

Below — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
661 kelime
Seviye
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir şekilde görünmek veya bulunmak
He turned up unexpectedly
Beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı
ortaya çıkarmak
bir şeyi bulmak veya açığa çıkarmak
The police turned up some evidence
Polis bazı kanıtlar ortaya çıkardı
sesini açmak
bir cihazın ses düzeyini artırmak
Please turn up the music
Lütfen müziğin sesini aç
paça kıvrımı
pantolon paçasının katlanmış kısmı
These trousers have a turn-up
Bu pantolonların paça kıvrımı var
sürpriz gelişme
şaşırtıcı veya beklenmeyen durum
The result was a total turn-up
Sonuç tam bir sürpriz gelişmeydi
gelmek
beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmak
He did not turn up to the meeting
Toplantıya gelmedi
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
Sahnedeyapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gerçeklikten kopuk
Sahnedegerçekle bağdaşmayan yanlış inanışlara sahip olan
He is delusional if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa gerçeklikten kopuktur
sanrılı
yanlış inançlara veya fikirlere sahip olan
He has a delusional belief that he can fly
Uçabileceğine dair sanrılı bir inancı var
alkole başlamak
Sahnedealkol içmeye başlamak
He got into drinking at college
Üniversitedeyken alkol içmeye başladı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
sarmak
bir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
aşağı
Sahnededaha alçak bir yere veya orada
Go down
Aşağı git
azalma
hızda veya etkinlikte azalmayı belirten
Slow down
Yavaşla
parçalara ayırmak
daha küçük parçalara bölmek
Break the problem down into smaller parts
Problemi daha küçük parçalara ayır
istekli
bir şeyi yapmaya veya denemeye hazır
I'm down to try it
Denemeye hazırım
varmak
bir yere ulaşmak
The train is comin
Tren geliyor
gelmek
bir yöne doğru hareket etmek
I am comin
Geliyorum
gelmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
Please come here now
Lütfen şimdi buraya gel
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back soon
Yakında geri geleceğim
geliyor
bir yöne veya birine doğru yaklaşmak
He is comin to the party
O partiye geliyor
yakalamak
Sahnedehareket eden bir şeyi tutmak
He tried to catch the ball
Topu yakalamaya çalıştı
yetişmek
bir etkinliğe veya araca zamanında varmak
I managed to catch the bus
Otobüse yetişmeyi başardım
kapmak
bir hastalığa yakalanmak
I caught a cold
Soğuk algınlığı kaptım
anlamak
söylenen bir şeyi işitip kavramak
I didn't catch what you said
Ne dediğini anlayamadım
organik
Sahnedecanlı organizmalardan gelen veya karbon temelli
This apple is organic
Bu elma organik
zar
Sahnedebir şeyi kaplayan veya ayıran ince yapı
The membrane acts as a filter
Zar filtre görevi görür
tabaka
Sahnedevücuttaki ince ve yumuşak katman
A membrane lines the nose
Burnun içi ince bir tabaka ile kaplıdır
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
kirli
Sahnedekirle kaplı veya lekeli
Your hands are dirty
Ellerin kirli
müstehcen
cinsel içerikli veya saldırgan
He told a dirty joke
Müstehcen bir şaka yaptı
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
eğilmek
Sahnedevücudun dik durmaması için hareket ettirilmesi
Do not lean against the wall
Duvara yaslanma
kıt
bir şeyin çok az olması
It was a lean year
Kıt bir yıldı
yağsız
vücutta çok az yağ olması
I like lean meat
Yağsız eti severim
eğiliminde olmak
bir şeyi tercih etme veya seçme olasılığı
I lean toward the blue shirt
Mavi gömleğe eğilimindeyim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
Sahnedebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
kalıcı
Sahnedeuzun süre veya sonsuza dek süren
This is a permanent job
Bu kalıcı bir iş
peşine düşmek
Sahnedeyakalamak amacıyla peşinden koşmak
The police chased the thief
Polis hırsızın peşine düştü
kovalamak
birinin veya bir şeyin peşinden koşmak
The dog chases the cat
Köpek kediyi kovalıyor
hizalamak
Sahnedenesneleri düz bir hizada düzenlemek
Please line up the books
Lütfen kitapları hizalayın
örtüşmek
birbiriyle uyumlu olmak veya aynı fikirde olmak
Their stories line up perfectly
Hikayeleri birbiriyle tamamen örtüşüyor
kadro
belirli bir sıraya göre düzenlenmiş kişi listesi
The team changed their starting lineup
Takım başlangıç kadrosunu değiştirdi
kadro
belirli bir amaç için bir araya getirilmiş kişi veya nesneler grubu
The band announced their festival line-up
Grup festival kadrosunu duyurdu
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
uç
Sahnedekeskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
ana fikir
savunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
lanet
Sahnedekötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
belâ
sıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
çıkış yapmak
Sahnedeotelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
kontrol etmek
Doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
yola çıkan
Sahnedebir yerden uzaklaşan
He is off to school
O okula gidiyor
kapalı
Sahnedeçalışmayan veya aktif olmayan
The light is off
Işık kapalı
indirimli
fiyatı düşürülmüş
Get ten percent off
Yüzde on indirim alın
dünyaca ünlü
dünyanın her yerinde birçok kişi tarafından tanınan
He is a world famous pianist
O dünyaca ünlü bir piyanist
dünyaca ünlü
dünyanın her yerindeki insanlar tarafından bilinen
He is a world famous singer
O dünyaca ünlü bir şarkıcı
dünyaca ünlü
tüm dünyadaki birçok insan tarafından bilinen
He is a world-famous singer
O dünyaca ünlü bir şarkıcı
büyüleyici
Sahnedeçok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
büyülemek
Sahnedebirinin çok ilgisini çekmek
The story fascinated me
Hikâye beni büyüledi
büyüleyici
aşırı derecede ilginç veya çekici
The story was absolutely fascinating
Hikaye kesinlikle büyüleyiciydi
test
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmek için yapılan inceleme
