

Beauty in Black — 3. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
297 kelime
Seviye
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
ani
Sahnedebeklenmedik bir şekilde hızla gerçekleşen
There was a sudden change
Ani bir değişiklik oldu
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the sky
Gökyüzüne bak
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
Sahnedebir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
çıldırmış
Sahnedezihinsel olarak dengesiz veya mantıksız
You are out of your head to think that
Bunu düşündüğün için çıldırmışsın
tavuk kanadı
Sahnedetavuğun kanatlarından yapılan, genellikle kızartılmış veya fırınlanmış yemek
I love eating spicy chicken wings
Acılı tavuk kanadı yemeyi severim
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
ön
Sahnedebir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
pantolon
Sahnedebacakları örten bir giysi türü
I bought new blue pants
Yeni mavi bir pantolon aldım
pantolon
vücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
harcadı
Sahnedebir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
geçirdi
zamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
meni
Sahnedeboşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
yığın
bir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
yüklemek
bir şeyi bir kaba veya cihaza koymak
Please load the dishwasher
Lütfen bulaşık makinesini doldurun
yük
birinin üstlenmesi gereken görev veya sorumluluk
This project is a heavy load for the team
Bu proje ekip için ağır bir yük
tutuklamak
Sahnedebirini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
tutuklamak
birini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
yakalamak
birini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
kayırmak
Sahnedebirine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
yüzleşmek
Sahnedebiriyle zorlayıcı bir şekilde karşı karşıya gelmek
I decided to confront him about the lie
Yalanı hakkında onunla yüzleşmeye karar verdim
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
asarak öldürmek
Sahnedebirinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
Sahnedebir şeyin altından destek almadan havada asılı kalması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asmak
bir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
askıda kalmak
bir durumun kesinlik kazanmayıp belirsiz olması
The decision hangs in the balance
Karar hala askıda kalıyor
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
endişeler
Sahnedeinsanı kaygılandıran şeyler
She has many worries about her future
Geleceği hakkında birçok endişesi var
ayakta durmak
dik bir konumda bulunmak
He is standing
O ayakta duruyor
ayakta durmak
oturmadan veya uzanmadan ayaklar üzerinde dik vaziyette olmak
She is standing in the kitchen
O mutfakta ayakta duruyor
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
alçıpan
Sahnedeiç duvarların yapımında kullanılan levha
The drywall is painted white
Alçıpan beyaza boyanmış
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
rehabilitasyon
Sahnedeuyuşturucu veya alkol bağımlılığından kurtulmaya yardımcı olan tedavi süreci
He went to rehab for his drinking problem
İçki problemi için rehabilitasyona gitti
yenilemek
bir binayı tamir edip iyileştirmek
They decided to rehab the old house
Eski evi yenilemeye karar verdiler
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
aşiret
Sahnedebirbirleriyle akraba olan ailelerden oluşan büyük grup
He belongs to a large clan
O, büyük bir aşirete mensuptur
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
bir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
palto
Sahnedesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
sıkı sorgu
birini detaylı ve baskı altında sorgulama
The police gave him the third degree
Polis onu sıkı bir sorguya çekti
üçüncü derece
bir şeyin en ciddi seviyesi
He suffered a third-degree burn
Üçüncü derece yanık geçirdi
tavsiye etmek
Sahnedebirine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
bilgilendirmek
birine önemli bir şeyi söylemek
I advised her about the change
Değişiklik hakkında onu bilgilendirdim
yasa dışı ticaret
Sahnedekanunsuz alım satım süreci
He is involved in illegal trafficking
Yasa dışı ticaret ile uğraşıyor
kaçakçılık
yasa dışı alım satım faaliyeti
They were arrested for drug trafficking
Uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar
taşıma
bir şeylerin bir yerden diğerine hareketi
The trafficking of goods is strictly regulated
Malların taşınması sıkı kurallara tabidir
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
Sahnedehasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
iyice dinlenmek
Sahnedegücünü geri kazanmak için dinlenmek
You should rest up for tomorrow
Yarın için iyice dinlenmelisin
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
ölümcül
ölüme neden olabilen
They found a killer virus
Ölümcül bir virüs buldular
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
müsait
Sahnedeyapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
lafı dolandırmak
Sahnedeasıl konudan kaçınmak
Stop beating around the bush and tell me the truth
Lafı dolandırmayı bırak ve bana gerçeği söyle
lafı dolandırmak
konunun özüne girmeden sözü uzatmak
Stop beating around the bush and tell me the truth
Lafı dolandırmayı bırak ve bana gerçeği söyle
gevelemek
önemli konudan önce önemsiz şeylerden bahsetmek
Stop beating around the bush and get to the point
Gevelemeyi bırak ve sadede gel
giyinmek
Sahnedeüstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
Sahnedebiriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
I like to talk to my friends
Arkadaşlarımla sohbet etmeyi severim
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
araç yolculuğu
Sahnedebir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürmek
hareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
ayna
Sahnedegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
şarta bağlı
Sahnedebir koşula bağlı olan
The offer is conditional on payment
Teklif ödemeye bağlıdır
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
balkon
Sahnedebinanın duvarından dışarı doğru çıkan platform
I stood on the balcony and watched the sunset
Balkonda durdum ve gün batımını izledim
balkon
bir binaya bitişik yüksek platform
I am standing on the balcony
Balkonda duruyorum
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work out this problem
Bu sorunu çözebiliriz
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yukarı kaldırmak
Please pick up the pen
Lütfen kalemi yerden kaldır
risk altında
Sahnedebir şeyin kaybedilme ihtimalinin olduğu durum
My job is on the line
İşim risk altında
telefonda
telefona bağlı olma durumu
She is on the line right now
O şu an telefonda
üretim hattında
belirli bir iş alanında veya görevde
He has worked on the line for five years
Beş yıldır üretim hattında çalışıyor
telefonda
telefon görüşmesi sırasında veya görüşmeye hazır
The manager is on the line right now
Müdür şu anda telefonda
sorumlu
bir durumdan dolayı hesap verebilir olmak
Your job is on the line
İşin tehlikede
ulaşılabilir
telefon ile konuşulabilir durumda olmak
He is on the line right now
O şu an telefonda
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedevücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü