

Below — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
568 kelime
Seviye
vuhu
Sahnedeheyecan göstermek için çıkarılan yüksek ses
Whoo hoo hoo! I won the game!
Vuhu! Oyunu kazandım!
yaşasın
neşe veya sevinç belirtisi olan yüksek ses
Whoo hoo hoo I got the job
Yaşasın işi kaptım
hey
heyecan göstermek amacıyla çıkarılan yüksek ses
Whoo hoo hoo look at that beautiful view
Hey şuna bak ne kadar güzel bir manzara
insanlar
Sahnedegenel olarak insanlar veya bireyler
People are social beings
İnsanlar sosyal varlıklardır
insanlar
Sahnedegenel olarak insanlardan oluşan topluluk
People need water
İnsanların suya ihtiyacı vardır
personel
bir kuruluşun çalışanları veya temsilcileri
The people at this bank are helpful
Bu bankadaki personel yardımcı oluyor
halk
ortak ilgi alanlarını veya değerleri paylaşan insan grubu
They are a peaceful people
Onlar barışçıl bir halktır
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yüzmek
Sahnedesuyun veya havanın üzerinde kalmak
The leaf floats on the water
Yaprak suyun üzerinde yüzüyor
ortaya atmak
başkalarının düşünmesi için bir fikir sunmak
He floated a new idea
Yeni bir fikir ortaya attı
borç vermek
birine kısa süreliğine para sağlamak
He can float me some cash for the ticket
Bilet için bana biraz nakit borç verebilir
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
gemi
Sahnedebüyük bir gemi veya tekne
The large vessel docked at the port
Büyük gemi limana yanaştı
gemi veya kap
büyük bir tekne veya sıvı koymak için kullanılan kap
The cargo vessel arrived at the port
Yük gemisi limana vardı
damar
vücutta sıvı taşıyan dar tüp
It is a small blood vessel
Bu küçük bir kan damarıdır
gemi
büyük bir deniz taşıtı veya kap
The huge vessel carried many goods
Devasa gemi çok sayıda mal taşıdı
görkemli
Sahnedeçok etkileyici ve muhteşem
They live in a grand house
Onlar görkemli bir evde yaşıyorlar
görkemli
çok büyük ve etkileyici
He lives in a grand house
Görkemli bir evde yaşıyor
bin dolar
bin dolar anlamına gelen argo ifade
The car cost ten grand
Araba on bin dolara mal oldu
harika
çok iyi veya hoş
That is a grand idea
Bu harika bir fikir
man
Sahnedeİncil'de Tanrı'nın çölde İsrailoğullarına verdiği yiyecek
The people ate manna in the desert
Halk çölde man yedi
sikişen biri
Sahnedecinsel ilişkiye giren biri için kullanılan kaba bir sözcük
They called him a shagger
Ona sikişen biri dediler
genç
Sahnedeyaşı küçük olan kimse
The youngster wants to play outside
Genç dışarıda oynamak istiyor
yük
Sahnedebaşarısız olmanıza neden olan veya sorun çıkaran şey
Her lack of experience is a liability
Onun deneyimsizliği bir yük
yükümlülük
bir şeyden dolayı yasal olarak sorumlu olma durumu
The company has a legal liability
Şirketin yasal bir yükümlülüğü var
borç
bir kişinin veya şirketin başkalarına ödemesi gereken para
The company has a large liability
Şirketin büyük bir borcu var
servet
Sahnedeçok büyük miktarda para
He made a fortune in oil
Petrolle büyük bir servet yaptı
fal
gelecekte neler olacağı
She read my fortune
Falıma baktı
şans
hayattaki talih veya şans
He had the good fortune to win
Kazanma şansına sahipti
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
Sahnedeüzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
harekete geçmek
Sahnedeharekete başlamak
Let's get going before the traffic starts
Trafik başlamadan harekete geçelim
yola çıkmak
hareket etmeye veya ayrılmaya başlamak
We should get going now
Şimdi yola çıkmalıyız
ayrılmak
bir yerden gitmeye başlamak
It is late, I must get going
Geç oldu, artık ayrılmalıyım
yola koyulmak
gitmek üzere hazırlık yapıp ayrılmak
We need to get going
Yola koyulmamız gerekiyor
başlamak
bir işe veya eyleme başlamak
We need to get going on the assignment
Ödeve başlamamız gerekiyor
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
pat pat ses çıkarmak
Sahnedekısa ve patlayıcı sesler çıkarmak
The engine began to splutter
Motor pat pat ses çıkarmaya başladı
askeri
Sahnedeordu veya savaşla ilgili
He joined the military
Orduya katıldı
kahkaha atmak
Sahnedeyüksek sesle ve kaba bir şekilde gülmek
The witch gave a loud cackle
Cadı yüksek sesle bir kahkaha attı
tizce gülmek
yüksek ve sert bir sesle gülmek
The witch began to cackle
Cadı tizce gülmeye başladı