The test shows how the machine works
Test makinenin nasıl çalıştığını gösterir
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
liman başkanı
Sahnedelimanın işleyişinden sorumlu olan yetkili kişi
The harbormaster manages the ships in the harbor
Liman başkanı limandaki gemileri yönetir
yine de
Sahnededaha önce belirtilenlere rağmen
It was raining but I went out nonetheless
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktım
yine de
buna rağmen
It was cold; nonetheless, he went swimming
Hava soğuktu; yine de yüzmeye gitti
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
sağ
Sahnedesolun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
Sahnededoğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sakin
Sahnedebir yerde yaşayan kişi
I am a resident of this city
Bu şehrin bir sakiniyim
asistan doktor
bir hastanede eğitimine devam eden doktor
He is a resident doctor
O bir asistan doktor
sakin
belli bir yerde yaşayan kimse
She is a resident of this city
O bu şehrin bir sakini
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedebir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
inç
Sahnedebir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
yasa dışı olarak
Sahnedekanuna aykırı bir şekilde
He parked his car illegally
Arabasını yasa dışı olarak park etti
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
I start work at 9
İşe saat 9'da başlarım
başlangıç
bir şeyin başladığı nokta
The start of the race is here
Yarışın başlangıç noktası burada
yakından
Sahnedeçok kısa bir mesafeden
I saw the painting up close
Tabloyu yakından gördüm
yakından
çok yakın mesafede
I looked at the picture up close
Resme yakından baktım
alçaltmak
Sahnedebir şeyi daha az yüksek bir seviyeye getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı alçaltın
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
indirmek
bir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
biraz
Sahnedebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
ara sokak
Sahnedebinalar arasında kalan dar sokak
The cat ran down the alley
Kedi ara sokağa doğru koştu
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalış
Sahnedebir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
yeniden yerleşim
Sahnedeyaşamak için yeni bir yere taşınma eylemi
The resettlement began last year
Yeniden yerleşim geçen yıl başladı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
morina balığı
Sahnedeyiyecek olarak kullanılan büyük bir deniz balığı
Cod is a popular fish
Morina popüler bir balıktır
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
baba
Sahnedeçocuğu olan erkek
My father is a doctor
Babam bir doktordur
baba
ebeveyn olan erkek
He is a great father
O harika bir baba
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
kazanmak
Sahnedeyaptığı iş karşılığında para almak
She earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
aşağı çekmek
bir şeyi aşağıya doğru hareket ettirmek veya yıkmak
Pull down the blinds
Perdeleri aşağı çek
kesmek
Sahnedekeskin bir aletle bölmek veya ayırmak
I cut the cake
Pastayı kestim
kesmek
Sahnedebir bağlantıyı veya konuşmayı durdurmak
Don't cut me off
Sözümü kesme
müsamaha göstermek
birine daha fazla özgürlük tanımak veya daha az katı olmak
Cut me some slack
Bana biraz müsamaha göster
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
balıkçı
Sahnedebalık tutan kişi
The fisherman is by the lake
Balıkçı gölün kenarında
balıkçı
Sahnedebalık yakalayan kimse
He is a good fisherman
O, iyi bir balıkçıdır
balıkçı
Sahnedemesleği balıkçılık olan kişi
The fisherman goes to sea every day
Balıkçı her gün denize açılır
balıkçı
balık yakalayan kişi
He is a fisherman
O bir balıkçı
vay be
Sahnedeşaşkınlık belirten bir ünlem
Whooh, that was a surprise!
Vay be, bu sürpriz oldu!
gelir sağlamak
Sahnedebir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
içeri getirmek
Sahnedebir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
dahil etmek
Sahnedebir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
serap
Sahnedeatmosfer koşulları nedeniyle uzakta görünen görüntü
A fata morgana appeared over the sea
Denizin üzerinde bir serap belirdi
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
bira fabrikası
Sahnedebiranın üretildiği yer
They visited a local brewery
Yerel bir bira fabrikasını ziyaret ettiler
hay aksi
Sahnedehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
ateş açmak
Sahnedesilah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
balık tutma
Sahnedebalık yakalamaya çalışma
We are going fishing today
Bugün balık tutmaya gidiyoruz
balıkçılık
balık yakalama sporu veya uğraşı
Fishing is a popular hobby
Balıkçılık popüler bir hobidir
balıkçılık
balık tutma eylemi
He enjoys fishing in the lake
O gölde balık tutmaktan hoşlanır
olta balıkçılığı
boş zamanlarda balık tutma hobisi
Fishing is a relaxing hobby
Balıkçılık rahatlatıcı bir hobidir
buzdağı
Sahnededenizde yüzen çok büyük buz kütlesi
The ship hit an iceberg
Gemi bir buzdağına çarptı
göbek marul
Sahnedeyuvarlak ve gevrek başı olan bir marul türü
Iceberg lettuce is crisp
Göbek marul gevrektir
buzdağı
denizde yüzen devasa buz kütlesi
Icebergs are found in the Arctic
Buzdağları Arktik'te bulunur
yavaş
Sahnededüşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaş
düşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
düşük hızda hareket eden
The train is very slow
Tren çok yavaş
dev dalga
Sahnedeokyanusta oluşan büyük ve güçlü dalga
A growler crashed against the shore
Dev bir dalga kıyıya çarptı
growler
bira taşımak için kullanılan büyük şişe
I bought a growler of beer
Bir growler bira aldım
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
yakın
uzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka
belirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip