

Breaking Bad — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
639 kelime
Seviye
ileri
Sahnedeön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
verim
Sahnedeüretilen şeyin miktarı
The farm had a high yield this year
Çiftlik bu yıl yüksek verim aldı
yol vermek
direnmeyi bırakmak veya kenara çekilmek
You must yield to pedestrians
Yayalara yol vermelisiniz
teslim olmak
savaşmayı veya direnmeyi bırakmak
He refused to yield to the enemy
Düşmana teslim olmayı reddetti
verim
bir süreçten elde edilen sonuç veya miktar
The crop has a high yield
Mahsulün verimi yüksek
vermek
bir şeyi ortaya koymak veya sağlamak
The tree yields delicious apples
Ağaç lezzetli elmalar verir
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
yöneltmek
birine karşı resmi olarak suçlama yapmak
The police leveled charges against the suspect
Polis şüpheliye karşı suçlamalar yöneltti
seviye
bir şeyin miktarı veya standardı
The noise level is high
Gürültü seviyesi çok yüksek
hiza
zemine veya bir noktaya göre yükseklik
This shelf is at eye level
Bu raf göz hizasındadır
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
I reached the next level of the game
Oyunun bir sonraki aşamasına ulaştım
düzey
bir şeyin sahip olduğu kalite
He has a high level of skill
Yüksek bir beceri düzeyine sahip
su terazisi
bir yüzeyin düzlüğünü kontrol eden alet
Use a level to hang the picture
Resmi asmak için su terazisi kullan
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please go away
Lütfen git
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
uzaklaşmak
bulunduğu bir yerden ayrılmak
He decided to go away for a while
Bir süreliğine uzaklaşmaya karar verdi
adam
Sahnedeerkek için kullanılan argo bir sözcük
Who is that vato
Şu adam kim
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
iyilik
Sahnedeyardımcı veya nazik bir davranış
Can you do me a favour?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
desteklemek
bir fikri veya durumu desteklemek
I favour this new plan
Bu yeni planı destekliyorum
etkilemek
Sahnedebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Genellikle anahtarlarımı nereye koyduğumu unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi aklından çıkarmak
Don't forget to buy milk
Süt almayı unutma
elektron
Sahnedeatomun çekirdeği etrafında dönen negatif elektrik yüklü küçük parçacık
The electron orbits the nucleus
Elektron çekirdeğin etrafında döner
temel ürün
Sahnededüzenli olarak ihtiyaç duyulan yaygın ürün
Rice is a staple food in many countries
Pirinç birçok ülkede temel gıdadır
zımbalamak
kâğıtları küçük metal bir tel ile birbirine tutturmak
Please staple these documents together
Lütfen bu belgeleri zımbalayın
zımba teli
kağıtları birbirine tutturmaya yarayan küçük metal parça
This staple holds the papers together
Bu zımba teli kağıtları bir arada tutuyor
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan nazik sözcük
May I help you, ma'am
Size yardım edebilir miyim, hanımefendi
hanımefendi
saygılı bir hitap şekli
Yes, ma'am
Evet, hanımefendi
hanımefendi
Kadınlara hitap ederken kullanılan saygılı bir söz
How can I help you maam
Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi
hanımefendi
bir kadına resmi ortamda veya hizmet verirken kullanılan saygı ifadesi
Excuse me ma'am
Affedersiniz hanımefendi
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
bin dolar
Sahnedebin dolar anlamına gelen argo ifade
The car cost ten grand
Araba on bin dolara mal oldu
görkemli
çok büyük ve etkileyici
He lives in a grand house
Görkemli bir evde yaşıyor
harika
çok iyi veya hoş
That is a grand idea
Bu harika bir fikir
görkemli
çok etkileyici ve muhteşem
They live in a grand house
Onlar görkemli bir evde yaşıyorlar
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
beklentileri karşılamak
Sahnedeinsanların beklentileri kadar iyi olmak
The movie did not live up to the hype
Film, beklentileri karşılamadı
beklentileri karşılamak
insanların beklediği seviyeye ulaşmak
He lived up to our expectations
O beklentilerimizi karşıladı
enayi
Sahnedekolayca kandırılabilen kişi
Don't be such a sucker
Bu kadar enayi olma
ahır
Sahnedeekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
karıştırma
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirme
She is mixing the flour and water
Unu ve suyu karıştırıyor
karıştırma
farklı şeyleri bir araya getirme
I am mixing the ingredients together
Malzemeleri birlikte karıştırıyorum
Efendim
Sahnedesöylenen bir şeyi tekrar istemek
Come again? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
sürpriz
Sahnedebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayrete düşmesine sebep olmak
You surprised me with your arrival
Gelişinle beni şaşırttın
ürkütmek
birini aniden korkutarak şaşırtmak
The sudden noise surprised her
Aniden çıkan ses onu ürküttü
şaşkınlık
beklenmedik bir şey karşısında duyulan şok
She showed great surprise
Büyük bir şaşkınlık gösterdi
sürpriz
beklenmedik bir anda gerçekleşen olay veya hediye
We have a surprise for you
Senin için bir sürprizimiz var
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
koruma alanı
Sahnededoğanın korunduğu özel bölge
This is a nature reserve
Burası bir doğa koruma alanı
ayırtmak
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I would like to reserve a table
Bir masa ayırtmak istiyorum
rezerv
daha sonra kullanmak üzere saklanan kaynak
We have a fuel reserve
Yakıt rezervimiz var
ayırtmak
bir şeyi sonradan kullanmak üzere kendi adına ayırmak
I want to reserve a table for tonight
Bu akşam için bir masa ayırtmak istiyorum
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
içeri
bir binanın veya odanın içine
It is cold so let us go inside
Hava soğuk o yüzden içeri gidelim
sonrasında
Sahnedebahsedilen zamandan sonra
He left later
O daha sonra ayrıldı
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
yakın zamanda
çok uzun zaman önce olmayan
It happened in a later development
Bu yakın zamandaki bir gelişmede oldu
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
daha sonra
bir süre geçtikten sonra
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
sonradan
belli bir zaman geçtikten sonra
He arrived later
O sonradan geldi
ileride
şimdiden sonraki bir zamanda
We can talk about it later
Bunu ileride konuşabiliriz
gelecekte
ilerleyen bir zamanda
We will see later
Gelecekte göreceğiz
sonraki
şu andan daha geç
Choose a later date
Sonraki bir tarih seç
daha ileride
mevcut zamandan sonra
See you at a later date
Daha ileride görüşürüz
daha sonraki
bahsedilen zamandan sonra
Choose a later time
Daha sonraki bir zaman seç
gelecek zamanda
şimdiki zamandan sonra
We will decide later
Gelecek zamanda karar vereceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
gelecekteki
bir zaman sonra
It is a later event
Bu gelecekteki bir olay
başka bir zaman
farklı bir zamanda
We can go at a later time
Başka bir zaman gidebiliriz
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
ileri
gelecekte gerçekleşecek
This is a later development
Bu ileri bir gelişme
ileriki vakit
gelecekteki vakit
It will happen at a later time
İleriki vakitte gerçekleşecek
geç dönem
bir dönemin sonlarına doğru
It was in the later stages
Geç dönem aşamalarındaydı
sonraları
şu an değil
Maybe later
Belki sonraları
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
gecikmiş
zamanında yapılmamış
This is a later submission
Bu gecikmiş bir gönderim
orta yaş bunalımı
Sahnedeorta yaş döneminde yaşanan zorlu süreç
He is having a mid life crisis
O orta yaş bunalımı yaşıyor
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
saplamak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sopa
bir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
bölüm
Sahnedebir kitabın numaralandırılmış parçası
I am reading the first chapter
Birinci bölümü okuyorum
bölüm
bir kitabın numarası veya başlığı olan parçası
I read the first chapter of the book
Kitabın ilk bölümünü okudum
şube
büyük bir organizasyonun yerel kolu
She joined the local chapter of the club
Kulübün yerel şubesine katıldı
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
açığa satmak
henüz sahip olunmayan hisseleri daha sonra düşük fiyattan geri almak umuduyla satmak
Traders short the stock hoping for a price drop
Yatırımcılar fiyat düşüşü beklentisiyle hisseyi açığa satar
kısa film
kısa süreli bir film veya video
He made a short for the contest
Yarışma için bir kısa film çekti
kısaltma
bir kelimenin veya ismin daha kısa biçimi
Bob is a short form of Robert
Bob Robert isminin kısaltmasıdır
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
kısa boylu
uzun olmayan
The boy is very short
Çocuk çok kısa boylu
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
meslektaş
Sahnedeaynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
bir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
teslim etmek
Sahnedebirini polise veya yetkililere vermek
The witness decided to turn in the criminal
Tanık suçluyu polise teslim etmeye karar verdi
yatmak
uyumak için yatağa gitmek
I will turn in now
Şimdi yatacağım
ihbar etmek
birini yetkililere bildirmek
He turned in the thief
Hırsızı ihbar etti
teslim olmak
polise teslim olmak
He turned himself in
Teslim oldu
sapmak
bir yola dönerek girmek
He turned in at the driveway
Garaj yoluna saptı
teslim etmek
bir işi veya ödevi yetkili birine vermek
I must turn in my report today
Raporumu bugün teslim etmeliyim
teslim etmek
suçluyu veya kendini yetkililere bildirmek
The suspect decided to turn in himself
Şüpheli teslim olmaya karar verdi
vermek
tamamlanan bir ödevi veya belgeyi yetkiliye sunmak
I need to turn in my essay by tomorrow
Ödevimi yarına kadar teslim etmem gerekiyor
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
fırlatmak
Sahnedebir silahtan mermi veya nesne göndermek
The archer will shoot the arrow
Okçu oku fırlatacak
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
tüh
şaşkınlık veya hayal kırıklığı ifade eden hafif bir kelime
Oh shoot I forgot my keys
Tüh anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekim
film veya fotoğraf kaydedilen etkinlik
The film shoot was long
Film çekimi uzundu
ateş etmek
bir silahtan mermi çıkarmak
He started to shoot
O ateş etmeye başladı
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye göndermek
He shot an arrow
Bir ok fırlattı
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
ateş açmak
birine veya bir şeye doğru ateş etmek
They shot at the target
Hedefe ateş açtılar
vurmak
birini mermi ile yaralamak
He shot the target
Hedefi vurdu
isabet ettirmek
bir nesneyi hızla hedefi vuracak şekilde atmak
He shot the ball into the net
Topu ağlara isabet ettirdi
damardan vermek
iğne ile vücuda ilaç zerk etmek
They shoot drugs into their veins
Damarlarına ilaç veriyorlar
vurarak öldürmek
birini mermiyle yaşamına son vermek
He shot the outlaw
Haydutu vurarak öldürdü
silahla öldürmek
birini ateşli silahla öldürmek
He shot his rival
Rakibini silahla öldürdü
avlamak
hayvanı silahla vurarak öldürmek
They shoot deer
Geyikleri avlıyorlar
filiz
bitkinin yeni çıkan genç kısmı
I see a green shoot
Yeşil bir filiz görüyorum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
fırlamak
aniden ve hızlıca yükselmek
The prices shot up
Fiyatlar fırladı
göndermek
birine bir şey iletmek
Shoot me an email
Bana bir e-posta gönder
hemen göndermek
bir şeyi aceleyle yollamak
Shoot that file to me
O dosyayı bana hemen gönder
çekim seansı
fotoğraf çekilen etkinlik
The photo shoot was fun
Fotoğraf çekim seansı eğlenceliydi
kaymak
pürüzsüz bir yüzeyde hızla ilerlemek
He shot across the ice
Buzun üzerinde kaydı
sürgün
bitkide yeni çıkan dal
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
şahsen
Sahnedekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
başkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
kot pantolon
Sahnededenim kumaştan yapılmış günlük pantolon
I am wearing blue jeans
Mavi kot pantolon giyiyorum
kot pantolon
kot kumaşından üretilen günlük pantolon
I bought a new pair of blue jeans
Yeni bir kot pantolon aldım
ruhsal çöküntü yaşayan kimse
Sahnedeaşırı stres veya duygusal sorunlar nedeniyle işlevini yitirmiş kimse
She became a total basket case before her final exams
Final sınavlarından önce tam bir ruhsal çöküntü yaşadı
sinirleri bozuk kişi
duygusal olarak çok üzgün veya normal işlevlerini yerine getiremeyen kimse
He became a basket case after the exam
Sınavdan sonra sinirleri tamamen bozuldu
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
mama
Sahnedebebekler için hazırlanan özel besin
The baby drinks formula
Bebek mama içiyor
formül
bir şeyi yapmak için kullanılan kurallar veya talimatlar bütünü
He found a formula for success
Başarı için bir formül buldu
formül
özel bir madde karışımı
The baby is fed with formula
Bebek formülle besleniyor
sıkı
Sahnedesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
tayt
bacakları ve alt vücudu saran bir giysi
She wears black tights
O siyah tayt giyiyor
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
günlük
Sahnedeher gün gerçekleşen
I go for a daily walk
Günlük yürüyüşe çıkarım
günlük
her gün gerçekleşen
I have a daily routine
Günlük bir rutinim var
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
göz
görmemizi sağlayan vücut organı
I have two eyes
İki gözüm var
duman
Sahnedegüçlü kokulu duman veya buhar
The exhaust fumes are toxic
Egzoz dumanları zehirlidir
köpürmek
çok öfkeli olmak
She fumed at the unfair treatment
Adaletsiz muameleye karşı köpürdü
köpürmek
aşırı derecede öfkeli olmak
He was fuming about the mistake
Hata yüzünden köpürüyordu
katlanmak
Sahnederahatsız edici bir şeye tahammül etmek
I cannot put up with this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
dışlamak
Sahnedebirinin girmesini veya katılımını engellemek
They shut him out of the group
Onu grubun dışında bıraktılar
aniden ayrılmak
Sahnedebir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
kefalet
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
kurtarmak
birini zor bir durumdan çıkarmak
She had to bail him out of trouble
Onu zor durumdan kurtarması gerekti
ipucu
Sahnedebir cevabı bulmaya yardımcı olan bilgi
He gave me a clue
Bana bir ipucu verdi
birleştirmek
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
Combine the ingredients in a bowl
Malzemeleri bir kapta birleştirin
biçerdöver
hasat ürünlerini kesip toplayan tarım makinesi
The combine is working in the field
Biçerdöver tarlada çalışıyor
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
statü
bir kişinin toplumdaki yeri veya sınıfı
He is happy with his station in life
Hayatındaki statüsünden memnun
istasyon
belirli bir faaliyetin yapıldığı yer
They waited at the station
İstasyonda beklediler
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
çalıştı
Sahnedebir iş veya görev yapmak
He worked hard yesterday
Dün çok çalıştı
çalıştı
bir makinenin veya sistemin işlevini yerine getirmesidir
The engine worked perfectly yesterday
Motor dün mükemmel bir şekilde çalıştı
ilerledi
bir yere zorlanarak veya yavaşça hareket etmektir
He worked his way through the crowd
Kalabalığın arasından zorlukla ilerledi
çalıştı
bir işi veya görevi yerine getirmek
She worked at the office all day
O bütün gün ofiste çalıştı
çalıştı
bir iş yerinde görev yapmak
She worked at the bank for years
O yıllarca bankada çalıştı
çalıştı
bir görev veya iş üzerinde çaba göstermek
He worked on his homework all evening
O bütün akşam ödevi üzerinde çalıştı
sokak
Sahnedeşehir içindeki yol
We live on this street
Bu sokakta yaşıyoruz
sokak görmüş
hayat tecrübesi olan
He is street smart
O sokak görmüş biri
sokak
sokakla ilgili
This is street fashion
Bu sokak modası
kimya
Sahnedeiki kişi arasındaki romantik çekim veya uyum
They have great chemistry
Onların harika bir kimyası var
kimya
Sahnedemaddelerin yapısını ve değişimlerini inceleyen bilim dalı
I like chemistry class
Kimya dersini seviyorum
uydurmak
Sahnedebir hikaye veya plan uydurmak
He cooked up a story
Bir hikaye uydurdu
yemek hazırlamak
yemek yapmak veya hazırlamak
I will cook up a quick dinner
Hızlı bir akşam yemeği hazırlayacağım
uydurmak
hızlı veya gayri resmi bir şekilde bir şeyler oluşturmak
He cooked up a clever excuse for being late
Geç kaldığı için zekice bir bahane uydurdu
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
kamp alanı
Sahnedeinsanların geçici olarak çadır veya kulübelerde kaldığı yer
This camping area is quiet
Bu kamp alanı sessizdir
kamp yapmak
kısa süreliğine çadırda veya barınakta kalmak
They go camping every year
Her yıl kamp yaparlar
kamp yapma
çadırda veya karavanda dışarıda konaklama etkinliği
They love camping in the summer
Yazın kamp yapmayı seviyorlar
kamp
kısa bir süre için dışarıda çadırda veya barınakta kalma
We are planning a camping trip next month
Gelecek ay bir kamp gezisi planlıyoruz
kampçılık
açık havada çadırda veya karavanda kalma etkinliği
We go camping every summer
Her yaz kamp yapmaya gideriz
bel
Sahnedekaburgalar ile kalçalar arasındaki vücut bölümü
She wore a belt around her waist
Belinde bir kemer takıyordu
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
vazo
Sahnedeçiçek koymak için kullanılan süslü kap
The flowers are in the vase
Çiçekler vazoda
yıkamak
Sahnedesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
yıkamak
bir şeyi su kullanarak temizlemek
I wash my car every weekend
Arabamı her hafta sonu yıkarım
görmek
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek
I can't wait to lay eyes on the city
Şehri görmek için sabırsızlanıyorum
bakmak
birine veya bir şeye bakmak
I laid eyes on the new car
Yeni arabaya baktım
ilk kez görmek
birini ilk defa görmek
I knew I loved her the moment I laid eyes on her
Ona ilk gözümün iliştiği an onu sevdiğimi anladım
etrafı yoklamak
Sahnedegizlice bilgi aramaya çalışmak
He started to sniff around for more information
Daha fazla bilgi için etrafı yoklamaya başladı