

Beauty in Black — 3. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
261 kelime
Seviye
dikkatle
Sahnededikkatli bir şekilde
Watch the screen closely
Ekranı dikkatle izle
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
of
Sahnederahatsızlık veya tuhaflık belirtmek için kullanılan bir ünlem
Eesh that was a really awkward moment
Of gerçekten çok tuhaf bir andı
gerçek
Sahnedebir olgu olarak var olan
Is this for real
Bu gerçekten mi
gerçekten
gerçek ve doğru olan
Are you for real?
Gerçekten mi?
gerçekten
doğru veya samimi bir şekilde
Are you for real going to quit your job
İşinden gerçekten ayrılacak mısın
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
intikam
Sahnedeyapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
intikam
size zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
viski
Sahnedetahıldan yapılan sert bir alkollü içecek
He ordered a glass of whiskey
Bir bardak viski sipariş etti
viski
tahıldan yapılan sert bir alkollü içki
He drinks whiskey
O viski içer
ünlü müzik kulübü
Los Angeles'ta bulunan popüler bir canlı müzik mekanı
Many famous bands played at the Whiskey
Birçok ünlü grup Whiskey'de çaldı
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
dışarı çıkmak
Sahnedesosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
rahatlamak
Sahnededinlenmek ve sakinleşmek
I just want to chill tonight
Bu gece sadece rahatlamak istiyorum
ürperti
soğuktan veya korkudan kaynaklanan titreme hissi
I felt a chill in the air
Havada bir ürperti hissettim
sükunet
sinirlenmeden sakin kalabilme durumu
He keeps his chill during arguments
Tartışmalar sırasında sükunetini korur
soğutmak
bir şeyi çok soğuk hale getirmek
You should chill the wine before dinner
Akşam yemeğinden önce şarabı soğutmalısın
ürkütücü
korkuya neden olan
That sound was chilling
O ses ürkütücüydü
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
acınası
Sahnedeacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
rehabilitasyon
Sahnedeuyuşturucu veya alkol bağımlılığından kurtulmaya yardımcı olan tedavi süreci
He went to rehab for his drinking problem
İçki problemi için rehabilitasyona gitti
yenilemek
bir binayı tamir edip iyileştirmek
They decided to rehab the old house
Eski evi yenilemeye karar verdiler
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
daha önce
Sahnedebelirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
şimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
söylemek
kelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
iğrenç
Sahnedeaşırı derecede tatsız veya tiksindirici
This place is a disgusting ass mess
Burası iğrenç bir karmaşa
hassas
Sahnedegizli tutulması gereken ve açıklanırsa sorun yaratabilecek
This is a sensitive topic
Bu hassas bir konu
duyarlı
küçük değişikliklere hızlı tepki veren
The sensor is very sensitive
Sensör çok duyarlıdır
Hassas
fiziksel olarak kolayca acıyan veya etkilenen
I have sensitive skin
Hassas bir cildim var
Duyarlı
başkalarını incitmemeye çalışan
You should be sensitive to his feelings
Onun duygularına karşı duyarlı olmalısın
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
Sahnedeiki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
saplamak
Sahnedekeskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
bıçaklamak
keskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
yakalamak
Sahnedebirini kovalayıp ele geçirmek
The police ran down the thief
Polis hırsızı yakaladı
azalmak
miktar veya güç olarak düşmek
The battery has run down
Pil azaldı
bakımsız
eski ve kötü durumda olan
They bought a run down house
Bakımsız bir ev satın aldılar
kötülemek
birisi hakkında olumsuz konuşmak
Do not run down your friends
Arkadaşlarını kötüleme
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek veya üzerinden gitmek
Let us run down the list of items
Eşyalar listesini gözden geçirelim
bir şey
Sahnedebir nesne, gerçek veya durum
I have something for you
Senin için bir şeyim var
bir şey
tam olarak ne olduğu belirtilmeyen nesne
I have somethin for you
Senin için bir şeyim var
belirsiz bir şey
ismi veya ne olduğu bilinmeyen nesne
She is looking for somethin
O bir şey arıyor
protesto etmek
Sahnedebir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
protesto
güçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
dar
Sahnedevücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
dar
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
karıştırmak
Sahnedebirinin bir suça dahil olduğunu göstermek
The evidence implicated him in the robbery
Kanıtlar onu soyguna karıştırdı
suçla ilişkilendirmek
birinin genellikle bir suça karıştığını göstermek
The evidence implicated him in the crime
Kanıtlar onu suçla ilişkilendirdi
karıştırmak
birinin bir olaya veya suça dahil olduğunu göstermek
Evidence implicated him in the robbery
Kanıtlar onu soyguna karıştırdı
personel
Sahnedebir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
personel
bir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
kesinlikle
Sahnedekesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kesinlikle
bir teklifi veya durumu onaylamak
I will help you for sure
Sana kesinlikle yardım edeceğim
kesin
bir durum hakkında şüphe duymamak
I know for sure that it is true
Bunun doğru olduğunu kesin olarak biliyorum
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
varmak
bir şeyin sonunda belirli bir noktaya veya duruma gelmek
Her efforts amounted to nothing
Çabaları hiçbir şeye varmadı
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
mecazen
Sahnedegerçek anlamıyla değil simgesel bir şekilde
I am figuratively drowning in work
Mecazi anlamda işlerin içinde boğuluyorum
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden çok güçlü bir şekilde hoşlanmamak
I am hating this movie
Bu filmden nefret ediyorum
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
nabız
Sahnedekan damarlarındaki düzenli atış
I can feel my pulse
Nabzımı hissedebiliyorum
atım
düzenli aralıklarla tekrarlanan kısa ve güçlü hareket
The sensor sends a steady pulse
Sensör düzenli bir atım gönderiyor
nabız
kalp atışının damarlarda hissedilmesi
I can feel his pulse
Onun nabzını hissedebiliyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
sohbet etmek
Sahnedebiriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
I like to talk to my friends
Arkadaşlarımla sohbet etmeyi severim
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
yine de
Sahnedebir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
aşağı inmek
Sahnededaha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
üzmek
birini depresif veya cesaretsiz hissettirmek
This bad weather gets me down
Bu kötü hava beni üzüyor
kavramak
bir şeyi öğrenmeyi ve akılda tutmayı başarmak
It is hard to get down the rules of this game
Bu oyunun kurallarını kavramak zor
not etmek
bir şeyi kağıt üzerine yazmak
She tried to get down all the details of the meeting
Toplantıdaki tüm detayları not etmeye çalıştı
dans
bir tür dans veya eğlence
The party had a real get-down
Partide gerçekten harika bir dans vardı
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedevücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
resimler
Sahnedegörsel bir temsil
I like looking at these pictures
Bu resimlere bakmayı seviyorum
resimler
görsel bir temsil veya görüntü
I like these pictures
Bu resimleri seviyorum
fotoğraf
bir kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took many pictures on holiday
Tatilde birçok fotoğraf çektim
resimler
görsel betimlemeler
I took pictures of the birds
Kuşların resimlerini çektim
neler oluyor
neler olduğunu sormak için kullanılan argo ifade
What's poppin
Neler oluyor
çok hareketli
heyecan verici ve canlı olan
The party is poppin
Parti çok hareketli
belirmek
aniden ortaya çıkmak
New ideas keep poppin up
Yeni fikirler sürekli ortaya çıkıyor
popüler
çok popüler veya başarılı olan
The new club is totally poppin
Yeni gece kulübü gerçekten çok popüler
temizlik
Sahnedebir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup took two hours
Temizlik iki saat sürdü
dördüncü vuruş sırası
beyzbolda vuruş sırasındaki dördüncü pozisyon
He hits in the cleanup spot
O dördüncü vuruş sırasında vuruyor
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
morartmak
Sahnedeciltte morluk oluşturmak
I bruised my arm
Kolumu morarttım
morarmış
bir darbe sonucu ciltte koyu renkli leke oluşmuş
His leg is bruised
Bacağı morarmış
morluk
bir darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
She has a bruise on her knee
Dizinde bir morluk var
morluk
darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli iz
She has a large bruise on her leg
Bacağında büyük bir morluk var
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
nefes almak
Sahnedehavayı ciğerlere çekmek ve geri vermek
It is hard to breathe underwater
Su altında nefes almak zordur
nefes vermek
havayı ağızdan dışarı itmek
You need to breathe out slowly
Yavaşça nefes vermen gerekiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
kağıt
Sahnedeüzerine yazı yazılan ince malzeme
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıt
yazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
zayıf
Sahnedegücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
zayıf
gücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
bulaşmak
Sahnedebirini kışkırtmak veya ona meydan okumak
You really should not fuck with that gang
O çeteye kesinlikle bulaşmamalısın
bulaşmak
birine veya bir şeye kasten sorun çıkarmak
Don't fuck with me
Benimle bulaşma
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Please stop fucking with my phone
Lütfen telefonumla uğraşmayı bırak
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya uğraşmak
Stop fucking with me
Beni rahatsız etmeyi bırak
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
inmek
Sahnedebir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
inmek
bir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
kurtulmak
bir ceza veya suçlamadan kaçınmak
He got off with a warning
Uyarı ile kurtuldu
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
gelecekte
Sahnedeileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
daha sonra
şimdiki zamandan sonraki bir vakitte
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
makyaj
Sahnedegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
oluşum
bir şeyin nasıl bir araya getirildiği
The chemical makeup of the soil is complex
Toprağın kimyasal oluşumu karmaşıktır
telafi sınavı
kaçırılan bir sınav yerine girilen sınav
I took a makeup test today
Bugün bir telafi sınavına girdim
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler