

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
457 kelime
Seviye
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
uyuşturucu bağımlısı
Sahnedecrack kokain bağımlısı olan kimse
He acts like a crackhead
O bir uyuşturucu bağımlısı gibi davranıyor
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
nefes almak
Sahnedehava veya başka bir şeyi akciğerlere çekmek
Inhale deeply through your nose
Burnunla derin bir nefes al
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
birey
Sahnedetek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
göz kulak olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dikkatle izlemek
Can you keep an eye on my bag?
Çantama göz kulak olabilir misin?
göz kulak olmak
birini veya bir şeyi dikkatle izleyip korumak
Please keep an eye on my bag while I am away
Ben yokken lütfen çantama göz kulak ol
takip etmek
bir şeyin durumunu kontrol etmek için izlemek
We should keep an eye on the weather forecast
Hava durumunu takip etmeliyiz
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
öğrenmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
I will find out the truth
Gerçeği öğreneceğim
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
acil durum
Sahnedederhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
acil durum
beklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
burnunu çekmek
Sahnedeburundan sesli nefes alıp vermek
The boy kept sniffing because of his cold
Çocuk soğuk algınlığı yüzünden sürekli burnunu çekiyordu
burnunu çekme
genellikle soğuk algınlığı sebebiyle burundan sesli nefes alma
I heard a sniffle in the quiet room
Odada bir burnunu çekme sesi duydum
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
hiçbir şey
Sahnedehiçbir şey
I have nothing
Hiçbir şeyim yok
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
yaptırmak
Sahnedebirini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
yapma
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
aniden
Sahnedehızlı ve ani bir şekilde
The temperature dropped sharply
Sıcaklık aniden düştü
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
fahişe
Sahnedebirine hakaret etmek için kullanılan cinsel yönden ahlaksız olduğunu ima eden çok kaba bir kelime
He insulted her by calling her a whore.
Ona fahişe diyerek hakaret etti.
fahişe
para karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in New York
New York'ta yaşıyorum
geçim
hayatını sürdürmek için gereken para
He works hard to make a living
O geçimini sağlamak için çok çalışıyor
yaşamak
bir hayatı deneyimlemek veya bir durumdan geçmek
She is livin her best life
O en güzel hayatını yaşıyor
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
Sahnedebelirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
Sahnedebir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
anlaşıldı
Sahnedebir mesajın alındığını ve anlaşıldığını onaylamak için kullanılan ifade
I am on my way copy that
Yola çıktım anlaşıldı
anlaşıldı
telsiz mesajının alındığını ve anlaşıldığını onaylamak için kullanılan ifade
Copy that I am on my way
Anlaşıldı yoldayım
uğursuz
Sahnedekötü bir şey olacağı hissini veren
There were ominous dark clouds in the sky
Gökyüzünde uğursuz karanlık bulutlar vardı
teslim etmek
Sahnedebir şeyi birinin eline geçirmek
Give it to the teacher
Onu öğretmene teslim et
paylamak
birine kızgın bir şekilde bağırmak veya onu sertçe eleştirmek
The boss really gave it to him for being late
Patron, geç kaldığı için onu gerçekten payladı
cezalandırmak
birine ağır bir ceza uygulamak
They gave it to the cheaters
Hile yapanları ağır cezalandırdılar
vermek
bir şeyi birine uzatmak
Please give it to him
Lütfen onu ona ver
vermek
bir şeyi birine ulaştırmak
Please give it to her
Lütfen onu ona ver
azarlamak
yanlış bir şey yaptığı için birine kızmak
My boss will give it to me
Patronum beni azarlayacak
söylemek
birine bir şeyi doğrudan ifade etmek
Just give it to me straight
Sadece bana doğrudan söyle
vermek
bir şeyi başka birine ulaştırmak
Please give it to me
Lütfen onu bana ver
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
tanıştırmak
birini diğeriyle tanıştırmak
Let me present my colleague to you
Meslektaşımı sizinle tanıştırayım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
kıl kökü
Sahnedevücutta kılın büyüdüğü küçük kesecik
The shampoo cleans deep into the hair follicle
Şampuan kıl kökünün derinliklerini temizler
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar orada kalmak
Please wait for the bus
Lütfen otobüsü bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
inlemek
Sahnedeacı veya zevkten dolayı kısık ses çıkarmak
He started moaning in his sleep
Uykusunda inlemeye başladı
sızlanma
hoşnutsuzluğu veya mutsuzluğu ifade etme
He is always moaning about the cold
O sürekli soğuktan sızlanıyor
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
gümbürtü
Sahnedeaniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang
Yüksek bir gümbürtü duydum
perçem
alnın önüne düz kesilmiş saç
She has bangs
Saçında perçem var
seks yapmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They banged
Onlar seks yaptı
ev
birinin yaşadığı yer
This is my bang
Burası benim evim
çarpmak
bir şeye sertçe vurmak
He banged his head on the door
Kafasını kapıya çarptı
patlama
aniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang outside
Dışarıda yüksek bir patlama duydum
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
işemek
idrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
çarçur etmek
bir şeyi dikkatsizce veya aptalca harcamak
He pissed away his entire salary on gambling
Tüm maaşını kumarda çarçur etti
yapabilirdi
Sahnedegeçmişte yapılması mümkün olan durum
I could have helped you
Sana yardım edebilirdim
hissedar
Sahnedebir şirketin hisselerine sahip olan kişi
He is a majority shareholder
O, çoğunluk hissedarıdır
hissedar
bir şirkette payı bulunan kişi
The shareholder attended the meeting
Hissedar toplantıya katıldı
evrak
Sahnedeüzerinde resmi yazı bulunan belge
He forgot his travel papers at home
Seyahat evraklarını evde unutmuş
gazete
günlük haber yayını
I read the papers every morning
Her sabah gazete okurum
makale
okul veya yayın için yazılan çalışma
I have to write two papers this week
Bu hafta iki makale yazmam gerekiyor
kağıtlar
üzerine yazı yazılan veya baskı yapılan ince tabakalar
I need some papers to write on
Üzerine yazmak için biraz kağıda ihtiyacım var
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
sağlık
hastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
doğrudan
Sahnedearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
doğrudan
birinin veya bir şeyin üzerinde etkisi olmak
The war directly affected the economy
Savaş ekonomiyi doğrudan etkiledi
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
itirafçı olmak
Sahnedebaşkalarına karşı tanıklık ederek yetkililere yardım etmek
He is turning states evidence in the case
O davada itirafçı oluyor
sakinleşmek
Sahnededaha az kızgın veya heyecanlı hale gelmek
Please calm down
Lütfen sakinleş
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sakinleşmek
daha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
off
Sahnedeacı veya çaba belirten bir ünlem
Oof, that hurt
Of, bu acıttı
yaygın
Sahnedeçoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
her zamanki
normal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
Sahnedeartık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
ilgi çekici
Sahnedebir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
yakın
uzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
burnunu çekme
Sahnedeburundan nefes alırken ıslak bir ses çıkarmak
He is sniffling because of his cold
Soğuk algınlığı yüzünden burnunu çekiyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin yapılması için ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektirir
açıkça
açık ve net bir biçimde
He straight up lied to me
Bana açıkça yalan söyledi
buzsuz
buz eklenmeden servis edilen
I like my whiskey straight up
Viskimi buzsuz severim
dürüstçe
doğrudan ve açık bir şekilde
Tell me straight up what you think
Ne düşündüğünü bana dürüstçe söyle
dürüstçe
açık ve doğru bir şekilde
He told me straight up that he was leaving
Bana gideceğini dürüstçe söyledi
dürüst
tamamen açık ve içten konuşan
He was straight-up with me about the problem
Sorun hakkında bana karşı dürüsttü
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
karaktersiz
Sahnedekibirli ve kötü niyetli biri için kullanılan hakaret içerikli bir ifade
Stop acting like a bitch-ass around your friends
Arkadaşlarının yanında karaktersiz gibi davranmayı bırak
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
nefes almak
akciğerlere hava alıp verme işlemi
Please breathe deeply
Lütfen derin nefes al
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
yol
bir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir