

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
435 kelime
Seviye
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
kinci
Sahnedebaşkalarına zarar vermek isteyen
He is a spiteful person
O kinci biridir
kötü niyetli
Sahnedebirini incitmek veya üzmek isteyen
That was a spiteful remark
Bu kötü niyetli bir sözdü
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
tarak
Sahnedesaçları düzeltmek için kullanılan dişli araç
I need a comb
Bir tarağa ihtiyacım var
didik didik aramak
bir alanı dikkatlice aramak
They combed the forest for the dog
Köpek için ormanı didik didik aradılar
taramak
saçları düzeltmek için tarak kullanmak
She combs her hair every morning
Her sabah saçlarını tarar
tarak
saçları düzene sokmak için kullanılan ince dişli yassı alet
I need a comb for my hair
Saçım için bir tarağa ihtiyacım var
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
sadakat
birine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
muhtaç
Sahnedebaşka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
çaresiz
umudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
ısıtmak
Sahnedebir şeyi sıcak veya daha sıcak hale getirmek
Warm up the soup
Çorbayı ısıt
ısınmak
bir şeye hazırlanmak için yapılan kısa aktivite
You should warm up before exercise
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınmak
bir aktiviteye hazırlanmak için yapılan hareketler
You should warm up before exercising
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınma
ana egzersizden önce yapılan hareketler dizisi
We do a warm up before sports
Spora başlamadan önce ısınma yaparız
alışmak
bir duruma veya kişiye karşı daha samimi hissetmeye başlamak
She eventually warmed up to the new boss
Sonunda yeni patronuna alıştı
ısınmak
spor veya egzersizden önce vücudu hazırlamak
You need to warm up before you run
Koşmadan önce ısınman gerekiyor
ısınma
egzersizden önce vücudu hazırlamak için yapılan kısa aktivite
I do a quick warm-up before running
Koşudan önce hızlı bir ısınma yaparım
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
defol
Sahnedebirine kızgın bir şekilde gitmesini söylemenin kaba yolu
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
siktirip gitmek
Sahnedekaba bir şekilde uzaklaşmak
He told me to fuck off
Bana siktirip gitmemi söyledi
gözden kaybolmak
Sahnedeöfkeyle ve kaba bir tavırla ortamdan ayrılmak
Tell him to fuck off immediately
Ona hemen siktirip gitmesini söyle
defol
birine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
takip cihazı
Sahnedebir şeyin konumunu izleyen cihaz
He attached a tracker to his car
Arabasına bir takip cihazı taktı
iz sürücü
insanları veya hayvanları takip eden veya bulan kişi
The tracker found the lost dog
İz sürücü kayıp köpeği buldu
gerçek
Sahnedegerçek veya doğru
Is this website legit?
Bu web sitesi gerçek mi?
helikopter
Sahnededöner kanatları olan uçan bir araç
The helicopter landed on the roof
Helikopter çatıda iniş yaptı
disipline etmek
Sahnedebirine kurallara uymayı öğretmek
Parents must discipline their children
Ebeveynler çocuklarını disipline etmelidir
kural
Sahnedeuyulması gereken yasa veya yönerge
The school has a new discipline
Okulun yeni bir kuralı var
disiplin
davranışlarını kontrol edebilme yeteneği
He has great self-discipline
Onun harika bir öz disiplini var
disiplin
belirli bir akademik çalışma alanı
Biology is an academic discipline
Biyoloji akademik bir disiplindir
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
Wait for five minutes
Beş dakika bekle
televizyon programı
uzun soluklu bir Amerikan haber dergisi televizyon programı
Many people watch 60 Minutes
Birçok insan 60 Minutes programını izliyor
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
The secretary recorded the minutes
Sekreter tutanakları kaydetti
dakika
altmış saniyeden oluşan zaman birimi
There are sixty minutes in an hour
Bir saat altmış dakikadır
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
gerçek
Sahnedesahte olmayan
This is an authentic Italian pizza
Bu gerçek bir İtalyan pizzası
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
içine çekmek
Sahnedeaniden havayı içine almak
She inhales sharply in surprise
Şaşkınlıkla aniden nefesini içine çekti
gizli ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
palto
Sahnedesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
kasmak
kasları veya vücut kısımlarını sert ve gergin hale getirmek
Do not tense your shoulders while working
Çalışırken omuzlarını kasma
soygun
Sahnedebir yerden veya kişiden zorla bir şeyler çalma eylemi
The police investigated the robbery
Polis soygunu araştırdı
soygun
çalma suçu
The police are investigating the robbery
Polis soygunu araştırıyor
yorgun
Sahnededinlenme veya uyuma ihtiyacı duyma
I am very tired
Çok yorgunum
bitkin
çok yorgun olup gücü tükenme
He felt tired after work
İşten sonra bitkin hissetti
bıkmış
sıkılma veya rahatsız olma nedeniyle istememe
I am tired of this noise
Bu gürültüden bıktım
yorgun
uykuya veya dinlenmeye ihtiyaç duyma hissi
I am very tired after work
İşten sonra çok yorgunum
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
benimsemek
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce tarzını kabul etmek
She is taking a firm stance on this issue
Bu konuda kararlı bir tutum benimsiyor
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
ele alma
bir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
pat pat ses çıkarmak
Sahnedekısa ve patlayıcı sesler çıkarmak
The engine began to splutter
Motor pat pat ses çıkarmaya başladı
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
işemek
Sahnedevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
dövmek
birini defalarca vurmak
They beat up the thief
Hırsızı dövdüler
ağır eleştirmek
birini çok sert bir şekilde eleştirmek
The reporter beat up the politician over his policies
Muhabir politikaları yüzünden siyasetçiyi çok ağır eleştirdi
hırpalamak
bir şeye sürekli vurarak zarar vermek
The storm beat up the old shed
Fırtına eski kulübeyi hırpaladı
yıpranmış
eski ve kötü durumda olan
He drives a beat-up car
O yıpranmış bir araba kullanıyor
dövmek
birine vurarak zarar vermek
The bully tried to beat up the boy
Zorba çocuğu dövmeye çalıştı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
platin
Sahnededeğerli gümüş beyazı bir metal
This ring is made of platinum
Bu yüzük platinden yapılmıştır
platin
müzik satışlarında yüksek başarı seviyesi
The band's new album went platinum
Grubun yeni albümü platin oldu
uyuşturucu bağımlısı
Sahnedecrack kokain bağımlısı olan kimse
He acts like a crackhead
O bir uyuşturucu bağımlısı gibi davranıyor
tampon
Sahnedearabanın ön veya arka kısmındaki koruma barı
The car bumper is broken
Araba tamponu kırık
bol
normalden daha fazla veya büyük
We had a bumper crop this year
Bu yıl bol bir hasat aldık
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
birinci sınıf
Sahnedenormalden daha yüksek kaliteli
This is a premium product
Bu birinci sınıf bir üründür
bedel
bir şey için ödenen para tutarı
The premium for this item was too high
Bu ürünün bedeli çok yüksekti
ek ücret
bir şey için talep edilen ilave para miktarı
You must pay a premium for express delivery
Hızlı teslimat için ek ücret ödemelisiniz
prim
sigorta için düzenli olarak ödenen para miktarı
I pay my car insurance premium monthly
Araba sigortası primimi aylık ödüyorum
pozitif
Sahnedebir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
pozitif
Sahnedebir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
olumlu
kötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
hız kesici
Sahnedearaçları yavaşlatmak için yola yerleştirilen tümsek
The car drove slowly over the speed bump
Araba hız kesicinin üzerinden yavaşça geçti
engel
ilerlemeyi yavaşlatan şey
This problem is just a speed bump
Bu sorun sadece küçük bir engel
Hız tümseği
araçları yavaşlatmak için yola yapılan tümsek
The car slowed down for the speed bump
Araba hız tümseği için yavaşladı
açmak
Sahnedebir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
saldırmak
birini aniden eleştirmeye veya ona karşı gelmeye başlamak
He will turn on his friends
O arkadaşlarına saldıracak
sevdirmek
birine yeni bir şeyi tanıtıp hoşuna gitmesini sağlamak
She turned me on to jazz
Bana cazı sevdirdi
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
kasvetli
Sahnedeciddi hüzünlü veya karanlık ruh hali
The funeral had a somber atmosphere
Cenaze kasvetli bir havaya sahipti
ağır suç
Sahnedeciddi bir suç
He was charged with a felony
Ağır bir suçla suçlandı
ağır suç
çok ciddi bir suç
He was convicted of a felony
Ağır suçtan hüküm giydi
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
dinlemek
seslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
güvenlik
Sahnedebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
tehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
odaklanmak
Sahnededikkati bir şeye vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
mırıldanmak
Sahnedealçak sesle ve anlaşılmaz bir şekilde konuşmak
Don't mumble
Mırıldanma
gevelemek
sessiz ve belirsiz bir şekilde konuşmak
He mumbled something
Bir şeyler geveledi
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
alıcı
Sahnedesinyalleri toplayan bir cihaz
The receiver catches the signal
Alıcı sinyali yakalar
alıcı
bir şeyi alan kişi
He is the receiver of the letter
Mektubun alıcısı o
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
hiçbir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
hiçbir yer
hiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
kredi kartı
Sahnedealışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
kredi kartı
borç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
borç alarak ödeme yapmaya yarayan küçük plastik kart
I paid with my credit card
Kredi kartımla ödeme yaptım
kredi kartı
eşya almak için borçlanarak ödeme yapmaya yarayan plastik kart
I paid for the ticket with my credit card
Bileti kredi kartımla ödedim
turna yemişi
Sahnedeküçük kırmızı ve ekşi bir meyve
I like cranberry juice
Turna yemişi suyunu severim
turna yemişi
küçük kırmızı ekşi bir meyve
Cranberry juice is very healthy
Turna yemişi suyu çok sağlıklıdır