlu
A healthy profit is good
İyi bir kar faydalıdır
sağlıksız
bedenen güçlü ve iyi durumda olmayan
He looks not healthy
Sağlıksız görünüyor
büyüleyici
Sahnedeaşırı derecede ilginç veya çekici
The story was absolutely fascinating
Hikaye kesinlikle büyüleyiciydi
büyüleyici
çok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
büyülemek
birinin çok ilgisini çekmek
The story fascinated me
Hikâye beni büyüledi
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
saat
Sahnedezamanı gösteren cihaz
There is a clock on the wall
Duvarda bir saat var
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
süre ölçmek
bir şeyin zamanını veya hızını ölçmek
The athlete clocked a new record
Atlet yeni bir rekor kaydetti
mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
ciddi
çok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
geniş
Sahnedeyanlara doğru geniş olan
He has broad shoulders
Geniş omuzları var
kadın
kadınlar için kullanılan kaba veya gayriresmi sözcük
She is a broad
O bir kadın
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
ayrılma
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
bilgilendirmek
Sahnedebirine bilgi vermek
Please inform us about the changes
Lütfen değişiklikler hakkında bizi bilgilendirin
ihbar etmek
yetkili makamlara suç bildirmek
He informed on his accomplice to the police
Suç ortağını polise ihbar etti
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
atlatmak
Sahnedebir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
geçmek
bir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
aşmak
fiziksel bir engelin üzerinden geçmek veya tırmanmak
He had to get over the wall
Duvarı aşması gerekiyordu
kandırmak
birini aldatmak veya yanıltmak
He tried to get over on me
Beni kandırmaya çalıştı
uzanmak
Sahnedevücudunu düz bir konuma getirmek
I need to lay down for a while
Biraz uzanmam gerekiyor
koymak
resmi bir kural veya kanun belirlemek
The committee laid down new rules
Komite yeni kurallar koydu
feda etmek
önemli bir şeyi gözden çıkarmak
He laid down his life for his country
Ülkesi için hayatını feda etti
uzanmak
vücudunu yatay duruma getirmek
You should lay down if you feel tired
Yorgun hissediyorsan uzanmalısın
kaydetmek
stüdyoda müzik kaydı yapmak
We will lay down the vocals tomorrow
Yarın vokalleri kaydedeceğiz
feda etmek
önemli bir şeyi bırakmak veya vazgeçmek
He will lay down his life for his country
O ülkesi için hayatını feda edecek
yatırmak
bir şeyi düz bir zemine koymak
Please lay down your books
Lütfen kitaplarını yatır
inmek
Sahnedebir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
inmek
bir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kurtulmak
bir ceza veya suçlamadan kaçınmak
He got off with a warning
Uyarı ile kurtuldu
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
güncelleme
Sahnedebir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
güncellemek
bir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncellemek
bir şeye değişiklikler yapmak
Please update your profile information
Lütfen profil bilgilerinizi güncelleyin
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ağız
bir şeyin içine girilen ya da içinden çıkılan açıklık
The bottle has a wide mouth
Şişenin ağzı geniş
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
para cezası
Sahnedebir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
orospu çocuğu
Sahnedebirine karşı kullanılan çok kaba ve aşağılayıcı bir küfür
That motherfucker stole my wallet
O orospu çocuğu cüzdanımı çaldı
aşağılık herif
Sahnedehoşlanmadığınız bir kişi için kullanılan kaba bir söz
Do not trust that motherfucker
O aşağılık herife güvenme
herif
bir kişi için kullanılan çok kaba bir ifade
The motherfucker ruined everything
O herif her şeyi mahvetti
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
susmak
Sahnedekonuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
radikal
Sahnedeçok ciddi, sert veya aşırı
The company made drastic changes
Şirket radikal değişiklikler yaptı
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
durum
Sahnedebir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
sabırlı
Sahnedebeklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
hasta
tıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
kapatmak
Sahnedebir şeyi tamamen kilitleyip erişime son vermek
The shop is closing up for the night
Dükkan gece için kapatılıyor
kavramak
Sahnedebir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
paketlemek
bir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
bitiş
bir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
dürüm
içine malzeme sarılmış yassı ekmek
I ate a chicken wrap for lunch
Öğle yemeği için tavuklu dürüm yedim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var