

Beauty in Black — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
267 kelime
Seviye
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
sert içki
Sahnedeyüksek alkol oranına sahip içecek
He bought some liquor
Biraz sert içki satın aldı
alkollü içki
alkol içeren içecek
Liquor is not allowed here
Burada alkollü içkiye izin verilmez
soğukkanlı davranmak
Sahnedesakin davranmak ve duygularını belli etmemek
I was nervous but I tried to play it cool
Gergindim ama soğukkanlı davranmaya çalıştım
sakin davranmak
duygularını belli etmeden rahat bir şekilde hareket etmek
He tried to play it cool when he saw his ex
Eski sevgilisini görünce sakin davranmaya çalıştı
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
hizmet etmek
Sahnedebir masadaki kişilere yiyecek ve içecek getirmek
He waits on customers in the cafe
Kafede müşterilere hizmet ediyor
beklemek
bir olayın veya kişinin gelmesini beklemek
I will wait on the final report
Nihai raporu bekleyeceğim
beklemede kalmak
birinin gelmesini ya da bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait on the bus to arrive
Lütfen otobüsün gelmesini bekle
öfkeli
Sahnedeçok kızgın olan
He was furious with me
Bana çok kızgındı
hatchback
Sahnedearkasındaki kapısı yukarı doğru açılan küçük araba
She drives a red hatchback
O kırmızı bir hatchback kullanıyor
yer tahtası
Sahnedezemin için kullanılan uzun tahta parçası
The floorboard creaked
Yer tahtası gıcırdadı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir şey
I have nothing
Hiçbir şeyim yok
hiçbir şey
herhangi bir şeyin olmaması
There is nothin' in the box
Kutuda hiçbir şey yok
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
uzanmak
Sahnedeyatay bir konumda bulunmak
You should lay in bed if you are sick
Hasta isen yatakta uzanmalısın
depolamak
gelecekte kullanmak üzere tedarik edip saklamak
We should lay in some food for the winter
Kış için biraz yiyecek depolamalıyız
stoklamak
gelecekte kullanmak için bir şeyler toplayıp saklamak
We need to lay in supplies for the winter
Kış için erzak stoklamamız gerekiyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
saçmalamak
Sahnedetuhaf veya mantıksız davranmak
You are trippin if you think I agree
Bunu kabul edeceğimi düşünüyorsan saçmalıyorsun
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
sevgili
Sahnederomantik ilişki yaşanan partner
She is my boo thang
O benim sevgilim
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
sağlık
hastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
Sahnedebir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
oturma odası
Sahnedeevde oturup dinlenmek için kullanılan alan
We sit in the living room
Oturma odasında oturuyoruz
oturma odası
evde dinlenmek ve misafir ağırlamak için kullanılan oda
We sat in the living room
Oturma odasında oturduk
salon
evde dinlenmek için kullanılan oda
There is a big sofa in the living room
Salonda büyük bir koltuk var
misafir odası
evde dinlenmek ve sosyalleşmek için ayrılan yer
We have guests in the living room
Misafirleri oturma odasında ağırlıyoruz
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
söylemek
kelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
sadık
Sahnedebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
tamam
Sahnedekabul edilebilir veya iyi durumda olan
Everything is aight
Her şey tamam
mücadele etmek
Sahnedebir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
kelepçelemek
Sahnedebirini kelepçe takarak bağlamak
The police had to cuff the suspect
Polis şüpheliyi kelepçelemek zorunda kaldı
tokatlamak
açık elle hafifçe vurmak
He cuffed the boy
Çocuğa tokat attı
kelepçe
bileğe takılan kısıtlayıcı bant
The police used cuffs
Polis kelepçe kullandı
manşet
kol ucunun bileği saran kısmı
My cuff is torn
Manşetim yırtık
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the sky
Gökyüzüne bak
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
aman
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
Tanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
harfi harfine
Sahnedeher detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
dönmek
Sahnedebir merkez nokta etrafında dönmek
He swivelled the chair around
Sandalyeyi kendi etrafında döndürdü
eller
Sahnedekolların ucunda bulunan nesneleri tutmaya yarayan organlar
She holds the cup in her hands
Fincanı ellerinde tutuyor
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
stresli
Sahnedezor durumlardan kaynaklanan endişe veya zihinsel gerginlik
She feels stressed because of her exams
Sınavları yüzünden kendini stresli hissediyor
stresli
endişeli veya baskı altında hissetmek
I feel stressed about my exams
Sınavlarım hakkında stresli hissediyorum
stresli
endişe veya baskı hissi
He feels very stressed at work
İş yerinde çok stresli hissediyor
stresli
zor durumlar nedeniyle endişeli veya kaygılı hissetme
I feel stressed at work
İşte stresli hissediyorum
sohbet etmek
birisiyle samimi bir şekilde konuşmak
We were just shootin
Öylesine sohbet ediyorduk
ateş etmek
bir ateşli silahı kullanmak
He was shootin at the target
Hedefe ateş ediyordu
ateşli silah
mermi atmaya yarayan silah
The shootin was kept in a safe box
Ateşli silah güvenli bir kutuda saklandı
ateş etmek
bir silahı ateşlemek
He is shootin at the target
O hedefe ateş ediyor
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
şey
Sahnedeşey kelimesinin gayri resmi kullanımı
What is that thang
O şey nedir
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
kıyafet
Sahnedevücudu örtmek için giyilen eşya
I need new clothes for the party
Parti için yeni kıyafetlere ihtiyacım var
kıyafetler
vücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
yattı
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He finally got laid
Sonunda biriyle yattı
koydu
bir şeyi bir yere yerleştirmek
He laid the book on the table
Kitabı masanın üzerine koydu
sunmak
bir şeyi görmeleri veya değerlendirmeleri için birine göstermek
He laid his plans before the committee
O planlarını komitenin önüne sundu
sofra kurmak
yemek için masayı tabak ve çatallarla hazırlamak
She laid the table for dinner
Akşam yemeği için sofrayı kurdu
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
yavaşça
düşük bir hızla
He speaks slowly
O yavaşça konuşuyor
yavaş
hızlı olmayacak şekilde
The car moved slowly
Araba yavaş hareket etti
millet
Sahnedebir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
güvenilir
Sahnedegüvenilebilen veya bel bağlanan
He is a trustworthy person
O güvenilir biridir
güvenilir
güven duyulabilen ya da itimat edilebilir
He is a trustworthy friend
O güvenilir bir arkadaştır
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
balkon
Sahnedebinanın duvarından dışarı doğru çıkan platform
I stood on the balcony and watched the sunset
Balkonda durdum ve gün batımını izledim
balkon
bir binaya bitişik yüksek platform
I am standing on the balcony
Balkonda duruyorum
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
arkasına yaslanmak
Sahnederahat bir pozisyonda dinlenmek
Just sit back and relax
Sadece arkana yaslan ve rahatla
arkasına yaslanmak
bir yerde rahat bir şekilde oturmak
Sit back and enjoy the movie
Arkana yaslan ve filmin tadını çıkar