

Beauty in Black — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
314 kelime
Seviye
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardım etmek
birine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
girişmek
Sahnedebir işe büyük bir enerji veya güçle başlamak
He went at the task with energy
Göreve enerjiyle girişti
konumlanmak
belirli bir yerde bulunmak
Where does this part go at
Bu parça nereye konumlanıyor
ilerlemek
belirli bir hızla hareket etmek
He goes at a steady rate
O sabit bir hızla ilerliyor
ilerlemek
belirli bir hızda veya tempoda hareket etmek
They are going at a fast pace
Hızlı bir tempoda ilerliyorlar
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susmak
Sahnedekonuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
danışmanlık
Sahnedeprofesyonel tavsiye ve destek
He needs career counseling
Kariyer danışmanlığına ihtiyacı var
terapi
kişisel sorunlar için profesyonel destek
She is going to counseling
Terapiye gidiyor
danışmanlık
birine yapması gerekenler hakkında verilen öneriler
He received counseling on his career
Kariyeri hakkında danışmanlık aldı
baston
Sahnedeyürümeye yardımcı olmak için kullanılan uzun ve ince bir araç
He uses a cane to walk
Yürümek için baston kullanıyor
değnekle dövmek
birini sopayla vurmak
The teacher caned the naughty student
Öğretmen yaramaz öğrenciyi değnekle dövdü
kamış
sert gövdeli uzun bir bitki
Sugar cane is a tall plant
Şeker kamışı uzun bir bitkidir
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sayesinde
Sahnedebirinin veya bir şeyin yardımıyla
Thanks to your help I finished it
Senin yardımın sayesinde bunu bitirdim
nedeniyle
bir şeyin sebep olmasıyla
The flight was delayed thanks to the rain
Yağmur nedeniyle uçuş ertelendi
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
uymak
Sahnedeistenen şeyi veya kuralları yapmak
You must comply with the rules
Kurallara uymalısın
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
iletme
Sahnedebir şeyi bir noktadan diğerine ulaştırma
The cable is carrying electricity
Kablo elektrik iletiyor
taşıma
bir şeyi yanında tutarak yerini değiştirme
She is carrying a box
O bir kutu taşıyor
taşımak
bir şeyi hayatının bir parçası olarak yanında bulundurmak
She is carrying a lot of responsibility
O çok fazla sorumluluk taşıyor
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
She is carrying a heavy box
O ağır bir kutu taşıyor
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yürümek
Sahnedeayakları sırayla atarak ilerlemek
I am walking to the park
Parka yürüyorum
yürümek
adımlarla ilerlemek
I am walking to school
Okula yürüyorum
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
The daily walking keeps you healthy
Günlük yürüyüş sizi sağlıklı tutar
eşlik etmek
bir yere giderken birine arkadaşlık etmek
I am walking him to the station
Onu istasyona kadar uğurluyorum
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
kanarya
Sahnedeşarkı söyleyen küçük sarı bir kuş
The canary sings beautifully
Kanarya güzel şarkı söyler
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
hiçbir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
hiçbir yer
hiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
tedavi
Sahnedebir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
terapi
zihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
ani
Sahnedebeklenmedik bir şekilde hızla gerçekleşen
There was a sudden change
Ani bir değişiklik oldu
aday olmak
Sahnedeseçilen bir göreve gelmek için yarışmak
She wants to run for president
O başkanlığa aday olmak istiyor
çabalamak
bir hedefe ulaşmaya çalışmak
They had to run for help
Yardım bulmak için koşmak zorunda kaldılar
sürmek
belirli bir süre devam etmek
The show will run for two hours
Gösteri iki saat sürecek
kaçmak
tehlikeli bir yerden uzaklaşmaya çalışmak
The prisoners decided to run for it
Mahkumlar kaçmaya karar verdi
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
parçalara ayırmak
Sahnedebir vücudu veya cesedi parçalara bölmek
The criminal dismembered the body
Suçlu cesedi parçalara ayırdı
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
konuşmak
birine kelimeler söylemek
He is talkin to me
Benimle konuşuyor
konuşmak
bir konu hakkında biriyle konuşmak
We are talking about our plans
Planlarımız hakkında konuşuyoruz
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
oturmak
Sahnedevücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
tehdit etmek
Sahnedebirine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
tehdit etmek
birini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
daha iyi
daha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
manzara
bir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere ayrılmak
Please go away now
Lütfen şimdi git
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
plak
Sahnedemüzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
kayıt
olayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
görevli
Sahnedebir yerde insanlara yardım eden kişi
The flight attendant helped me
Kabin görevlisi bana yardım etti
eşlik eden
bir şeyle birlikte var olan veya gerçekleşen
The risks attendant to the job are high
Bu işe eşlik eden riskler yüksektir
görevli
başkalarına yardım eden veya hizmet eden kişi
The flight attendant showed me my seat
Uçuş görevlisi bana koltuğumu gösterdi
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
görmezden gelme
Sahnedebir şeye bakmamak veya onu dinlememek
He is ignoring my messages
Mesajlarımı görmezden geliyor
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
ilaçlar
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan ilaçlar
Did you take your meds?
İlaçlarını aldın mı?
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
her nerede
Sahnedeherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
her nereye
herhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
kendi
Sahnedekişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
benlik
bir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
benlik
birinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
aşırıya kaçmak
Sahnedegerektiğinden veya sağlıklı olandan daha fazlasını yapmak
Don't overdo the exercise
Egzersizde aşırıya kaçma
dikte etmek
Sahnedeotorite kullanarak bir şeyi emretmek
You cannot dictate my life
Hayatıma dikte edemezsin
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri sesli olarak söylemek
The manager dictated the report to her secretary
Müdür raporu sekreterine dikte etti
dikte etmek
birine otoriter bir biçimde ne yapması gerektiğini söylemek
He tried to dictate what we should do
Ne yapmamız gerektiğini dikte etmeye çalıştı
emretmek
başkalarının uyması gereken kurallar veya talimatlar vermek
He likes to dictate what others should do
Başkalarının ne yapması gerektiğini emretmekten hoşlanır
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım