

Below — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
587 kelime
Seviye
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
etkinlik
yapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
denetim
Sahnedebir şeyin resmi olarak kontrol edilmesi
The building passed the safety inspection
Bina güvenlik denetiminden geçti
çiftlik
Sahnedetarım yapılan veya hayvan yetiştirilen arazi
The farm is big
Çiftlik büyük
çiftçilik yapmak
Sahnedetoprakta bitki yetiştirmek veya hayvan beslemek
They farm wheat
Buğday yetiştiriyorlar
tarla
yiyecek yetiştirmek veya hayvan beslemek için kullanılan toprak
He works on the farm
O tarlada çalışıyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
varsaymak
Sahnedebir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
varsaymak
kanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
kesin bir kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I presume that he is at home
Onun evde olduğunu varsayıyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
tıkırdayan
Sahnedesert nesnelerin birbirine çarpmasıyla çıkan ses
The plates were clattering on the table
Tabaklar masanın üzerinde tıkırdıyordu
tıkırtı
sert nesnelerin birbirine çarpmasıyla oluşan gürültü
I heard the clattering of pans in the kitchen
Mutfaktaki tencere tıkırtısını duydum
sevgili
Sahnedesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
ilgilenmek
Sahnedebirine veya bir şeye bakmak ve onunla ilgilenmek
I look after my younger brother
Küçük kardeşimle ilgilenirim
bakmak
birine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin bakımını üstlenip iyi durumda olmasını sağlamak
You must look after your dog
Köpeğinle ilgilenmelisin
tesadüfen yapmak
Sahnedeplanlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bir tane
Sahnedetek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
sefer
Sahnedebelirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
Sahnedeherhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
karmaşık
Sahnedeanlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karışık
durumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
kalp
Sahnededuyguların özellikle de aşkın merkezi
She has a kind heart
Onun nazik bir kalbi var
kupa
iskambil destesindeki kalp şeklindeki seri
I have the ace of hearts
Elimde kupa ası var
merkez
en önemli veya merkezi kısım
They live in the heart of the city
Şehrin merkezinde yaşıyorlar
kalp
vücutta kan pompalayan organ
The heart pumps blood
Kalp kan pompalar
korna
Sahnedeyüksek sesli uyarı veren cihaz
He pressed the car horn
Araba kornasına bastı
boynuz
bir hayvanın başındaki sert ve sivri çıkıntı
The goat has a long horn
Keçinin uzun bir boynuzu var
korno
içine üflenerek çalınan metalden yapılmış bir müzik aleti
She plays the horn in the school band
Okul grubunda korno çalıyor
ince sesli
gıcırdayan bir ses gibi yüksek ses frekanslı
She has a high pitched voice
Onun ince bir sesi var
tiz
yüksek ses frekanslı veya tonu yüksek
The whistle has a high pitched sound
Islığın tiz bir sesi var
kulak tırmalayıcı
yüksek ve keskin sesli
I heard a high pitched scream
Tiz bir çığlık duydum
yüksek tonlu
yüksek bir sese sahip
The alarm is very high pitched
Alarm çok yüksek tonlu
tiz
yüksek frekanslı ses
The singer has a high pitched voice
Şarkıcının tiz bir sesi var
ince
çok yüksek frekanslı ses
The whistle made a high pitched sound
Düdük ince bir ses çıkardı
tiz
ince ve yüksek sesli olan
The singer hit a high pitched note
Şarkıcı tiz bir nota söyledi
sadece
Sahnedetek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
korkmuş
bir şeyden dolayı endişe veya korku duymak
She is afraid of dogs
O köpeklerden korkuyor
tekinsiz
Sahnedegarip ve korkutucu
The silence was eerie
Sessizlik tekinsizdi
ürkütücü
Sahnedegarip ve korkutucu
The old house looks eerie at night
Eski ev geceleri ürkütücü görünüyor
şiddetlenmek
Sahnedegüç veya etki bakımından artmak
The storm began to intensify
Fırtına şiddetlenmeye başladı
yoğunlaştırmak
bir şeyin gücünü veya etkisini artırmak
The storm began to intensify
Fırtına şiddetlenmeye başladı
yoğunlaştırmak
bir şeyi daha güçlü veya daha etkili hale getirmek
They decided to intensify their efforts
Çabalarını yoğunlaştırmaya karar verdiler
yoğunlaştırmak
bir şeyi daha güçlü veya şiddetli hale getirmek
They decided to intensify their efforts
Çabalarını yoğunlaştırmaya karar verdiler
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
araç yolculuğu
Sahnedebir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürmek
hareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
iletmek
Sahnedebilgiyi elektronik olarak göndermek
The tower transmits signals
Kule sinyalleri iletir
bulaştırmak
bir hastalığı bir kişiden veya hayvandan diğerine geçirmek
Mosquitoes transmit malaria
Sivrisinekler sıtmayı bulaştırır
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
fazla mesai
Sahnedenormal çalışma saatlerini aşan çalışma karşılığında alınan ücret
He earned extra money by working overtime
Fazla mesai yaparak ekstra para kazandı
fazla mesai
olağan süreyi aşan ek süre
I worked overtime yesterday
Dün fazla mesai yaptım
hemen
Sahnedegecikmeden, derhal
Please come here at once
Lütfen hemen buraya gel
aynı anda
aynı zaman içerisinde gerçekleşen
They all spoke at once
Hepsi aynı anda konuştu
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
zor biri
Sahnedeyönetilmesi zor olan kişi veya şeyler
The toddlers are a handful
Küçük çocuklar oldukça zorlayıcı
bir avuç
az miktarda veya sayıda olan şey
Only a handful of people came
Sadece birkaç kişi geldi
megafon
Sahnedesesi yükseltmeye yarayan koni şeklinde araç
He used a megaphone to shout
Bağırmak için megafon kullandı
durum
Sahnedebelirli bir hissetme ya da bulunma biçimi
She was in a calm state
Sakin bir durumdaydı
eyalet
kendi hükümeti olan bir ülke parçası
Texas is a large state
Teksas büyük bir eyalettir
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
bilgilendirmek
Sahnedebirine önemli bir şeyi söylemek
I advised her about the change
Değişiklik hakkında onu bilgilendirdim
tavsiye etmek
birine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
nefes nefese kalmak
Sahnedehızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
pantolon
Sahnedebacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
söz vermek
Sahnedebirine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
söz
bir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
baba
Sahnedebir çocuğun erkek ebeveyni
My dad is very kind
Babam çok nazik
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
psilosibin
Sahnedegerçekte olmayan şeyleri görmenize veya hissetmenize neden olan doğal bir kimyasal
Psilocybin is a natural substance found in some mushrooms
Psilosibin bazı mantarlarda bulunan doğal bir maddedir
kambur balina
Sahnedeuzun yüzgeçleri ve kavisli bir sırtı olan bir balina türü
We saw a humpback whale in the ocean
Okyanusta bir kambur balina gördük
kabine
Sahnedeküçük ve kapalı bir alan veya oda
He stepped into the voting booth
Oy kabinine girdi
genç
Sahnedeyaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
genç
Sahnedehayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın
dönem
Sahnedekişinin hayatındaki bir zaman dilimi
This was a difficult chapter in her life
Bu onun hayatında zor bir dönemdi
bölüm
bir kitabın numaralandırılmış parçası
I am reading the first chapter
Birinci bölümü okuyorum
bölüm
bir kitabın numarası veya başlığı olan parçası
I read the first chapter of the book
Kitabın ilk bölümünü okudum
şube
büyük bir organizasyonun yerel kolu
She joined the local chapter of the club
Kulübün yerel şubesine katıldı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
tamam
Sahnedebir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
ülke vatandaşı
Sahnedebir ülkenin vatandaşı olan kişi
She is a French national
O, Fransa vatandaşıdır.
ulusal şampiyona
bir ülkedeki en iyi takımlar için düzenlenen büyük yarışma
She is competing in the nationals
Ulusal şampiyonada yarışıyor
ulusal
bir ulusla ilgili olan veya ona ait olan
This is a national park
Burası bir ulusal parktır
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
Sahnedeyaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
diş
Sahnedeısırmak için ağızda bulunan sert beyaz yapılar
He has a loose tooth
Onun bir dişi sallanıyor
diş
ağızda ısırmaya yarayan sert beyaz parçalar
Brush your teeth every day
Dişlerini her gün fırçala
kritik eşik
Sahnedebir değişimin durdurulmasının zorlaştığı aşama
The situation reached a tipping point
Durum kritik bir eşiğe ulaştı
kırılma noktası
bir süreçteki kritik aşama veya dönüm noktası
The company has reached a tipping point
Şirket bir kırılma noktasına ulaştı
dönüm noktası
bir durumun hızla değişmeye başladığı an
This event marked the tipping point in the war
Bu olay savaşta bir dönüm noktası oldu
kritik eşik
küçük bir değişikliğin büyük bir etki yarattığı an
The forest ecosystem reached a tipping point
Orman ekosistemi bir kritik eşiğe ulaştı
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
gıcırdamak
alçak ve gıcırtılı bir ses çıkarmak
The old door groaned
Eski kapı gıcırdadı
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sular
denizin ya da gölün bir bölümü
These waters are calm
Bu sular sakin
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
aniden
Sahnedeaniden ve beklenmedik bir şekilde
The car stopped abruptly
Araba aniden durdu
hanım
Sahnedebir erkeğin eşi (gayriresmi)
I'll have to ask the missus
Hanıma sormam gerekecek
homurdanmak
Sahnededüşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
ürpertici
Sahnedeinsanı soğuk hissettiren durum
It was a chilling wind
Ürpertici bir rüzgardı
ürpertici
korku veya soğukluk hissi veren
The wind was chilling
Rüzgar ürperticiydi
korkutucu
endişe veya korku uyandıran
He gave a chilling look
Korkutucu bir bakış attı
takılmak
sakin bir şekilde zaman geçirmek
I am just chilling at home
Evde sadece takılıyorum
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
kontrol etmek
bir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
telefon
Sahnedearama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
hayalet gibi
Sahnedehayaleti andıran veya ona benzeyen
A ghostly figure appeared in the room
Odada hayalet gibi bir figür belirdi
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
kaydetmek
Sahnedebir şeyin resmi yazılı veya sesli kaydını tutmak
Please log your hours worked
Lütfen çalıştığınız saatleri kaydedin
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
He put a log on the fire
Ateşe bir kütük attı
kayıt
olayların yazılı veya dijital kaydı
Keep a log of your hours
Çalışma saatlerinin kaydını tut
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
The log is very heavy
Kütük çok ağır
alkol etkisinde
Sahnedealkol veya uyuşturucu madde etkisi altında olma
He was driving under the influence
Alkol etkisinde araç sürüyordu
etkisi altında
alkol veya uyuşturucu maddelerin kontrolünde olmak
He was driving under the influence
O alkol etkisi altında araba kullanıyordu
hane halkı
Sahnedeaynı evde birlikte yaşayan insanlar
There are four people in my household
Hane halkımızda dört kişi var
ev halkı
bir evde yaşayan tüm kişiler
The household consists of five people
Ev halkı beş kişiden oluşuyor
hay aksi
Sahnedehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
yaklaşmak
Sahnedebirine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
ticaret
Sahnedebelirli bir tür ticari faaliyet
Business is slow today
Bugün ticaret durgun
şirket
mal veya hizmet satan bir kuruluş
She owns a small business
Küçük bir şirketi var
mesele
bir durum veya olaylar dizisi
That is none of your business
Bu seni ilgilendiren bir mesele değil
ticaret
mal veya hizmet alıp satma faaliyeti
She works in the business of selling books
Kitap satma işiyle uğraşıyor