

Below — 1. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
574 kelime
Seviye
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
götürmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
ilgi duymaya başlamak
Sahnedebir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
Sahnedebelirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
almak
Sahnedebir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
teslim almak
Sahnedebir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
zaman gerektirmek
Sahnedebelirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
izlemek
Sahnedebir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
sataşmak
birine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
başa çıkmak
bir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
bir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
borç biriktirmek
Sahnedebir borcun veya faturanın artmasına neden olmak
He ran up a huge bill at the hotel
Otelde yüklü bir fatura biriktirdi
hızlanma koşusu
bir atlama veya atıştan önce hız kazanmak için yapılan kısa koşu
The athlete took a short run up before the jump
Atlet atlamadan önce kısa bir hızlanma koşusu yaptı
hazırlık dönemi
önemli bir olaydan önceki hazırlık süresi
There is excitement in the run up to the election
Seçim öncesindeki hazırlık döneminde büyük bir heyecan var
hazırlık dönemi
bir olaydan önceki zaman dilimi
He was busy in the run-up to the concert
Konser öncesindeki hazırlık döneminde meşguldü
koşarak yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru hızlıca hareket etmek
The child ran up to his mother
Çocuk annesine doğru koştu
hızlıca hazırlamak
bir şeyi aceleyle yapmak
I can run up a quick lunch for you
Senin için hızlıca bir öğle yemeği hazırlayabilirim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
garanti etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine dair söz vermek
I guarantee you will love this movie
Bu filmi seveceğinizi garanti ederim
kesin
gerçekleşmesi veya doğru olması kesin olan
Success is guaranteed
Başarı kesindir
etkili
Sahnedebir sonuç veya etki meydana getiren
The medicine is still active
İlaç hâlâ etkili
aktif
çok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
aktif
şu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
yüzünden
Sahnedebir şeyin sebebi olarak
We stayed home on account of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
nedeniyle
bir şeyin sebebi
The game was cancelled on account of the rain
Maç yağmur nedeniyle iptal edildi
kıt
Sahnedebir şeyin çok az olması
It was a lean year
Kıt bir yıldı
yağsız
vücutta çok az yağ olması
I like lean meat
Yağsız eti severim
eğilmek
vücudun dik durmaması için hareket ettirilmesi
Do not lean against the wall
Duvara yaslanma
eğiliminde olmak
bir şeyi tercih etme veya seçme olasılığı
I lean toward the blue shirt
Mavi gömleğe eğilimindeyim
acıtmak
Sahnedebirine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
incinmiş
fiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
Sahnedebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the sky
Gökyüzüne bak
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
ürpertici
Sahnedeinsanı soğuk hissettiren durum
It was a chilling wind
Ürpertici bir rüzgardı
ürpertici
korku veya soğukluk hissi veren
The wind was chilling
Rüzgar ürperticiydi
korkutucu
endişe veya korku uyandıran
He gave a chilling look
Korkutucu bir bakış attı
takılmak
sakin bir şekilde zaman geçirmek
I am just chilling at home
Evde sadece takılıyorum
nefes almak
Sahnedehava veya başka bir şeyi akciğerlere çekmek
Inhale deeply through your nose
Burnunla derin bir nefes al
gerilimli
Sahnedemerak veya heyecan uyandıran durum
That was a very suspenseful movie
Çok gerilimli bir filmdi
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
country müziği
Sahnedefolk ve western kökenli bir müzik türü
She likes listening to country music
Country müziği dinlemeyi seviyor
kırsal
tarlaların ve ağaçların olduğu açık alan
I live in the country
Kırsalda yaşıyorum
ülke
kendi hükümeti olan büyük toprak parçası
Which country are you from
Hangi ülkedensin
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
Sahnedebir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
kahrolası
Sahnedevurgu yapmak için kullanılan kaba bir sözcük
It was a fucking long day
Kahrolası uzun bir gündü
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
siktir
öfkeyi ifade etmek için kullanılan çok kaba bir sözcük
Fuck, I lost my keys
Siktir, anahtarlarımı kaybettim
bakır
Sahnedekırmızımsı kahverengi bir metal
This wire is made of copper
Bu tel bakırdan yapılmıştır
bakır para
küçük madeni para
He found a copper in his pocket
Cebinde bir bakır para buldu
polis
polis memuru için kullanılan gayri resmi kelime
The copper caught the burglar
Polis hırsızı yakaladı
devam eden
Sahnedehalen süren ve bitmemiş
The investigation is ongoing
Soruşturma devam ediyor
gündeme getirmek
Sahnedebir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
psikotik
Sahnedeciddi bir zihinsel bozukluğu olan
He was diagnosed as psychotic
Psikotik olduğu teşhis edildi
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
yakında
Sahnedeuzak olmayan
Is there a pharmacy nearby?
Yakınlarda bir eczane var mı?
konuşmak
birine kelimeler söylemek
He is talkin to me
Benimle konuşuyor
konuşmak
bir konu hakkında biriyle konuşmak
We are talking about our plans
Planlarımız hakkında konuşuyoruz
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
Sahnedebir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tam
Sahnededoğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
nakit
Sahnedemadeni para veya banknot şeklinde olan para
I will pay in cash
Nakit ödeyeceğim
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
ad
Sahnedebir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
bir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
off
Sahnedeacı veya çaba belirten bir ünlem
Oof, that hurt
Of, bu acıttı
yuva
Sahnedehayvanların yaşamak için kurduğu yapı
The bird built a nest
Kuş bir yuva yaptı
yuva yapmak
bir yuvaya yerleşmek veya yuva kurmak
Birds nest in the trees
Kuşlar ağaçlara yuva yapar
küpeşte
Sahnedegeminin yan tarafının en üst kenarı
He sat on the gunwale
Geminin küpeştesine oturdu
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
feda etmek
Sahnedebir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
fedakarlık
daha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
toplu göç
Sahnedebir grup insanın bir yeri topluca terk etmesi
There was an exodus of people from the city after the earthquake
Depremden sonra şehirden büyük bir toplu göç yaşandı
yüzmek
Sahnedevücudu kullanarak suda ilerlemek
She is swimming in the pool
O, havuzda yüzüyor
yüzme
suda hareket etme sporu veya etkinliği
Swimming is good for health
Yüzme sağlık için faydalıdır
yardım
Sahnedebirine yardım etme eylemi
Do you need any assistance?
Yardıma ihtiyacınız var mı?
kral balığı
Sahnededenizde yaşayan büyük bir balık
I saw a kingfish in the sea
Denizde bir kral balığı gördüm
telsiz
Sahnederadyo sinyalleri göndermek veya almak için kullanılan cihaz
The pilot used a radio set
Pilot bir telsiz kullandı
ayarlamak
bir şeyi belirli bir konuma veya duruma getirmek
Set the alarm for 7 AM
Alarmı sabah 7'ye ayarla
takım
birbirine ait olan şeylerden oluşan grup
I bought a new set of tools
Yeni bir alet takımı aldım
çok istemek
bir şeyi elde etmeyi güçlü bir şekilde istemek
She is set on winning the race
Yarışı kazanmayı çok istiyor
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
işaret
Sahnedebir şeyi temsil eden simge veya gösterge
This sign is a mark of quality
Bu işaret bir kalite göstergesidir
not
bir çalışmaya verilen değerlendirme puanı
She got a high mark on the test
Sınavdan yüksek bir not aldı
leke
bir yüzeydeki iz çizik veya benek
There is a dark mark on the wall
Duvarda koyu bir leke var
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
Sahnedeüzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
adım adım anlatmak
Sahnedebir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
artmak
Sahnedebir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
tamam
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
tekneyle gitmek
tekne kullanarak bir yerden başka bir yere gitmek
We boated across the lake
Gölü tekneyle geçtik
dondurucu
Sahnedeyiyecekleri korumak için donduran makine
Put the ice cream in the freezer
Dondurmayı dondurucuya koy
belirsiz
Sahnedenet olmayan
The image was indistinct
Görüntü belirsizdi
yerli
Sahnedeşehirde yaşayan ve genellikle yakınlardaki üniversite veya kırsal kesimle bağlantısı olmayan kişi
He is a townie who has lived here all his life
O hayatı boyunca burada yaşamış bir yerli
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
her şey
Sahnedeher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
tüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
neşeli
Sahnedepozitif ve mutlu
She is always upbeat
O her zaman neşelidir
kaynak
Sahnedesize yardımcı olmak için kullanılabilecek şeyler
The library is a great resource
Kütüphane harika bir kaynaktır
azalma
Sahnedehızda veya etkinlikte azalmayı belirten
Slow down
Yavaşla
aşağı
Sahnededaha alçak bir yere veya orada
Go down
Aşağı git
parçalara ayırmak
daha küçük parçalara bölmek
Break the problem down into smaller parts
Problemi daha küçük parçalara ayır
istekli
bir şeyi yapmaya veya denemeye hazır
I'm down to try it
Denemeye hazırım
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hal veya konum
What is your current status?
Şu anki durumun nedir?
statü
toplumdaki yer veya mevki
He has high status in the company
Şirkette yüksek bir statüsü var
durum
bir şeyin bulunduğu konum veya hal
What is the status of your application
Başvurunuzun durumu nedir
biçimini bozmak
Sahnedebir şeyin şeklini veya sesini değiştirmek
The lens distorts the image
Mercek görüntüyü bozar
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
lanet
bir kelimeyi veya duyguyu vurgulamak için kullanılır
that is a fuckin good song
bu lanet olası iyi bir şarkı
dalga geçmek
biriyle şaka yapmak veya oynamak
i am just fuckin with you
sadece seninle dalga geçiyorum
lanet olası
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kaba bir söz
it is a fuckin hot day
bu lanet olası sıcak bir gün
lanet olası
bir şeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba bir söz
That is a fuckin big mistake
Bu lanet olası büyük bir hata
lanet
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir söz
That was a fuckin mess
Bu tam bir lanet felaketti
lanet
bir şeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba bir söz
It is fuckin cold outside
Hava lanet soğuk
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
gereğini yapmak
Sahnedegerekli işlemi gerçekleştirmek
Please do the needful by Friday
Lütfen gerekli işlemi cuma gününe kadar yapın
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
bırakmak
Sahnedebir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
iyi olur
Sahnedebirine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
hayatta kalan
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra hayatta kalan kişi
He is a survivor of the crash
O, kazadan hayatta kalan kişidir
Survivor
popüler bir gerçeklik şovu yarışma programı
I love watching Survivor
Survivor izlemeyi seviyorum
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
oğul
Sahnedeerkek çocuk
He is their only son
O onların tek oğlu.
yemiş
Sahnedeküçük ve sulu meyve
She picked a berry
Bir yemiş topladı