etkileyici
Sahnedegüçlü duygu veya heyecan barındıran
She gave a dramatic performance
Etkileyici bir performans sergiledi
etkileyici
güçlü duygular uyandıracak kadar güzel veya dikkat çekici
The mountains had a dramatic view
Dağlar etkileyici bir manzaraya sahipti
vuruş bölgesi
Sahnedesayı kalesinin üzerindeki ve atışların strike sayıldığı alan
The pitch crossed the strike zone
Atış strike bölgesinden geçti
strike alanı
Sahnedeatışın strike sayılması için içinden geçmesi gereken alan
The ball must pass through the strike zone
Top strike alanından geçmelidir
ürpertici
Sahnedeinsanı soğuk hissettiren durum
It was a chilling wind
Ürpertici bir rüzgardı
ürpertici
korku veya soğukluk hissi veren
The wind was chilling
Rüzgar ürperticiydi
korkutucu
endişe veya korku uyandıran
He gave a chilling look
Korkutucu bir bakış attı
takılmak
sakin bir şekilde zaman geçirmek
I am just chilling at home
Evde sadece takılıyorum
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
Sahnedeyasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tam
Sahnededoğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
müzik
Sahnededinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
önlemek
Sahnedebir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
alkışlamak
Sahnedeses çıkarmak için elleri birbirine vurmak
They began to clap
Alkışlamaya başladılar
bel soğukluğu
cinsel yolla bulaşan bir hastalık için kullanılan argo terim
He has the clap
Bel soğukluğu var
tutuklamak
birini polis gözetimine veya hapse almak
The police clapped him in jail
Polis onu hapse attı
bedensel
Sahnedevücutla ilgili olan
He suffered severe bodily harm
Ciddi bedensel zarar gördü
kötü
Sahnedeahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
senaryo
Sahnedeolası bir olaylar dizisi
What is the worst-case scenario?
En kötü senaryo nedir?
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
uzaklaşmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden kaçmak
He wants to get away from the city
Şehirden uzaklaşmak istiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
konuyu değiştirmek
belirli bir konuyu tartışmayı veya odaklanmayı bırakmak
Let us get away from that topic
Hadi o konuyu değiştirelim
uzaklaşmak
bir kişiden yerden veya kötü bir durumdan ayrılmak
I need to get away from the city
Şehirden uzaklaşmam gerekiyor
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
manipüle etmek
Sahnedebirini kurnazca veya dürüst olmayan bir yolla etkilemek
He tried to manipulate her decision
Onun kararını manipüle etmeye çalıştı
manipüle etmek
birini veya bir şeyi kontrol etmek
He tried to manipulate her
Onu manipüle etmeye çalıştı
yönlendirmek
bir kişiyi veya durumu ustaca kontrol etmek
She manipulated the conversation
Sohbeti o yönlendirdi
şekillendirmek
bir şeyi beceriyle değiştirmek veya kullanmak
He manipulated the data to show the results
Sonuçları göstermek için verileri şekillendirdi
karar vermek
Sahnedebir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
kararlı
Sahnedekolayca pes etmeyen
She is determined to reach her goal
Hedefine ulaşmaya kararlı
tespit etmek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
giderek azalmak
Sahnededurana kadar yavaş yavaş daha sessiz hâle gelmek
The music faded out
Müzik yavaş yavaş kesildi
yavaşça kaybolmak
sesin veya görüntünün kademeli olarak azalması ve yok olması
The music began to fade out at the end
Şarkının sonunda müzik yavaşça kaybolmaya başladı
yavaşça kaybolmak
bir şeyin yavaşça sesinin kısılması veya gözden silinmesi
The music will fade out at the end
Müzik sonunda yavaşça kaybolacak
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ünlem
Dammit, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
korkutmak
Sahnedebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
müsamaha göstermek
Sahnedebirine daha fazla özgürlük tanımak veya daha az katı olmak
Cut me some slack
Bana biraz müsamaha göster
kesmek
Sahnedebir bağlantıyı veya konuşmayı durdurmak
Don't cut me off
Sözümü kesme
kesmek
keskin bir aletle bölmek veya ayırmak
I cut the cake
Pastayı kestim
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
Sahnededaha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sahil güvenlik
kıyıları ve deniz sularını korumakla görevli kurum
The coast guard rescued the sailors
Sahil güvenlik denizcileri kurtardı
sahil güvenlik
denizdeki tehlikeli durumlarda insanlara yardım etmek için kıyıları devriye gezen kuruluş
The coast guard rescued the boat
Sahil güvenlik tekneyi kurtardı
deniz kurtarma ekibi
denizde insanların güvenliğini sağlayan grup
The coast guard arrived quickly
Deniz kurtarma ekibi hızla ulaştı
sahil güvenlik
bir ülkenin kıyılarını koruyan kuruluş
The coast guard rescued the sailors
Sahil güvenlik denizcileri kurtardı
sahil koruyucusu
bir kıyıyı koruyan kişi ya da grup
A coast guard watched the shore
Bir sahil koruyucusu kıyıyı gözetledi
sahil güvenlik
Bir ülkenin kıyılarını koruyan kuruluş
The coast guard patrols the shore
Sahil güvenlik kıyı şeridinde devriye gezer
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Keep on movin
Hareket etmeye devam et
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
I am movin to a new house
Yeni bir eve taşınıyorum
bir yerden başka yere gitmek
bir yerden başka bir yere doğru hareket etmek
We are movin' south
Güneye doğru ilerliyoruz
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
incinmiş
fiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
reddetmek
Sahnedebir şeyin kabul edilemez olduğuna karar vermek
They tossed out the proposal
Teklifi reddettiler
atmak
bir şeyi çöpe atıp elden çıkarmak
I need to toss out these old papers
Bu eski kağıtları atmam gerekiyor
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
telsizden cevap vermek
Sahnedetelsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
lanet
Sahnedekötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
belâ
sıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
feryat etmek
Sahnedeacı veya üzüntüyle yüksek sesle ağlamak
The baby began to wail
Bebek feryat etmeye başladı
yaya
Sahnedearaç kullanmadan yürüyerek hareket etme
It is faster to go there on foot
Oraya yaya gitmek daha hızlıdır
yürüyerek
yürüyerek gitmek
I go to work on foot
İşe yürüyerek gidiyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
davranış
bir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
çıkmak
Sahnedebir yerden dışarı çıkmak
Please exit the building
Lütfen binadan çıkın
çıkış
bir yerden veya yoldan ayrılmaya yarayan yol
Where is the emergency exit?
Acil çıkış nerede?
hava saldırısı
Sahnedeuçaklarla yapılan saldırı
The air strike damaged the bridge
Hava saldırısı köprüye zarar verdi
hava saldırısı
askeri uçakların bomba atarak gerçekleştirdiği saldırı
An air strike destroyed the bridge
Bir hava saldırısı köprüyü yıktı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
daha sonra
Sahnedeşu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
daha sonra
şimdiki zamandan sonraki bir vakitte
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
süper
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
erkek çocuk
Sahnedeerkek çocuk
The boy is playing outside
Erkek çocuk dışarıda oynuyor
delikanlı
Sahnedegenç erkek
The young man works at a café
Genç adam bir kafede çalışıyor
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
çalma
Sahnedebir enstrüman veya ses ile müzik yapma eylemi
She is playing the guitar
Gitar çalıyor
çalma
Sahnedebir müzik aleti veya cihazdan ses çıkarmak
I like playing guitar
Gitar çalmayı seviyorum
oyun oynama
bir oyun veya spora katılma
They are playing football
Onlar futbol oynuyorlar
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
tahliye etmek
Sahnedeinsanları tehlikeli bir yerden uzaklaştırmak
They had to evacuate the building because of the fire
Yangın nedeniyle binayı tahliye etmek zorunda kaldılar
tahliye etmek
Sahnedeinsanları tehlikeli bir yerden güvenli bir yere taşımak
They evacuated the building during the fire
Yangın sırasında binayı tahliye ettiler
tahliye etmek
tehlikeli bir bölgedeki insanları güvenli bir yere nakletmek
The police evacuated the building
Polis binayı tahliye etti
boşaltmak
vücuttaki bir organın veya bölgenin içini temizlemek
The medicine helps to evacuate the bowels
İlaç bağırsakların boşaltılmasına yardımcı olur
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
kir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz